Yeni vergi paketi: Değişen dengeler, bize ait gerçekler
Değerli Okurlarım,
Son yazımda da değinmiştim; dünya eski dünya değil!
Siyasi dengelerle birlikte ekonomik dengeler de hızla değişiyor. Küresel ekonominin ağırlık merkezi kayıyor, ülkelerin tercihleri yeniden şekilleniyor. İran’dan Körfez’e, Rusya’dan Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte yeni bir denge arayışını gösteriyor.
Bu yeni dönemde sermaye de yön değiştiriyor. Artık yalnızca getiriye odaklanan bir yapı yok. Sermaye, güvenli liman arıyor; güçlü orduyu, siyasi istikrarı ve tutarlı dış politikayı doğrudan bir ekonomik kriter olarak değerlendiriyor.
Türkiye ise bu kırılma hattının tam merkezinde yer alıyor.
Nitekim son dönemde önemli bir gelişmeye şahit oluyoruz. Uzun yıllar boyunca Türkiye’den çıkan sermayenin yeniden yön değiştirmeye başladığını görüyoruz. Bu sadece finansal bir hareket değil; aynı zamanda jeopolitik risklerin ve değişen dengelerin sonucu.
İşte, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan yeni teşvik ve vergi paketi de tam olarak bu büyük resmin içinde anlam kazanıyor.
KURUMLAR VERGİSİ NEREDEN NEREYE?
Bugün Türkiye’de genel kurumlar vergisi oranı %25, finans sektöründe ise %30 seviyesinde.
Peki bu oranlar yüksek mi?
Gelin, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa’ya bakalım.
Bir tarafta büyük ekonomiler var. İngiltere ve Fransa’da oran %25 civarında. Almanya’da ise efektif vergi yükü %30’lara kadar çıkıyor.
Ancak Avrupa Birliği genelinde ortalama kurumlar vergisi oranı 2026 itibarıyla yaklaşık %21,6 seviyesinde. Üstelik son yıllarda aşağı yönlü bir eğilim var.
Doğu Avrupa’ya indiğinizde tablo daha da netleşiyor. Macaristan %9, Bulgaristan %10… Hırvatistan ve Romanya gibi ülkelerde ise oranlar %16-18 bandında.
Evet… Bu tabloya baktığımızda Türkiye’deki kurumlar vergisi oranının yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
Ama bu noktaya bir anda gelinmedi.
2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye ekonomisinde yeni bir dönem başladı. Temel hedef, Türkiye’yi yatırım için cazip ve öngörülebilir bir ülke haline getirmekti.
Bu yaklaşımın en somut adımlarından biri 2006 yılında yürürlüğe giren Kurumlar Vergisi Kanunu ile atıldı. %30 seviyesindeki oran, güçlü bir reform iradesiyle %20’ye çekildi.
Bu, sıradan bir indirim değildi.
Türkiye o gün hem yerli hem yabancı yatırımcıya açık bir mesaj verdi. Nitekim %20 seviyesi uzun yıllar korunarak yatırım ortamı açısından istikrarın sembolü haline geldi.
Ama sonra şartlar değişti.
2016’daki darbe girişimi, artan bütçe baskısı… Ardından 2018 sonrası küresel dalgalanmalar…
Ve sonra pandemi.
Tüm dünyada devletler harcamaları artırdı. Türkiye de bu sürecin dışında kalamadı. Bunun doğal sonucu olarak kurumlar vergisi oranı kademeli şekilde yükseltildi. Önce %22, ardından %25… finans sektörü için %30’a kadar çıkan bir yapı oluştu.
Ancak Türkiye üretimi ve ihracatı elden bırakmadı.
Bu nedenle ihracatçı ve imalatçılara yönelik indirimler devreye alındı. Yani yüksek oranlı genel yapı korunurken, üretim ve ihracat yapan kesimler ayrıştırıldı.
Ve şimdi…
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan yeni paketle bu yaklaşım daha da ileri taşınıyor. Özellikle sermayeyi Türkiye’ye çekmeye yönelik güçlü adımlar atılıyor.
YENİ PAKETİN HEDEFİ NE?
Açıklanan düzenlemelere baktığımızda hedef aslında oldukça net:
Sermayeyi Türkiye’ye çekmek, üretimi desteklemek ve Türkiye’yi bölgesel bir merkez haline getirmek.
Şimdi gelin başlıklara bakalım.
Öncelikle İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajları artırılıyor. Özellikle transit ticaretten elde edilen kazançlarda %100 indirim uygulanması, Türkiye’nin finans ve ticaret merkezi olma iddiasını güçlendiren bir adım.
Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımaya yönelik teşvikler de dikkat çekiyor.
Uzun süreli vergi avantajları ve çalışanlara sağlanan istisnalarla hem uluslararası sermaye hem de nitelikli iş gücü hedefleniyor.
Üretim ve ihracat tarafı da unutulmuş değil.
İmalatçı-ihracatçılar ve genel ihracatçılar için kurumlar vergisi oranlarının sırasıyla %9 ve %14 seviyelerine indirilmesi, bu alanların stratejik olarak önceliklendirildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Yurt dışına hizmet ihracatında indirim oranının %100’e çıkarılması ve yurt dışında yaşayan kişilere yönelik vergi muafiyetleri de aynı yaklaşımın devamı.
Ve tabii ki varlık barışı…
Küresel belirsizlik ortamında atıl sermayeyi sisteme çekmek için bir kez daha devreye alınıyor.
KÜRESEL KURALLAR VE BİZE AİT GERÇEKLER
Şu tespiti yapalım:
Türkiye; OECD düzenlemeleri, Gümrük Birliği ilişkileri ve Avrupa Birliği ile olan ekonomik entegrasyonu çerçevesinde uluslararası vergi standartlarına büyük ölçüde uyum sağlamış bir ülke.
Nitekim yakın geçmişte gri listede yer alan Türkiye, uygulanan politikalar ve atılan adımlar neticesinde bu listeden çıkmayı başardı ve küresel finans sistemine entegrasyonunu güçlendirdi.
Dolayısıyla bugün atılan adımları değerlendirirken bu geçmişi göz ardı edemeyiz.
Öte yandan…
Varlık barışı, geniş kapsamlı vergi istisnaları ve belirli alanlara yönelik sıfır vergi uygulamaları, uluslararası vergi rekabeti açısından dikkatle ele alınması gereken başlıklar. Bu tür uygulamalar, “zararlı vergi rekabeti” tartışmalarını da beraberinde getirebilir.
Ama burada daha büyük bir gerçek var.
Dünya artık tek merkezli değil.
Meselâ, İngiltere’nin yıllar önce Avrupa Birliği’nden ayrıldığını, kendi yolunu çizdiğini ve ticaret anlaşmalarını Avrupa’dan bağımsız şekilde yapmaya başladığını ne çabuk unuttuk.
Peki ya Çin’in tam 53 Afrika ülkesine yönelik uyguladığı tüm gümrük vergilerini 1 Mayıs itibariyle kaldıracak olmasına ne demeli?
Trump sonrası dönemde hızlanan kırılmayla birlikte ülkeler, kendi ekonomik güvenliklerini sağlamak için daha agresif ve daha korumacı politikalara yöneldi.
Bu yeni düzende, sadece kurallara uyan değil, aynı zamanda kendi oyun planını kurabilen ülkeler öne çıkacak.
Türkiye’nin de bu noktada kendi avantajlarını kullanarak sermayeyi çekmesi bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Bu nedenle açıklanan vergi paketini, yalnızca teknik bir vergi düzenlemesi olarak değil, bu büyük dönüşümün bir parçası olarak okumak gerekir.
TEŞVİKLER İSTANBUL FİNANS MERKEZİ’NİN ÖNÜNÜ TIKAMAMALI
Kıymetli okurlarım, hatırlarsanız son yazımda İstanbul Finans Merkezi’ne değinmiştim.
Bu noktada özellikle bir hususun altını çizmek isterim:
Vergi teşvikleri, İstanbul Finans Merkezi’ni anlamsız kılacak şekilde genişletilmemeli!
Örneğin transit ticarete sağlanan kurumlar vergisi avantajının İstanbul Finans Merkezi dışına taşınması, bu merkezin cazibesini zayıflatabilecek bir adım.
Oysa bu tür stratejik teşviklerin belirli merkezler üzerinden kurgulanması, hem odaklanmayı artırır hem de İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası rekabet gücünü destekler.
Dolayısıyla yapılacak düzenlemeler, bu önemli projenin önünü kesmemeli; aksine açmalı!
SON SÖZLERİM
Açıklanan vergi paketi, klasik bir düzenlemenin ötesinde, Türkiye’nin yeni dönemde nasıl bir ekonomik konum almak istediğini ortaya koyuyor.
Dünya değişiyor. Dengeler yeniden kuruluyor.
Türkiye’nin bu gelişmeleri oturup izleyecek hali yok.
Yeni dönemde sermayeyi çekmek, üretimi ve ihracatı güçlendirmek, İstanbul Finans Merkezi gibi stratejik projeleri öne çıkarmak için daha aktif politikalar geliştirmek zorundayız.
İsteyen istediğini söylesin; oyunun kuralları değişirken sadece mevcut kuralları uygulayan bir ülke olamayız.
Kendi avantajlarımızı kullanmak ve yol haritamızı cesaretle çizmek zorundayız.
İnşallah bu paket doğru kurgulanır, doğru uygulanır ve Türkiye’yi hedeflenen noktaya taşıyacak etkiyi üretir.
İsmail Vefa AK / Haber7
X: @Ismail_Vefa_AK
-
Ben 3 saat önce Şikayet EtÇalışandan gelir vergisini düşürsünler çok vergi veriyoruzBeğen Toplam 1 beğeni
-
YUNUS ASLAN 4 saat önce Şikayet EtEyvAllah Üstadım. Vergi oranları düştükçe, vergi gelirleri artar. Vergiyi arttırdıkça kaçırma artar, Ülkeye olan güven duygusu zedelenir. O yüzden çok isabetli bir karar.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Sefa 5 saat önce Şikayet EtBirden fazla evi arabası olandan 1 e3 1 e5 vergi alınsın, kendi işini yapan dan sgk alınmasın 10 kişiye kadar eleman çalistiranlardan yüzde 50 indirimli sgk alınsın köylerde eşinin sigortası yapılsın üretim nasıl artıyor şehirlere göç nasıl azalıyor görsünler...Beğen Toplam 1 beğeni
-
ilhan yaşar 7 saat önce Şikayet EtKurumlar vergisinin dusmesi cok mantikli. Keza toplanan yillik vergi kalemlerinde gelir vergisi otv gibi vergilerin cok altinda.neden ? Kurumlar vergiden deli gibi kaciniyor .Beğen Toplam 3 beğeni