İhsan Toy
İhsan Toy
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Misyonerlik Değil Vizyonerlik

GİRİŞ 14.06.2012 GÜNCELLEME 14.06.2012 YAZARLAR

Neticede “ülkemizin Balkanlar, Kafkaslar ve Afrika’da sorumluluğunun arttığı bu günlere hazırlanılıyormuş demek ki” dedirtecek, diğerlerine göre belirgin altı somut sonuç çıktı ortaya;

1- İslam Ansiklopedisi telif edildi (Sadece Türkiye’nin değil İslâm dünyasının bu büyüklükte tamamlanabilen ilk telif ansiklopedisidir. Şükür ki şu internet olgusu yaygınlaşmadan çalışmalara başlanılmıştı. Yoksa “ne gerek var” diyen vizyonsuz bir bürokratın eline düşebilir ve hiç olmayabilirdi).

2 - İyi bir araştırma kütüphanesi ve veri tabanlarına sahip olduk.

3 - Bir araştırma merkezi (İSAM-İslam Araştırmaları Merkezi) ve onun nitelikli yayınlarına kavuştuk.

5 - TDV 29 Mayıs Üniversitesi açıldı.

6 - Ve belki de en önemlisi vizyon sahibi münevver bir çevre oluştu.

Mevcut yapının üstüne inşa edilen üniversite son yıllarda bitiveren gecekondu üniversitelere göre yoluna fersah fersah ileride başlamıştır. Üniversite kurmak için öğrenciyi de dahil edersek başka neye ihtiyaç duyulur ki!

Bütün bunlar ve Somali için toplanan 118,5 milyon lira (ki TDV’nin topladığı 43,5 milyon lira) ve Kazan Tatarlarının bağışladığı arsa üzerine inşa edilen Tokya Camii ve Kültür Merkezi gibi gözlerden uzakta kalan bir çok hizmet cemaatin bağışlarıyla yapıldı. (Aman ha yanlış anlaşılmasın, bahsettiğim camilerde cem olan cemaat).

xxx

Diyanet’in vizyon ve misyonunun hem bu çağın gereklerine göre yeniden dizayn edilmesi, hem de Türkiye’nin çok boyutlu dış politikasıyla eş güdüm içerisinde yürümesi gerekir.

Üstelik yazılı olmayan, ancak zihinlere kazınmış “hedef kitle”nin de revize ve tashih edilip bu kez zımnen değil apaçık zihinlere yazılması gerekir. Neydi önceki kurumsal hedef kitle? Türkiye’deki Sünni Müslümanlar ve kısmen Almanya’daki Türkler.

Şimdi ne olmalı?

Peygamberin vasiyeti mesabesinde olan Veda Haccı Hutbesi’nde arayalım;

Ne olmalıdır Diyanet’in hedef kitlesi?

Ey Ashabım! Mı? (Yerel)

Ey iman edenler! Mi? (Sadece Müslümanlar)

Ey insanlar! Mı? (Küresel)

Kurumsal “hedef kitlenin ne önemi var” demeyin sakın. Tıpkı yasaların anayasaya uygun yazılması gibi Diyanet’in faaliyetleri de “hedef kitle”ye göre planlanır.

Xxx

Yeni  Diyanet İşleri Başkanımız haklı olarak hep gündemde. Zira kurumca İhmal edilerek biriktirilmiş ve üzerinde söz söylenilmesi gereken o kadar çok mesele var ki. Hepsi Türkiye’nin gözlerini ve kulaklarını geçmişe ve dünyaya kapayıp büründüğü otarşik dönemlerin konjonktüründe Diyanet’in görmezden gelip tozlu raflara kaldırarak adeta istiflediği meseleler. Geçmişte kendilerine yöneltilen sorulara tabiri caizse “siyasetin gölgesinde kaçamak cevaplar” veren görmezden gelen veya suskun kalıp mevcut pozisyonu korumaya matuf yaklaşımlar yok artık.

Şimdilerde Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez görmezlikten gelmeyerek hepsini teker teker gündemine alıp üzerindeki tozları silkeliyor. Bazı meselelerin üstüne basarak (kürtaj meselesi) ve bazılarının altını çizerek (Alevi, Caferi, Bektaşi ve Nusayri vatandaşlarımızın dini ihtiyaç ve taleplerine kulak verip) kendi zarif üslûbuyla zihinlere serpiştirilen tozları da üfleyip altındaki gerçekleri netleştiriyor.

Bunları yaparken fikri veya hareketi yanlış temel üzerine kurgulayan bazı "galat-ı meşhur”u (meşhur hata) düzeltiyor. Bunlardan birisi de “dinler arası diyalog” deyişi. O kadar çok kişi tarafından üzerinde üç-beş dakika bile tefekkür edilmeden ve o kadar çok kullanılıp dillere pelesenk oldu ki neredeyse “galat-ı meşru” (meşru hata) haline gelmişti

Başkan Mehmet Görmez Kazakistan’dan seslenip “Dinler arası diyalog olmaz, din adamları arasında diyalog olur. Yani iki farklı dinden din adamı oturup örneğin çevre ile ilgili, savaşlarla ilgili bir konuyu görüşebilir, bu diyalogdur. Ancak dinler arası diyalog olmaz. Dinler birbirine dönüştürülmez, din adamları dünya ile ilgili yaşanan sorunlarla ilgili (meseleleri) tartışır” deyip tashihi yaptı.

İhtilaflı ve iltihaplı meselelerin üzerine hiç tereddüt etmeden gidiyor lafı eğmeden bükmeden meşru/şer’i olan neyse söylüyor.

Yeşilçam’ın dezenformasyonla yıllarca, ısrarla ve bilinçli olarak zihinlere kazımaya çalıştığı üç kağıtçı, uçkur düşkünü, vatan haini ve yobaz din adamı portresi yalanı toplumun katmanlarında makes bul(a)madı. Bu; Şer’i olanla şer arasındaki kalın sınırı aşındırma faaliyetleri konusunda da suskun kalmayıp “O sahneler hep kalbimi yaraladı...” açıklamasını yaptı.

Başkan, din adamlarını ve Diyanet görevlilerini deyim yerindeyse “hapşırtarak” geçmiş dönemlerden üzerlerine sinmiş ataleti atmaya ve anlayışı yenilemeye çalışıyor.

Misyonerlik değil vizyonerlik

Diyanet İşleri Başkanlığının yurt dışında 3.000 civarında ibadet (cami-mescid) veya irtibat mekânı var. Bu müthiş bir potansiyel ve imkândır. Niceliğe dair her veri niteliğe dair sorulara davetiye çıkarır. Soru şu: Bu 3.000 irtibat noktasında -ibadetin dışında- Müslümanlara, gayr-ı Müslimlere yönelik neler yapılıyor veya hangi projeler gerçekleştiriliyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin uyduları uzaydan Dünyaya bakarken Diyanet TV’nin artık somuta dönüşmesi ve en az 10 dilde yayında olması gerekmez mi? Türkiye’deki sosyal hayatın anlatılmasını, içinde ezanın, namazın, başörtüsünün özetle İslâm’ın olmadığı “Türk Dizileri”ne mi bırakacağız! Nerede Türk dizisi yayınlanıyorsa tahribatı azaltmak için orada Diyanet TV’nin, en az dizinin yayınlandığı saat kadar o ülkenin dilinde yayında olması gerekmez mi?

Özellikle MENA (Midle East and North Africa) Bölgesi Balkanlar ve Kafkaslar hatta Sahra Altı Afrika’ya doğru bakış genişletilmelidir. Bu vizyondan öte bir sorumluluktur.

Yoksa “misyoner” denilmesinden mi korkuluyor.

Eski Kenya Başbakanı Jomo Kenyatta “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu” demiş ya. Müslümanların tebliğ faaliyetlerinden böyle bir sonuç çıkmaz. Tarihte çıkmamıştır. Şimdi İstesek de çıkaramayız.

Somali örneği ve Türkiye’nin EAGÜ (En Az Gelişmiş Ülkeler) konusunda yaptıkları bunun ispatı değil mi? Türkiye 10 yıl boyunca her yıl bu ülkeler için harcanmak üzere hazinesinden 200 milyon dolarını ayırıyor. Bunu tebliğ için mi yapıyor yani.

xxx

Bazı makamlar temsil, bazıları icra ve çoğu ise hem temsil hem icra makamıdır. Sadece temsil makamı iseniz işiniz zordur. Toplantıdan törene, rutin temsilden üst makamları karşılamaya-yolcu etmeye, ziyaretlere-iade-i ziyaretlere kadar yığınla koşuşturmacanız vardır. İcra ise daha zordur; değişimleri kovalamak, teknolojik yenilikleri hakkıyla teşkilatınızda tatbik etmek, eskimiş mevzuatı sürüyle bürokratik engelle mücadele ederek güncelleştirmek, ötesinde bunu mensuplarınıza benimsetmekle cebelleşir durursunuz. En belalısı ise her ikisini de aynı bünyede toplayandır.

Hangisinde bulunulursa bulunulsun “uyum”, “yakışma” ve tabilik, icracı için işleri toplum nezdinde kolaylaştıran güven kavramını besler. Kişi ne makamından hafif ne de ondan sosyolojik sıklet olarak ağır olmalıdır.

Diyanet makamını konumunu varın siz tahmin edin.

Yapılanları takdir etmemek mümkün değil ama yetmez.

Dünyada bu kadar çok acı yaşanırken kesinlikle yetmez.

KISA MESAJ HATTI

İç dünyasındaki yürüyüşte mesafe kat edemeyenler dış dünyada tökezlerler.

İhsan Toy - Haber 7

ihsantoy@tasam.org

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL