İhsan Toy
İhsan Toy
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Freni patladı!

GİRİŞ 17.01.2014 GÜNCELLEME 17.01.2014 YAZARLAR

Ama geriye dönüp baktığımda “fikri takip” ilkesi açısından kendimi zorunlu hissediyorum.

Şu cümleler son yazısından: “Siyasetçinin söyledikleri, çoğu zaman maksadı hakkında sadece bir ipucu verebilir. Anlamak için bakmamız gereken başka yerler var.

Söyledikleri kendisi için de geçerli, o halde biraz geçmişe gidelim.

“İmam-Hatipler kapatılmalıdır” diyerek bir mevzu açmıştı. Sonradan anlıyorduk açtığının mevzu değil “mevzi” olduğunu.

Zaman Gazetesi'nin, Ak Parti'den milletvekilliği için aday adayı olmuş ama aday gösterilmemiş köşe yazarı Mümtaz'er Türköne'den bahsediyorum.

O'na yönelttiğim “28 Şubatçıların yapmak istediğini, zaman farkı ile size söylettiren ve bu konuda onlarla sizi aynı çizgide buluşturan nedir?” sorum hâlâ orada (28 Haziran 2012) ortada duruyor.

Ağzından çıkanlara gelen tepkiler ve yapılan makul-mantıklı izahlar üzerine, süngü düşürmemeye gayret gösteren mahcup bir yazıyla geri çekildi. O'na hitaben kaleme aldığım “İmam-Hatipleri kim açar kim kapatır?” başlıklı yazımın altında bir okuyucu, “Allah selamet versin ne diyelim iyi kötü bağımızın koruğu...” diyerek bitirmişti yorumunu.

Ardından “islâmcılık öldü” diyerek yeni ve dalga boyu daha geniş bir mevzu açtı. Kendi tarif ettiği, bizimle (en azından benimle alâkası olmayan) “İslâmcılık”ı kontrollü biçimde kendince gömdü(!).

Devlet yönetimince eğitimin “teknik bir mesele”si olarak ele alınan/alınması gereken dershane tartışmasını itina ile siyasi alana çekmeye gayret etti(ler) ve başardı(lar). İmam-Hatipler ile dersane düzenlemesi meselesi arasında altı boş ve anlamsız bir organik bağ kurmaya çalıştı; “Peki dershaneler kapatılınca imam-hatipler daha da güçlenmiş mi olacak?” kel alâka sorusunu bile sordu.

Profesyonel olduğunu yani yazdıklarının karşılığında maaş aldığını biliyordum ama ‘profeşınıl' olabileceğini tahmin edememiştim.

Gerçekliğin sosyolojik zeminini optik yöntemlerle kaydırıp yerine mantıklı düşünceyle veya tartışmayla değiştirilemeyeceği varsayılan  sipariş “sanal gerçeklik”i ikâme etmeyi denedi.

Derken 17 Aralık'taki zaman ayarlı operasyonlar geldi.

Ve freni boşaldı...

Hızını alamayıp şimdi de Ak Parti'yi gömmeyi deniyor.

Bir yazısına attığı başlık, mevzu değil mevzi açtığının ispatı gibi duruyor;

Diyor ki “Başbakan, kaybettiği savaşı sürdürüyor”.

(Mehmet Şevket Eygi'nin şu sözü o başlığa cevap olabilir belki; “Cemaat gemileri yaktı. Ama denizin ortasında yaktı.)

Bir ‘Çay Partisi Hareketi' yaklaşımı var ki evlere şenlik (hatırlatın, önümüzdeki günlerde Gezi'den ve 17 Aralık'tan çok önce mayalanmaya çalışılan ‘Türkiye'nin Çay Partisi Hareketi'ni yazayım).

Bir de kurnazca “Cumhurbaşkanı, freni patlayan kamyonu durdurabilir mi?” diye soruyor.

Şu cümlesi var ki ‘kelle avcısı'nın niyet beyanı gibi duruyor “Terazi tartacak, adaletin keskin kılıcı inecek ve bazı başlar yere düşecek...

Ardı ardına öyle yazılar yazdı ve öyle cümleler kurdu ki şaşıracağım zaman, daha önce yazdıkları aklıma gelince şaşır(a)madım. Sadece “Allah kimsenin gözünü karartmasın” cümlesini sarfedebildim.

Günlük yazılar yazarken gündelik gündemle beraber, daha orta vadede gelecek vizyonuyla düşünmeyi aydınlar ihmal etmemelidir.

Az önceki cümleyi “sakin ol şampiyon!” diye de okuyabilirsiniz.

...

“Et tekrarü ahsen velev kâne yüz seksen/yüzseksen kere de yapılsa tekrar iyidir” diyerek artık herkesin bildiklerini bir kere daha  birilerinin kafasına iyice girmesi için tekrar edelim;

Tarihsel, klasik ve vazgeçilmez bir taktiktir; Savaşta çabuk ve etkili netice almak isteyen gözünü karartmış taraf, var gücüyle, doğrudan rakibinin kalbine saldırır. Zira kalp durursa diğer uzuvların gürbüz olması hiç bir şey ifade etmez.

Yukarıdaki metaforda kalpgâhın yerine millet iradesini ve onun işaret ettiğini ikâme edersek bir çok şeyin zihnimizde berraklaştığını göreceğiz.

Bu topraklarda yüz yılı aşkın süredir irade-i milliyeye suikastler düzenlenmektedir.

Tıpkı dizi filmlerde olduğu gibi;

Sahne değişir,

kostümler revize edilir,

aktörler yerlerini yenilerine bırakır,

ışıklandırmada yeni ayarlamalar yapılır,

efektler ‘upgrade' edilir,

müzik yenilenir,

öykü biraz daha süslenir ve karmaşıklaştırılır,

filmin adı bile değiştirilir.

Ama dedelerimizin dedelerinden bu yana senaryoda temel şablon ve hedef hiç değişmemektedir.

Bu yüzden ülkemizde tehlike anında kurtarılacak en önemli şey hukuk, ekonomi, politika falan filan değil MİLLÎ İRADEdir.

Çünkü o, KENDİSİ KURTARILDIĞINDA, DİĞER HER ŞEYİ DE KURTARACAK ÖZGÜL VE ‘SİHİRLİ' GÜCÜ MUHTEVASINDA BARINDIRIR. En çok istihkam edilmesi ve korunması gereken “kayıtsız şartsız milletin egemenliği ve iradesi”dir.

Bireysel planda ise, mâveraya göçüp gitmeden önce kurtarılması gereken İMAN değil midir? Merhum Said Nursî de ‘ikinci Said' dönemini siyasetten el etek çekip insanların imanını kurtarmaya adamamış mı idi!

KISA MESAJ HATTI:

Gözler şaşı bakabilir, Allah kalpleri şaşırtmasın.

İhsan Toy - Haber 7

İhsantoy@tasam.org

https://twitter.com/caricare1773

YORUMLAR 2
  • murat yılmaz 11 yıl önce Şikayet Et
    Bir topluluğun belirli bir kesimi.. hemde yönlendiricilerinin bu kadar sapıta bileceklerini düşünemezdik. Fakat oluyormuş işte. Şimdi daha iyi anlıyoruz yüzyıllardır vatan hayinlerinin devlete nasıl zarar verebildiklerini.
    Cevapla
  • - mert - 12 yıl önce Şikayet Et
    güzel YAZI olmus. birde bunu ekleyim. o sahis danisikli dövüste yapmistir. zamaninda dövüs yaptigi kisiler ile ayni agiz ile konusmaktan kacinmayan sahistir. kahraman olamadi ya iste onun ACISINI cekiyor simdi !!
    Cevapla