İhsan Toy
İhsan Toy
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Game Over!

GİRİŞ 03.11.2011 GÜNCELLEME 03.11.2011 YAZARLAR

Haber7’deki ilk yazımda çerçevesini çizmeye çalıştığım gibi tüm yaşananlar yeni bir çağın habercisi. Yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye yapmaya çalıştığı yeni anayasayla ayak bağlarından kurtulup oradaki yerini alma gayretinde.

Avro’nun kilit taşı; Yunanistan

Kamuoyundaki hâkim algı şu; Avrupa Birliği Yunanistan için çırpınıp duruyor. Büyük bir yanılgıdır bu. Birliğe dev açıklarını, yaptıkları swap oyunları ile küçülterek girebilen Ülke Avrupa’nın umurunda bile değil. Sahne gerisinde, tamamıyla pragmatik biçimde çıkarlar üstüne inşa edilen EUROSİSTEM ve Avro’nun geleceği ilgilendiriyor yaşlı kıtayı. Çünkü Yorgo Papandreu’nun ülkesini, el birliği ile AB’nin kilit taşı haline getirdiklerinin farkındalar. Taş yerinden çıktığında diğer kritik ülkelerle birlikte Avro’nun da çökme ihtimalinin küçümsenmeyecek kadar büyük olduğunu çok iyi biliyorlar.

Her ağzını açtığında -özellikle Türkiye’ye karşı- demokrasi, erdem ve ilkelerden bahseden Avrupalı liderlerin, diğer ülke vatandaşlarının vergileri ve bankalardan sildirecekleri % 50 borç ile Yunanistan’ın kurtarılması karşısında dut yemiş bülbül gibi suskun kalmalarının arkasında da bu var. Sadece Sarkozy’nin -o da yarım ağızla-, geçmişte AB ve Yunanistan’ın el birliği ile yaptığı sahtecilik sonucu iki yıl gecikmeyle ülkenin Avro Bölgesine alınmasını eleştirdiğine şahit olduk.

Papandreu’nun halk oylamasına gitme kararına karşı Avrupalı siyasetçilerden yükselen “ikili oynuyor” çıkışı AB’deki başka ikiyüzlülüğü ortaya çıkardı aslında. Birliğe katılmayı reddeden ülkelerin halklarına, kabul edinceye kadar katılımı oylatmayı göze alanlar şimdi Yunanistan’ın kendi geleceğinin halk tarafından tayin edilmesine karşı çıkıyorlar.

Game Over” beklentisi

Başbakan ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu şunu çok iyi biliyor; Ülkede aşılması zor gözüken ve derinleşmiş ekonomi-politik bir güven bunalımı var. Halka rağmen Birlik’ten gelecek yardım paketi halk oylamasına sunulmadan meclisten geçirilirse, Yunanistanlılar uygulamaların hayata geçirilmesi karşısında direnecektir. Bu da siyasal istikrarsızlık ve ardından krizin daha da derinleşmesi demektir.

Yunanistan’ın sorunu kendisinin olduğu kadar EUROSİSTEM ve dünya ekonomik sistemi için de ontolojiktir.

Birçok Batılı ülkede siyaseten iktidara kim gelirse gelsin, liderler oturacakları koltuğa bazı “muktedirler”in önceki iktidardan çok daha önce gelip çöreklendiklerini görüyor. Seçimle gelenler de hep onların kucaklarına oturup duruyorlar. Ne başkan ne de onlar koltuktan kalkabilir. İradeyi paylaşıp birlikte yönetmek zorundalar. Çünkü “muktedirler”; Baş(ba)kan’ın oturduğu koltuğun ta kendisi.

Böyle sürerse Dünyada kaos derinleşecektir. Yunanistan’da bu yaşanıyor; Kitleler pansuman çözümle tatmin olacak gibi durmuyorlar. Ülke borçlarını ödemeye yetmese de (20-30 milyar Avro) paraları var ama birikimlerini kendi bankalarından ve sistemden kaçırarak ülkelerindeki krizin daha da derinleşmesine sebep oluyorlar.

Orada insanların direnmeleri “ihanet”, “tembellik” ve “aymazlık” olarak görülüp küçümsenmemeli.  Belki de halklar, Yunanistan krizi’nden, geç kalmış Arap Baharı’ndan ve Wall Street’i İşgal Et eylemlerinden ilham alarak yeni bir dönemin kapılarını aralayıp küresel ekonomik sisteme “Game over!”, yani “Oyun bitti!” diyecekler.

Yaşananların Karl Marx’ın yüz elli yıl kadar önce önerdiği reçetelerle çözülebileceğini söylemek anakronizm olacaktır. Şartlar eski paradigma için anormal biçimde gelişiyor. Sebepler ve sonuçlar klasik yaklaşımlarla analiz edilemeyecek kadar özgün. Klasik üretim faktörleri emek, sermaye ve toprak unsurlarının  günümüzdeki ağırlığı bile yüzyıl öncesi ile aynı değil. Örneğin günümüzde Avrupa’da tarımda çalışan nüfus % 4, ABD’de % 1.5 Türkiye’de ise % 25’ler civarına kadar inmiştir.

Yaşananları eski alışkanlık ve şablonlara koyup anlamaya çalışmak, çözümü yanlış neticelere götürecektir. Yeni ve gerçekçi analizlere ihtiyaç var. Çünkü zamanın akış hızı teknolojilerdeki öngörülemez gelişmeler ve sosyo-ekonomik etkileri sayesinde geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak kadar arttı.

...

Türkiye’de yaşananlar sessiz devrim midir?

Neredeyse bütün devrimlerin doğasında yıkım vardır. Toplumsal yıkımların (devirme) ekserisi ise bir kaosa yol açar. Ortaya çıkan hengâme çatışma, kan, gözyaşı ve ölümleri de beraberinde taşır. Ancak ender bazı devrimler kargaşa getirmezler. Bu yönünden dolayı Türkiye’de yaşananlara birçok yazar-düşünür haklı olarak “sessiz devrim” adını veriyor.

Türkiye’ninki “sessiz devrim” değildir. Seslidir ama gürültüsüz ve patırtısızdır. Devirme eylemi aşama aşama gerçekleştiği ve çok çabuk inşa ile restorasyona tabi tutulduğu, herhangi bir otorite boşluğu bırakılmadığı için de kaosa yol açmamıştır.

Bu yönüyle ülkemiz Doğu ve Batı’daki ülkelerden ayrılıyor.

...

Teorisini yazanlarla, devrimi  yapanlar arasında, devrim sonrasında hep paylaşım odaklı kavga çıkmıştır. Günümüz dünyasında yaşananların bir teorisyeni yok. Pratisyenliğini ise lider veya liderler değil halk yapıyor. Üstelik bir teorisyene ihtiyacı olmadığı kadar başlangıçta lidere ve kurumsal bir çatıya da muhtaç değil.

Türkiye’nin sesli ama patırtısız ve gürültüsüz devrimi ise lider etrafında yol alıyor. Rant paylaşımı merkezli bir kavganın da içine düşülmedi.

Türkiye bu yönüyle de diğerlerinden ayrışıyor.

...

Teori hep pratiğin ayak izlerinden yol almıştır. Hayat yolunu azgın bir nehir gibi çizerken hukuksal normlar ona yetiştirilmeye çalışılır.

Dünyanın şu anki hâli  1990’dan 2000’li yıllara kadar Türkiye’nin iktisadi, sosyal ve moral değerler bakımdan yaşadığı “dip” dönemini çağrıştırıyor.

Tüm dünyada 82 civarında ülke ve 1500’den fazla şehirde Wal Street çıkışlı ve sivil “İşgal, Occupy” eylemleri yapıldı. Bu kentlerde on binlerce kişi yürüyüşlere katılırken bazılarında sayı yüz binleri aşıyordu. Türkiye’de ise İstanbul merkezli organizasyonda hepi topu 70 kişi toplanabildi. Gel de şu cümleyi kurma; “İstanbul İçin İsyan Vakti” eylemine katılanların sayısı “İstanbul İçin İftar Vakti”nde bir çadırda iftar açanların sayısını bile bulamamış.

Bu yönüyle de ülkemiz diğerlerinden farklı.

Not: Haber7.com için kaleme aldığım “Yeni bir çağ analizi” başlıklı ilk yazımı okumak için lütfen TIKLAYINIZ.

KISA MESAJ HATTI

Yıkmak öfke, yapmak ise sabır ister.

İhsan Toy / Haber 7
ihsantoy@tasam.org

www.twitter.com/caricare1773

YORUMLAR 2
  • yorumlu yorum 14 yıl önce Şikayet Et
    ''Yıkmak öfke, yapmak ise sabır ister''. Yıkmak cehalet, yapmak ise bilgelik ister
    Cevapla
  • TRUVA TROY 14 yıl önce Şikayet Et
    FELAKET TELLALI. Editörün Notu: Lütfen yorumunuzun tamamını büyük harflerle yazmayınız. Teşekkürler...
    Cevapla