İsmail Öz
İsmail Öz
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Her şey akıllanırken...

GİRİŞ 11.09.2023 GÜNCELLEME 11.09.2023 YAZARLAR

Etrafındaki her şeyi, kendisine hizmet etmesi için akıllandıran insanın hâli, gerçekten de çok düşündürücüdür.

Her tarafını akıllı cihazlarla dolduran insan, artık düşünme kabiliyetlerini bile robotlara devretme çabasındadır.

“İnsanlık bu ‘büyük oyun’a tam anlamıyla gelecek mi?” sorusunu bugünden cevaplamak çok sağlıklı bir sonuca götürmeyebilir.

Zira ağları yönetenlerin ya da yapay zekâya hükmedenlerin önünde âdeta bir “dijital sürü” ya da “dijital zombi” olmayı da beraberinde getirecek bu kabulü onaylamayacak ciddi bir muhalif kesim de olacaktır.

Algoritmalar karşısında çaresizleşmenin ne demek olduğunu çok iyi bilenler, toplumu sürekli bu tehdide karşı uyarmaya da devam edecekler.

Artık kitaplarını, makalelerini hatta film ve şarkılarını bile yapay zekâya havale eden akıl, hangi şartlarda kendisini buna sürüklediğinin yeterince farkında mıdır?

Cihazlar akıllanırken insan aklının, zekâsının gerilemeye terkedileceği gerçeği ile yüzleşmek ve buna hazır olup olmadığımızı iyi tartmak zorunda değil miyiz?

“Yaban Aklın Evcilleştirilmesi”, “Batıdaki Doğu”, “Tarih Hırsızlığı” gibi önemli çalışmaların yazarı İngiliz Antropolog Jack Goody, “beyne alınmayan bir bilginin, insanın düşünce üretmesine bir katkısının olmayacağını” ifade eder.

Bu aslında şu demek: Bütün yeteneklerini makinalara kaptıracak insanın, filozof olma kapasitesi de yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Okumayan, bilgisini dijital hafızada saklayan bir şahsiyetin o bilgilerle bir düşünür olması imkânsızdır elbette.

Başka bir ifadeyle, geleneksel ilmî yöntemlerin bahşettikleriyle gelişen yapay zekâlar da gelecekte, zayıflayan ve kabiliyetlerini kaybeden insanla birlikte zayıflamaya mahkûm olacaktır.

Çünkü her yapay zekâ, onu üretenin kapasitesini taklit eder.

Meselenin diğer bir yönü ise şudur: Başkasının görüşünü hesaba katmadan sadece dikte eden her anlayışı “otistik, doktriner, dogmatik” olarak değerlendiren Hannah Arendt, “iletişimin” tanımını yaparken, başkasının konumunu gözetmeyi önceler.

Oysa yapay zekâ algoritmalarını yönetenler, muhataplarının konumunu hiç önemsemeden sürekli endoktriner bir faaliyet yürütürler.

Sosyal medya aslında bu yönüyle, karşılıklı anlayış ve temsil gerektiren demokrasinin önündeki en büyük tehdittir.

Tek taraflı olarak yürüttüğü propaganda ile seçmenin karar verme kabiliyetini manipüle eder ve bunu yaparken de hiçbir ahlaki normu dikkate almaz.

Bu, “akıllarımız kadar siyasetimizin de tehdit altında olduğu” anlamına gelmektedir.

Bu, gelecekte bütün dünya siyasetinde çok daha kapasitesiz liderlerin iktidara geleceği anlamına da geliyor.

İnsan aklını zayıflatan, zamanı parçalayan, geleneği yok eden yapay zekâ ve algoritmalar, bize nasıl huzurlu bir gelecek vadedebilir?

Bir “teknoloji olarak yapay zekâ”ya karşı değilim.

Hatta ihmali mümkün olmayan kullanım alanları var.

Lakin insanın insan olma vasfını da kaybetmeden bir yol izlemesi şartıyla...

İnsanı insan yapan ve onu etrafındaki her şeyden üstün kılan yanı, düşünme kapasitesidir.

Bunun yolu da okumaktan, tecrübe edinmekten ve bildikleriyle tefekkür etmekten geçiyor.

Yapay zekânın kapasitesinin artmasının garantisi de insanın bu temel faaliyetini yürütebilmesine bağlı.

Çünkü daha zeki bir insan olmadan daha zeki bir robot olamaz...

DİRİLİŞ POSTASI

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL