Ya Esad gitmezse...
Hükümetin dış politikasında bugüne kadar hiçbir şekilde anlamadığım ve kesin başarısız bulduğum tek dosya: Suriye...
Ne güzel sloganımızdı o 'komşularla sıfır sorun'...
Şimdi mazi oldu.
Sadece Suriye diyorum, tek istisnayı böyle görüyorum.
Libya'daki 'Ne işi var NATO'nun' çizgisinden ani kavşak dönüşümünün bile siyasal rasyonalitesini kabul ediyorum. Uluslararası dengeler ve güç savaşlarında Türkiye, kayıtsız kalamayacağı bir noktaya sürüklenmişti. Dış politikanın, değişen şartlara göre esnemesi iyidir. Sonuçta diplomasi, devletlerin kendi çıkarlarına göre şekillenir.
Cumhurbaşkanı'nın Suriye yorumlarını defalarca dinledim, yazılmamak üzere olan sözlerini de...
Aynı şekilde Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nu...
Sahi biz niye bu kadar öncü rolü oynuyoruz, Şam'daki rejim değişikliği tartışmalarında. Hele sınırımızda iç savaş tehlikesi, etnik çatışma riski öylece dururken...
Ben anlamadım.
Gül ve Davutoğlu'ndan bahsettim, dış politikanın ana yörüngesindeki etkilerinden dolayı.
Başbakan Erdoğan da hep 'Suriye'ye kayıtsız kalamayız, Libya'ya bile benzemez' diyordu. Burada sorun yok. Ama bizim Şam politikamız ABD ve AB'nin bile çok daha ötesine geçti, en öndeyiz artık. Üstelik çok sabırsız görünüyoruz. Bunu çözemiyorum.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
İsmail Küçükkaya / Akşam