Fatih’e bir Fatiha borçlusun!
Çağın, yeniye olan bireysel, psikolojik ve kitlesel düşkünlüğü, eskinin özüne sinmiş yaşanmışlıklarının bir kalemde silinmesi üzerine inşa ediyor kendini. “Her yeni iyidir” yanılgısı ve modası kıdemli değerlerimizin içini boşaltıp onları modern tavında örseleyip “klasik” tadında “eskiterek” önemsizleştiriyor.
Hâlbuki klasik; zamana karşı direncini ispat etmiştir. O alışılagelen değil direnerek gelendir.
...
Geçenlerde gecenin tam ortasında avlusundan geçip evime gidiyorken farkettim değişimi. Gecenin en koyu deminde Fatih Camii’ndeydim. Ma’bed 5-10 yıl önceki o eski ve küskün hâlini silkinip üzerinden atıvermiş. Her zaman orada imiş gibi karanlığın içinde, “eski” ve “yeni” kavramlarının sözlüklerde ve insan idrakindeki anlamını silip atacak kadar muhkem parlıyordu karşımda.
Ellerim ceplerimde yavaşça yürürken avluda, gördüklerim kelimeler biriktiriyordu içimde.
Bir kaç gün sonra gördüklerimi yazmak için Fatih Camii’nin avlusuna geldim. Bu kez saat gecenin ikisi. Oturdum Börekçi Kapısı tarafındaki avlunun orta yerindeki banka.
..
Ölüm son değildir bizde. Kadim ve güzel ülkeyi kabristandan geçip bulmanın diğer adıdır. Gerçek hayat ile yalan dünyanın sınır çizgisidir yani.
..
Sağımda kalan ikiz musalla taşları, sorsam söyleyeceklerdi; Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ı ahiret hayatına buradan yolcu ettiklerini. Necip Fazıl, Mahir İz, Turgut Özal, Necmettin Erbakan... ve daha nicelerinin mahşeri kalabalıklarla hem gönüllere hem de kabristanlara şuracıktan taşındıklarını.
...
Mabedin aralıklarla görünümünü kapayan asırlık ağaçlar tekrar yukarı doğru dal vermek üzere budanmış. Caminin banisi Fatih Sultan Mehmed’in kabrinin bulunduğu türbesi de ona yakışır bir güzellikle ihya edilmiş.
Oraya yakışmayan tek çirkinlik ise bize bu şehri kazandıran Sultan’ın önüne “bağış sandığı” garabetinin konulması.
...
Bir nesneyi hayatın içinden söküp attığınızda ve bir yapıyı müzeleştirdiğinizde tabiri caizse mumyaladığınızda öldürürsünüz. Halbuki eşya ile binayı yaşatan onun sosyal hayat içerisinde kullanılması değil midir?!
Ben avluda teravih kılarken oğlum bisikletiyle tur atıyordu daha geçenlerde. Kedilere yemek, güvercinlere buğday veriyorduk ailecek.
...
Taşlardaki zamanın aşındırıcı etkisi restorasyonla bertaraf edilmiş. Güneş saati minarenin ayağındaki yerinde, zembereği kurulmuş mekânik bir saat gibi güneşin doğmasıyla birlikte döngüsüne başlamayı bekliyor.
Hafiften yağmur çiseliyor. Minarenin işaret ettiği gökyüzüne bakınca, güçlü aydınlatmayla yağmurun içine işleyen ışık damlalarının yağdığını görüyorum. Çatı yıkanıyor önce. Yenilenen mermer oluklardan ışıldayarak akıyor yağmur suyu. Cami, sabah namazı için abdest tazeliyor.
“Gel” diyor bana Fatih. “Sadece kendin olarak değil. Her adımında köklerin de gelsin seninle. Genlerinde babanın, dedenin ve onun babası ve dedesinin hazreti Adem’e kadar yaşanmışlıklarını da heybene koyup gel. Ben sana İstanbul’u verdim sense Fatih’e bir Fatiha borçlusun.
Şu, yanında uzayıp şadırvana değen gölgen var ya, işte o da geleceğin. İyi bak oraya. Daha iyi bakarsan, çocuklarının ve torunlarının avluya düşmüş gölgeleriyle üst üste kesiştiğini göreceksin. Onlar da senin gibi huşu içinde ödeyecek borçlarını.”
...
İstanbul’un belleği mesabesinde olan muhkem tarihi yapılarını tek tek restore edip ışıldamasını sağlayan Genel Müdürlüğe ne kadar teşekkür etsek azdır. Hani şu asli görevi “Vakfedenlerin vakfiyelerinde belirtilen iradelerini eksiksiz olarak yerine getirmek” olan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne.
Küçük bir araştırmayla Vakıflara ait yaklaşık 10 bin eser olduğunu öğreniyorum. 2002 yılından bu yana bu eserlerin 3 bin 500’ünün restorasyonu yapılmış.
O binalar, eskimemiş vakıf medeniyetimizin muhkem anıtlarıdır. Her felakette daha da görünür duruma gelen sosyal yardımlaşma duygumuz ise o binalarla birlikte sosyal bilincimizdeki medeniyet birikiminin somut dışa vurumu.
Tam ümitlerin kesilmeye yüz tuttuğu zamanlarda bir ihya seferberliğidir bunun adı. Aynı durumun binlerce vakıf eserinde yaşandığını biliyorum. Tıpkı Yavuz Selim, Bayazid, Sultan Ahmed ve Şehzadebaşı Camilerinde şahitlik ettiğim gibi.
...
Pro-aktif tarzlılar, inovatif yaklaşımlılar! Durun!
İstanbul’un kadim ve muhkem değerlerinde inovatif ve pro-aktif olmayın.
İstanbul’dan çekin ellerinizi. Silüetin üzerine düşmesin gölgeniz.
Gidin 2023’ün II. ve III. Nesil İstanbul’unda modern, pro-aktif ve inovatif hayallerinizi, gök delme ve mimari fantezilerinizi gerçekleştirin.
Hiç itirazımız olmayacak.
KISA MESAJ HATTI:
Yeni ile eski arasındaki ikame(t) savaşı insanlığın en kadim kavgasıdır.
İlgilisine not: Bu yazıda giriş, gelişme ve sonuç kuralı uygulan(a)mamıştır. İçten geldiği gibi akmıştır kaleme...
İhsan Toy / Haber 7
ihsantoy@tasam.org
-
Erkan 13 yıl önce Şikayet EtFATİH DEDEME FATİHA BORCUMUZDUR.. Her İstanbul şehrine girişimde, Allahın izniyle genellikle köprülerden geçerken, bir fatiha göndermekteyim. Rabbim başta onun ve askerlerinin ruhlarını şad etsin amiiin. Rabbim bizleri, onların sağlıklı akılla donanmış torunları eylesin.Beğen
-
backbone 13 yıl önce Şikayet Etilgilisine.... Fatih camii 29 mayısta kapılarını yeniden ibadete açıyor.. (2 yıla yakın bir restorasyon çalışmasından sonra) yazıya ironik bir bilgi oldu ama Fatih'e bir Fatiha için vesile olsun diye bağlayıp kenarından yakalamak ümidiyle...Beğen