İhsan Toy
İhsan Toy
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Yük ağır, yol uzun...

GİRİŞ 20.03.2013 GÜNCELLEME 20.03.2013 YAZARLAR

Kalibresi yüksek ve konuşulan her konunun kimyasına ve hücrelerine nüfuz edememiş yüzeysel ve günübirlik muhalefetle gidebileceğimiz yol bitti. Muhalefet partilerinin içine düştüğü acziyet de bunun ifadesi.

Muhalefetteki partilerin kapasite inşa etme potansiyelleri var. Ama bunu değerlendirebilecek vizyon, geleneksel siyaset anlayışının elinde heba olup gidiyor. Ülkenin yığınla çözülmesi gereken meselesi varken, hangi siyasi parti hangi konuda ve kaç tane çözüme yönelik rapor yayınlamıştır bu güne kadar? Milletvekillerinin hangi konularda uzman olduğunu bilip ona göre görevlendirecek vizyon sahibi kaç siyasi lider var?

Amacı kâr elde etmek olan şirketler bile her gün toplanıp, çalıştıkları sektörü akademisyenlere didik didik ettirip fırsat-risk pratiğine ve gelecek vizyonuna dair raporlar biriktirerek/güncelleyerek harıl harıl çalışırlarken, amacı ülkeye hizmet olan muhalefet partilerinin üzerine sanki ölü toprağı serpilmiş.

Konvansiyonel siyaset yapma alışkanlığı ve hastalığı bu ülkenin büyük potansiyelini heba ediyor.

Ayak uçlarındaki derinliksiz gündeme bakıp, onunla “oynamaktan” kafalarını kaldırıp ufka bakacak takatleri kalmamış âdeta.

Baktıkları tek ufuk seçim takvimi gibi duruyor. Olmayana ergi yapıp bir muhalefet partisinin yarın iktidara geldiğini hâyâl edelim; durumları sudan çıkmış balıktan beter olur.

Gerçi başarı ve kalite hiç bir zaman kendini tesadüfün eline bırakmaz. İktidara da tesadüfen gelinemez.

...

Örneklemek gerekirse; Elektriğin belki de en temel özelliği depo edilememesidir. O yüzden iletim hatları olmayan hidrolik santrallerde fazla gelen enerji ya toprağa verilir veya su türibünü kapatılır ve çalıştırılmaz.

Siyasi partiler kadar milletvekillerinin de enerji ve potansiyeli depo edilemez, sistemli olarak amaca uygun ve zamanında kullanılmadıklarında heba olup gider.

...

“Müzmin muhaliflik” psikolojik bir saplantıdır. Pili bitip durmuş saat bile günde iki kez doğruyu gösterirken Türkiye'de seçmen, muhalefetin nazarından bakacak olursa hiç bir zaman hiç bir hükümetin doğru icraat yaptığına şahit olamaz. İcranın her uygulamasına “hayır” diyerek konvansiyonel muhalefet yapmak patolojik bozukluktur. Bozuk saat bile bilinçten yoksun şekilde ve günde iki kez doğruyu gösterir. Ancak bu süre yalnızca iki saniyeden ibarettir. Günün 86,400 saniye olduğu düşünülürse; bozuk saatin yanlış/doğru gösterme oranı bile günde 43,200 bölü 1'dir.

...

Somut bir şey üretip ortaya koyamayanlar, siyaset ve söylemlerini ağırlıklı olarak soyut eleştiri üzerine bina ederler. Bu da genellikle yapılan işe dudak ucuyla öylesine değinildikten sonra işi yapanın şahsına yönelir. Yani geleneksel muhalefet fiilden çok faile yapılır. İşte o “sahte muhalefet”tir; yapıyormuş gibi yaparak yapmamaktır. Bunun tersyüz olması gerekir. Yani mesai faile değil fiile harcanmalı ki netice hasıl olsun. Ancak bu siyaseten risklidir. Deyim yerindeyse “yerin dibine sokulan o icraat” ya müthiş başarı kazanırsa...

Bu yüzden kişiyi eleştirmek daha kolay ve risksizdir.

Muhalefet, çağın ve sosyolojik değişimin gereklerine göre kendini “upgrade” edip yenilemelidir.

Bir şey üretip ortaya koyanların zaten eleştiriye ayıracakları mesaisi kıt olacaktır. Onlar dikkatlerinin büyük çoğunluğunu eleştiriden çok yaptıkları somut işe harcamaktalar. Aksi takdirde kör döğüşüne girip dikkat dağınıklığınıklığıyla muzdarip olur ve iş üretemezler.

...

