Bir okul saldırısının anatomisi: Kimlik, öfke ve görünürlük
Okul saldırıları uzun süre Batı ülkeleriyle, özellikle de ABD ile sınırlı istisnai olaylardı. Ancak son yıllarda farklı coğrafyalarda benzer örneklerin ortaya çıkması, bu tür eylemlerin ortak bazı dinamikler etrafında şekillendiğini gösteriyor. Rastgele hedeflere yönelen, öfke temelli bu saldırılar artık yalnızca belirli toplumlara özgü değil.
Bu tür olaylar kimi zaman “ani bir patlama” olarak bireysel psikolojiye indirgeniyor, kimi zaman da doğrudan siyasal ve toplumsal yapılara bağlanarak açıklanıyor. Oysa her iki yaklaşım da tek başına yeterli değildir.
Biz burada Kahramanmaraş saldırganına (İsa) ilişkin medyaya yansıyan bilgiler üzerinden, bireysel deneyimlerle sosyal çevre arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğuna bakacağız. Çünkü bu tür saldırılar çoğu zaman tek bir nedenden değil; bireysel kırılmaların, sosyal izolasyonun, anlam arayışının ve uygun koşulların bir araya gelmesiyle oluşan bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkıyor.
KİMLİĞİN YENİDEN İNŞASI: BENLİK BELİRSİZLİĞİNİN AZALTILMASI
İsa okulda hiç arkadaşı olmayan, teneffüslerde kendi başına gezinen, derslerde başını sıraya koyup kimseyle muhatap olmayan, sürekli yalnız kalma davranışı sergileyen biri olarak betimlenmektedir. Bu durum, sosyal olarak dışlanmış ve marjinalleşmiş, popüler kültürde ‘loser’ (kaybeden) olarak tanımlanabilecek bir profil söz konusudur.
Bu ‘loser’ konumlanış yakın çevresinde kişinin kendini ‘biz’ olarak tanımlayabileceği sosyal kimlik zeminini zayıflatmaktadır. Dahası babasının kendisini öldürmeye çalıştığını iddia etmesi, annesinin kendisinden korktuğunu söylemesi ve yaşanan iletişimsizlik çocuğun ailesiyle güven ilişkisini ortadan kaldırmış ve aileyi “ben kimim” sorusunun güvenli bir referans noktası olmaktan çıkarmıştır. Kısaca, İsa’nın toplumsal aidiyeti yok değilse de, çok zayıftır.
Bu tür koşullarda bireyler, kimliği daha net, sınırları daha belirgin ve anlam çerçevesi daha bütünlüklü olan yapılara yönelme eğilimi gösterir. İsa’nın WhatsApp profilinde Elliot Rodger’ın fotoğrafını kullanması, INCEL (istemsiz bekar) gruplarıyla bağlantı kurması ve Discord/Reddit gibi kapalı dijital ortamlarda aktif olması, bu tür bir yönelime işaret etmektedir.
Dahası, kendi yazılarında kadın düşmanı ve nefret içerikli bir dil kullanması, “toplum bana haksızlık yapıyor” algısı, kendini üstün ama dışlanmış görmesi, bu gruba maruz kalmanın ötesinde aktif özdeşleşmenin de gerçekleştiğinin işaretlerini vermektedir.
İsa, bu özdeşleşmenin sonucu yalnız bir çocuk olan kişisel kimliğini “aslında üstün ama mağdur edilmiş” bir grup kimliği yönünde yeniden yapılandırmaya yönelmiştir. Zaten kendisini doğrudan ‘school hunter’ (okul avcısı) olarak nitelendirdiği de kayıtlarda yer almaktadır. Yani, bu süreçte İsa kendini artık izole bir birey olarak değil, davasının bir askeri olarak algılamaya başlamıştır.
Bu dönüşüm yalnızca bir aidiyet kazanımı değildir; aynı zamanda görünmezlikten çıkma çabasıdır. Nitekim İsa’nın “herkes ismimi duyacak” şeklindeki ifadeleri, bu kimlik inşasının yalnızca anlam arayışıyla değil, fark edilme ihtiyacıyla da yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.
DUYGUSAL MOTOR: KORKUDAN ÖFKEYE
İsa’nın dünyaya karşı derin bir nefret beslediği vurgulanmaktadır. Normal şartlar altında korku, müzakereyi ve yeni bilgi arayışını tetikler. Ancak öfke, mevcut inançlara ve bunlarla bağlantılı kararlılığa duyulan güveni körükler. İsa, sosyal dışlanmışlık korkusundan (kendini ‘dünyada yer bulamayan biri’ olarak konumlandırmaktadır) adaletsiz olarak algıladığı dünyaya karşı öfkeye geçmiştir. Bu noktada öfke yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda bir ifade aracına dönüşmektedir. İsa için görünür olmanın yolu, artık anlaşılmak değil, etkili bir iz bırakmaktır.
Geçişin ilk aşamasında kendine zarar verme davranışları (kendini jiletle kesme, vb.) sergilemiş, sonrasında bu öfke diğer insanlara yönelmiştir (herkesi aptal bulma, kendine haksızlık yapıldığına inanma, kadın düşmanı olma, nefret içerikli dil kullanma). Bir eylem planı hazırlama, “herkes ismimi duyacak” benzeri ifadeleri kullanma ve kendini “school hunter” olarak etiketleme de kararlılığı göstermektedir. Artık, alternatif yolları değerlendirme ya da geri adım atma gibi zihinsel değerlendirme kapasitesinin ciddi biçimde daraldığı görülmektedir. Buradan da güdülenmiş bir akıl yürütme süreci başlamıştır: Kendini üstün (yüksek IQ) ama dışlanmış görme, başarısızlıklarını sisteme yükleme, başkalarını doğuştan aptal olarak niteleme. Bu süreçte yeni bilgi arama durmuş, mevcut inançlar korunmuş ve çelişkiler dışarı atılmaya başlanmıştır.
NEDENSEL YÜKLEME VE MAĞDURUN SUÇLANMASI
İsa’nın manifestosu, entelektüel bir üstünlük duygusu (130 IQ iddiası) ve başkalarına yönelik küçümseme içerir. Akıl yürütmesi yanlı bir nedensellik analizine dayanmaktadır. Kendi başarısızlıklarının nedeni “yozlaşmış sistem”dir. Ama akranlarının “aptallığı” onların doğasının bir sonucudur. Yani, çektiği sıkıntıların nedeni kendi değil, kendi dışındaki sistem ve akranlarının kalıcı, değişmez, kötü özellikleridir.
İnsanlar genelde bir adil dünya inancına sahiptir ve bunun algılanmasının zor olduğu durumlarda adaletsizliğe uğrayanların aslında bunu hak ettiklerini düşünürler. İsa’da da süreç bu şekilde başlamış ancak kendini suçlama süreci zamanla dünyanın temelde adaletsiz olduğu algısının gelişmesiyle çelişki bastırılmıştır. Adaletin tesisi için İsa sezgisel bir savcı rolü benimsemiş ve bunun sorumlularının cezalandırılmasını meşru görmüştür.
DAVRANIŞSAL KOLAYLAŞTIRMA: TOKSİK ÜÇGEN
Yıkıcı davranışlar nadiren izole bireysel eylemlerdir; genelde “Toksik üçgen” olarak adlandırılabilecek bir dizi nedenin sonucu ortaya çıkarlar. Bunlardan ilki yıkıcı bir lider tanımlanmasıdır. İsa’nın Elliot Rodger’in fotoğrafını profil resmi yapması, eylem için taslak sağlayan karizmatik bir yıkıcı idolün varlığını göstermektedir. İsa’nın psikolojik durumu ve sıklıkla yüksek IQ’suna atıf yapması, onu basit bir fan olmaktan çıkarıp aktif bir işbirlikçi haline getirmiştir. Son olarak da çevresel eksiklikler söz konusudur. En önemlisi babasının silahlarına kolaylıkla erişebilir olmasıdır. Bunun okul ortamlarında gözlenen güvenlik zafiyetleriyle birleşmesi de saldırı planının gerçekleştirilmesini kolaylaştırıcı işlev görmüştür.
BULAŞMA VE SİMÜLASYON KISAYOLU
Kahramanmaraş’ta İsa’yı tetikleyen etkenlerden belki en önemlisi Siverek’teki okul saldırısıdır. Bu tür yakın tarihli olaylar, canlı ve kolay hatırlanan örnek sunarak en önemli zihinsel kestirmelerden biri olan bulunabilirlik kısayolunu oluşturur. Böylece bulaşma etkisi dediğimiz süreç başlar. Başkasının yaptığı şey artık yalnızca izlenen bir olay değil, “benim de yapabileceğim” bir ihtimale dönüşür. Şiddet, bu noktadan sonra düşünceden eyleme doğru kaymaya başlar.
İsa’nın manifestosu artık bir ‘loser’ değil, bilakis dünya çapında ünlü bir figür olduğu sonuçlar üzerine zihinsel simülasyonlar yaptığını düşündürmektedir. Burada yalnızca ‘loser’dan ünlü bir figüre dönüşme değil, aynı zamanda görünmez bir varoluştan herkes tarafından tanınan bir kimliğe geçiş söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında, şiddet yalnızca bir saldırı değil; aynı zamanda gecikmiş bir görünürlük talebinin en uç ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. Süreç içinde yaptığı zihinsel simülasyon da, eylemi henüz gerçekleşmeden psikolojik olarak anlamlı ve hatta ödüllendirici hale getirmiş görünmektedir. Bu süreç, nihayetinde bu trajik eylemin mümkün hale gelmesine yol açmıştır.
-
Sefa 3 saat önce Şikayet EtLütfen ama lütfen mecburi eğitimi ve 2 yıllık fakülteler kaldırılsın problemin yüzde 80 i biter çokmu zor allah aşkina okuyan okusun okumayan okumasın zorl tutuluyor lar okullardaBeğen
-
Tütün düşmanı 4 saat önce Şikayet EtMedyamız Kahramanmaraş'taki saldırıyı çok geniş bir şekilde tartışıyor fakat Şanlıurfa'daki olay üzerinde hiç durmuyor gibi.Beğen