Memleketimden şiir manzaraları
O yüzden bu gün Maraş üzerinden edebiyat yazacağım.
Şehir, Türkmen Dulkadiroğulları Beyliği’ne ev sahipliği yapmıştır uzun zaman. Yavuz Sultan Selim’in Validesinin de memleketidir.
Rivayet edilir ki; Padişah burada iken kendisine ikram edilen “kabarcık üzümü”nün lezzetine doyamaz. Fidelerinin alınarak İstanbul’da da yetiştirilmesi yönünde talimat verir. Dediği yapılır. Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra getirip sofrasına koyarlar Dersaadet’de yetiştirilmiş salkımlardan. Padişah tadına bakar üzümün ve yüzünü ekşiterek; “Hayır” der.
“Hayır, bu tat kesinlikle o tat değil!”.
...
Memleketimin coğrafi konumunu da bazı yanlış bilenleri tashih etmek için belirtmekte fayda var. Bilgi yarışmalarının şaşırtmacasıdır “Maraş Türkiye’nin hangi bölgesindedir?” sorusu. Harita Akdeniz Bölgesi’nde olduğunu gösterir. İklim olarak kent merkezi ve Batısı öyledir. Ancak kültürü, iktisadı, sosyolojisi ve insanı İç Anadolu’nun, Güneydoğu Anadolu’nun ve Doğu Anadolu’nun dışında değildir. Zira dört yanına da birer parçasını salmıştır Maraş.
Anadolu’nun Akdeniz eteklerinde, her bakımdan “Küçük Türkiye” gibidir; kadim zamanlardan beri yönler arasındaki geçiş-geliş güzergâhıdır. Toprağı kadar insanı da bereketlidir, özellikle sanat, edebiyat ve şiir açısından...
Bu kadar coğrafya ve tarih yeter. Şiire geçelim.
O toprakların ikliminden, edebî karakterinden ve bereketinden nasibini alan rahmetli
ACZ*’e sorarlar
“Şiir nedir?”
Cevap nev’i şahsa münhasır;
“Ne değildir ki!”.
...
Cevami’ül kelimdir şiir.
Her mısrası şairin
bin bir mermiden güçlü.
Can alırken kurşun
can verir şiir.
Yaptığını kendine has cümlelerle tarif edemeyenin sanatı daha baştan özgünlük kuşkusuna gebedir.
O yüzden her “şair”in bir şiir tanımı vardır ve özgün tarifi olmayanın şiiri şüphelidir.
...
Ne zaman biri “dünya üzerinde söylenmedik söz kalmamıştır” dese acı acı gülümserim. Bu beylik lafı eden, çiğnediği sakız cümle üzerinde azıcık düşünse ne kadar kof ve içi boş önerme olduğunu anlayacak.
Bu büyük ve iddialı deyişi sarf edenin şu yaşlı dünyada dolaşan bütün cümleleri okuması veya duyması, ötesinde içselleştirmesi gerekmez mi?
Gerçi malûlen haklı; Fısıldanan her yeni kelâmı işitmek için önce onu duyabilecek hassas kulaklara ardından hissedebilecek yumuşaklıkta ve arılıkta kalbe muhtaç değil miyiz?
Ya da;
Gerçeğe erebilmek için, tıkanacak kadar kirlenmemiş temiz kulaklara, perde inmemiş gözlere ve ön kabullerle katılaşıp sertleşmemiş yüreğe...
Teknik olarak; İnsan, beyninin henüz % 5’ini kullanabiliyor ve birçok lisanın sahip olduğu kelime sayısı her gün, öncesine göre en az +1 eklenerek derinleşiyorken, “dünya üzerinde söylenmedik söz yoktur” demek ne kadar anlamlı?
Eğer öyle olsaydı edebiyat, felsefe, yazarlık, (özellikle de) şairlik ve şiir ölürdü.
Evren de tatsız tuzsuz, takır tukur ve kupkuru bir çöl olup çıkardı.
Hâlâ denmedik ve söylenmeyi bekleyen o kadar fazla söz,
mahir bestekârlar eliyle/diliyle bestelenmeyi bekleyen yığınla yazılmamış güfte
ve şu dünyada baki kalmayı bekleyen o kadar çok hoş sada var ki.
...
Şairlik düz yazının düzlüğünden kaçıp yüksek tenhalarda sürdürülen arayıştır.
Mahalledeki eşhasın
en hası şairler
kalplerine batırıp kalemlerini
çıplak söze ruh giydirirler.
O yüzden, bazen tek mısraları bile slogandan öte, algısı açık olanlar için her şeyi ortaya döküverir.
Bu “Sözkârlar”ın, yani şiir yürekli pak adamların ağızlarından dökülen her mısra, gönüllerinin en derin kuytularında demlenip akar toplumun atar ve toplardamarlarına.
...
Şairle, susarak da olsa karşı karşıya veya yan yana yüz/göz mesafesinde aynı mekânı paylaşıp sohbet ediniz. Buluşmadan önceki duygu durumunuzla, ayrılırken yüklendiğiniz hâlin epeyce farklılaştığını fark edersiniz.
Bulaşıcıdır; Ötelere (içe ve dışa doğru) bakan adamın gözüne düşen maveranın gölgesinden, size de bir fiske serinlik ister istemez bulaşacaktır.
...
Bak şimdi...
Nerden girdik mevzuya
nerelere geldik.
“Bayım” şiir böyle bir şey işte.
Daha memleketimden şiir manzaraları yazacaktık...
KISA MESAJ HATTI
“Şiir öldü” diyenler!
Başkenti Maraş’ta hapşırdı şiir
“Çok yaşa” demeyecek misiniz!
ACZ* A. Cahit Zarifoğlu
Memleketimden Şiir Manzaraları
ACZ*’e sorarlar
“Şiir nedir?”
Cevap nev’i şahsa münhasır;
“Ne değildir ki!”
...
Cevami’ül kelimdir şiir.
Her mısrası şairin
bin bir mermiden güçlü.
Can alırken kurşun
can verir şiir.
Mahalledeki eşhasın
en hası şairler
kalplerine batırıp kalemlerini
çıplak söze ruh giydirirler.
Bak şimdi...
Nerden girdik mevzuya
nerelere geldik.
“Bayım” şiir böyle bir şey işte.
Daha memleketimden şiir manzaraları yazacaktık...
-
Ahmet Geldi 13 yıl önce Şikayet Eteyvallah. "...kalplerine batırıp kalemlerini, çıplak söze ruh giydirirler."Beğen Toplam 2 beğeni