Muhalif olmak “meslek” haline gelerek “profesyonel” bir “piyasa” oluşturuyorsa ve birileri buradan nemalanıp geçiniyorsa orada durup düşünmek gerekir.

Muhaliflik iyidir. Lâkin iyi ihtilafın da bir takım şartları, erdemi ve ahlâkı vardır; İlkeli, tutarlı, yıkıcı değil yapıcı ve iyi niyetli olmak, iki yüz ve artniyet taşımadan üstelik şablon çalışmadan, ülke ve millet menfaatine hizmet eden muhalefet yaparak tarihe kayıt düşmek... İsabetli önerilerle tarihe düşülen kayıtlar hiç bir zaman yok olmazlar. Kaldı ki tarihin ve iletişimin akış hızının arttığı günümüzde...

...

Muhalefetteki bazı partilerde şöyle bir düşünce ve eğilim var; “Projelerimizi iktidara geldiğimizde uygulamak için kendimize saklarız. Bunu açıklayarak iktidara yardımcı ol(a)mayız...”. Bu düşünce ve anlayış çağdışı kalmış, kolaycı ve terkedilmesi gereken yaklaşımdır. Hiç iktidara gelemeyecek bir muhalefet partisi, ülkenin faydasına hizmet edecek inovatif proje bulduysa veya geliştirdiyse, ülkemiz o projeden sonsuza kadar mahrum kalacak demektir. Ülkesine hizmet etmek isteyen bunu içine sindiremez.

Muhalefetteki siyasi partinin en temel görevi ülke için geleceğe dönük somut proje üretmek olmalıdır. Eleştirdiği her politikanın gerekçelerini, dayanaklarını raporlaştırıp alternatifini değil sağlıklısını ortaya koymaktır bu.

Fikr-i takip, gazetecilik kadar politikacının da ilkesi olmalıdır.

Siyasi oluşum, üretip biriktirdiği projeleri kamuoyuyla paylaşarak dökmeli ki eteğinde yeni çalışmalara yer açılabilsin. Üstelik bu tarz, zihnen yenilenmeye ve sürekli dinamik olmaya da hizmet eder. Öyle kapasite inşa edilir ki, iktidarı eleştirmek için onu geriden takip etmeye değil, ne yaptığını bilecek kadar bilinçli, uzun görüşlü, dosya ve projelerle onun önüne geçmeye bile yol açabilir. Bu durum iktidarı daha çok çalışmaya sevk ederken, ortaya hiç beklenilmedik derecede yüksek sinerji çıkar.

Hem iktidardan hem muhalefetten centilmenlik bekliyoruz; Muhalefetin iktidara önereceği, üzerinde iyi çalışılmış uygulanabilir sembol bir öneriyi iktidarın milleti adına “teşekkür” ederek uygulamaya aldığı, siyaset dünyamıza örneklik teşkil edecek bir centilmenlik olmalı bu. Zira gelecek yürüyüşünde siyasetin de enerji yutan değil sinerji üretecek düzeyde normalleşmesine ihtiyacımız var. Aksi takdirde uluslararası boyutta salıncak ülke - asansör takım olmak kaderimiz olacaktır.

...

Bir Kazak atasözünde denilir ki “En ağır yükü, kervanın son devesi taşır”. Çünkü ona gelinceye kadar, hedefe vasıl olması gerekip de yolda dökülen bütün yükler en sondakinin sırtına yüklenir.

Tıpkı bu topraklarda şu anda yaşadığımız gibi; yüzyılların ihmal edilerek biriktirdiği yükler bu kuşağın sırtına yüklendi. Cumhuriyet'in, Osmanlı'nın, Selçuklu'nun hatta Bizans'ın, Tanzimat'ın, Meşrutiyet'in, darbelerin, Balkanların, Kafkasların, Kuzey Afrika'nın, Ortadoğu'nun... yükleri bile; 2000'li yıllarda bu ülkeyi yöneten/yönetecek, bu coğrafyada yaşayan/yaşayacak kuşakların sırtında.

Üstelik aklınıza gelebilecek her alanda, her satıhta ve sektörde; Hukukta, siyasette, ekonomide, kültürde, mimaride, şehircilikte, sosyal alanlarda...

KISA MESAJ HATTI

Yük ağır, yol uzun...

Bari basiretimiz bol olsun.

Basiretten yoksun Türkçülerin ve Kürtçülerin yolda düşürdüğü ağırlıkların bile altına sadece iktidar değil muhalefet olarak da bu kuşaklar girecekler.


İhsan Toy- Haber 7

İhsantoy@tasam.org

https://twitter.com/caricare1773

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL