İsmail Küçükkaya
İsmail Küçükkaya
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Erdoğan, Başbuğ'u dinlerken ne düşündü?

GİRİŞ 01.05.2009 GÜNCELLEME 01.05.2009 YAZARLAR

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un iletişim toplantısının başladığı dakikalarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da AKP ilçe belediye başkanlarına hitap edecekti. Her iki toplantının başlangıç saati 11.00 olarak planlanmıştı. Başbuğ konuşmasına tam zamanında başladı, AKP'de ise 55 dakika rötar vardı. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi, Başbakan'ın gelişmeleri takip etmesinden dolayı programın sarkacağı bilgisini verdi. O sırada henüz evinde olan Erdoğan, büyük olasılıkla Başbuğ'u dinliyordu.

Başbuğ, açıklamalarının ilk 50 dakikalık bölümünü Ergenekon soruşturmasına ayırdı. Zannediyorum tam Başbuğ soru-cevap bölümüne geçtiği anda Başbakan evinden çıkıp Genel Merkez'e geldi.
Peki Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı'nı dinlerken neler düşünmüştür?
Ya da dünkü rutin görüşmelerinde bu konuda neler konuştular?

Bunları merak ettim.

Genelkurmay Başkanı'nı dinlerken bir yandan da Erdoğan-Başbuğ arasındaki ilişkiyi düşündüm.
Başbuğ'un konuşmasını bu açıdan analiz etmeye çalıştım. Acaba nerelerde uzlaşıyorlar, nerelerde ayrışıyorlar? Tek bir konuşma çerçevesinde bunu anlamak mümkün değilse de en azından fikir yürütebiliriz.

İKİLİ GÖRÜŞME TRAFİĞİ BÜYÜK FIRSAT

Başbuğ'a, 'burada hukuki sürece saygınızı ifade ettiniz, çekincelerinizi dile getirdiniz. Sayın Başbakan'la haftalık görüşmelerinizde veya devletin zirvesini buluşturan diğer mecralarda bunları muhataplarınıza aktardınız mı?' diye sordum.

Erdoğan ve Başbuğ bir süre önce, yeni bir uygulamaya başladılar, haftalık görüşme trafiği.
Her perşembe bir araya geliyorlar, baktım en az bir saat konuşuyorlar. Bir keresinde öğle yemeğini beraber yemişler.
Erdoğan ve Başbuğ gibi ikili ilişkilerde başarılı olan devlet adamları arasında samimi-yüz yüze temasların devlet politikalarındaki uyumu pekiştireceği aşikar. Varsa farklı yaklaşımlar, onların da açıklıkla tartışılması yararlı.
Başbuğ, sorumu 'evet, düşüncelerimizi ilgililerle de paylaşıyoruz' diye yanıtladı. Bunu önemsiyorum.
Konuşmanın bütününde Ergenekon'la ilgili bölümü bir tarafa bırakınca -bu, kısaca değerlendirilemeyecek kadar çok parametreli olduğu için şimdilik geçelim- özellikle dış politika ve güvenlik alanında Erdoğan-Başbuğ arasında büyük paralellikler olduğu gözleniyor. Oysa çetrefilli konular, dış politika gündemini işgal ediyor. Ermenistan konusunda Erdoğan'ın cümlelerini hatırlatıp, 'Sayın Başbakan'ın görüşlerine aynen katılıyorum' dedi.
Başbuğ, Suriye-Türkiye ilişkilerine değinirken bir soru üzerine 'İsrail'in tepkisinden bana ne' gibi hiç beklenmedik tepki gösterdi. O söz, daha üç gün önce İsrail basınında 'Türk ordusunu da mı kaybediyoruz?' sorusunun tartışıldığı düşünülünce daha da anlam kazanıyor. Aslında kimsenin kimseyi kazandığı-kaybettiği yok, her ülke kendi çıkarlarını düşünüyor. Başbuğ sonra 'o bizim Suriye ile aramızdaki ilişkidir. Beraber tatbikat yapıyoruz' diye devam etti. Başbakan Erdoğan'ın Suriye ile ilişkilere ne kadar değer verdiğini hatırlatırım.

15 GÜNDE İKİ KONUŞMA, NEDEN?

Şu cümle Başbuğ'un: 'Bölücü terör örgütünün ortadan kaldırılması için Irak'ın kuzeyindeki yerel yönetimin de bu işe aktif olarak dahil olması zorunludur.'
Bu sözler terörle mücadele ve Kuzey Irak'la ilişkiler temelinde devletin tepesindeki uyumu işaret ediyor.

Başbuğ gibi az konuşma kararı alan, iletişim tekniği olarak 'zamanında, yerinde' konuşmayı benimsemiş bir isim iki hafta arayla neden konuştu?

İki gündür tartışılıyor. Biraz yadırgatıcı, evet. Ama Ergenekon'un son dalgasındaki mühimmat ve muvazzaflarla ilgili tartışmalar kamuoyu önünde TSK'yı yıpratmaya başlayınca konuşmaya mecbur kaldılar.

Liberal kanattan kışkırtıcı eleştiriler geliyor, 'Genelkurmay Başkanı burada, Başbakan nerede?' veya 'Orgeneral Başbuğ, apoletli başbakan' gibi yanlış ve haksız ifadeler görüyoruz. Oysa hiçbir önyargı ile bakmadan hem Harp Akademileri hem de Genelkurmay Karargahı'ndaki iki konuşmanın çerçevesi evrensel hukuk kurallarına çok özen gösteren ifadelerle doluydu.

Başbuğ, asker-sivil ilişkilerini 15 gün önce yorumlarken 'Türkiye'nin kendine özgü koşulları' ibaresinin altını çizmiş ve bir asker olarak kendilerini ilgilendiren konularda sivil otoriteye görüşlerini aktarmakla sorumlu olduklarını hatırlatmıştı. 

Evet, birileri çok kızsa da Erdoğan ve Başbuğ iyi bir mutabakat çizgisi yakaladılar.

 İsmail Küçükkaya - Akşam
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr  

YORUMLAR 3
  • güzin karaman 16 yıl önce Şikayet Et
    yargı ayağı en önemlisi gerçekten. bunu da destekleyen medya var. son zamanlarda ortaya çıkan bi yargı mensubu sürekli gazetelere yazı yazdırıyormuş. iddialar böyle. eğer doğruysa ki biz anlıyoruz bunları çok tehlikeli boyutlar var demek ki..
    Cevapla
  • modern müslüman 16 yıl önce Şikayet Et
    Ordu değil esas sorun Ergenekon'un yargı ayağı. Milletimiz ordumuzu sever ve sayar, bir çuval prinçteki taşlar kahraman ordumuza zarar veremez
    Cevapla
  • HAKAN CAN 16 yıl önce Şikayet Et
    BAŞBUĞUN AMACINI İHSAN DAĞI ÇOK GÜZEL İFADE ETMİŞ CUK OTURMUŞ. Sorunun cevabı net: Son on yılda iktidar alanı daralan, iktidar araçları yıpranan ve meşruiyeti sarsılan 'askerî vesayet' rejimini yeniden kurmaya çalışıyor; iktidar için yeni araçlar deniyor.12 Mart, 12 Eylül ve de 28 Şubat ve 27 Nisan modeli müdahalelerin başarısızlıklarını anlayan, fakat iktidar talebinden vazgeçmeyen asker şimdi, siyasal ve toplumsal alanları denetleyici ve düzenleyici başka yollar arıyor; doğrudan olmayan ama daha incelikli, sofistike ve profesyonelce bir strateji izliyor
    Cevapla