Hileli vatandaşlık dosyasında perde aralanıyor
Değerli Okurlarım!
Son zamanlarda hepimiz büyük fon vurgununu konuşuyoruz.
Milyarlarca doların buharlaşmasından, 500 bine yakın yatırımcının mağduriyetinden söz ediyoruz. Bu konunun gündemin en tepesinde yer alması gayet doğal.
Ancak bu arada başka önemli operasyonlar da yapılıyor. Bunları da konuşmamız lâzım.
Bakınız, İstanbul’da yürütülen sahte vatandaşlık soruşturmasının ikinci dalgasında 30 şirkete kayyum atandı. İncelenen 734 yabancıya yönelik gayrimenkul satışının 274’ünün muvazaalı olduğu belirlendi.
Aile bireyleriyle birlikte 1.070 kişinin usulsüz yollarla Türk vatandaşlığı edindiği tespit edildi. Bunların vatandaşlıkları iptal edilecek.
Bu bilgiler, soruşturmanın ne denli önemli olduğunu anlamaya yetiyor öyle değil mi?
Burada yalnızca tapuda bedel şişirme veya sahte ekspertiz meselesi yok.
Kamuoyuna yansıyan bulgular; fiktif para hareketleri ve gerçeğe aykırı değerleme raporları üzerinden işleyen bir vatandaşlık hırsızlığını ortaya koyuyor.
Peki bu hikâye nerede başladı, neler yaşandı?
Gelin birlikte hatırlayalım.
BU HİKÂYE NASIL BAŞLADI?
Türkiye, 2017 yılında yatırım yoluyla istisnai vatandaşlık uygulamasını başlattığında taşınmaz alımı için aranan tutar 1 milyon dolardı.
Ancak 2018’de ekonomik şartlar değişti. Döviz ihtiyacı arttı.
Konut stokunun eritilmesi, inşaat sektörünün canlandırılması ve bu sektörün demirden çimentoya, mobilyadan beyaz eşyaya kadar uzanan lokomotif etkisinden yararlanılması hedeflendi.
Limit 1 milyon dolardan 250 bin dolara indirildi.
O dönemde kamuoyunda büyük tartışmalar yaşandı: “Türk vatandaşlığı sadece 250 bin dolara mı verilecekti?”
Sonrasında bu tutar bir miktar daha artırıldı ve 400 bin dolar olarak belirlendi.
Bugün taşınmaz yatırımı yoluyla Türk vatandaşlığı kazanabilmek için en az 400 bin dolar karşılığı taşınmaz edinilmesi ve bu taşınmazın tapu kaydına üç yıl satılmama şerhi konulması gerekiyor
Uygulamanın kendi içinde bir ekonomik mantığı var elbet.
Yabancı yatırımcı ülkeye döviz sağlıyor, inşaat şirketlerinin satışları artıyor, sektöre istihdam ve hareketlilik geliyor.
Mesela 2022 yılında yabancılara yapılan konut satışları oldukça başarılı bir seyir izlemiş. TUİK verilerine göre o yıl tam 67 bin 490 konut satılmış. Bu, toplam konut satışlarının %4,5’i demek.
Elbette bu satışların, ülkeye giren dövizin ve inşaat sektöründeki hareketliliğin ekonomik değeri vardı.
Ancak vatandaşlık, konut satışında pazarlanan bir kampanya avantajı haline gelmemeliydi. Çünkü vatandaşlık, devlet ile birey arasındaki en güçlü hukuki bağdır.
Asıl sorun da burada başladı.
OLAY NEREDE PATLAK VERDİ?
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre vergi müfettişleri, gayrimenkul satışından doğan değer artışı kazancını beyan etmeyen mükelleflere yönelik bir çalışma başlattı. Dosyalar Haziran 2024’te İzaha Davet Komisyonuna aktarıldı.
Yani olay ilk anda sahte vatandaşlık operasyonu olarak başlamadı. Ancak vergi müfettişleri, önlerindeki meselenin basit bir beyan eksikliğinden ibaret olmadığını fark etti.
Ve incelemeler derinleşti.
Alış bedeli 300-500 bin lira olan bazı taşınmazların tapuda 5 ila 10 milyon lira, bazı örneklerde ise 15 milyon lira bedelle yabancılara satılmış gibi gösterildiği görüldü.
Daha sonra taşınmazların hisselere bölündüğü; vatandaşlık için gereken 250 bin veya 400 bin dolarlık sınıra ulaşmak amacıyla aynı kişiye aynı gün farklı taşınmaz hisselerinin satılmış gibi gösterildiği anlaşıldı.
Bunun üzerine dosya, yalnızca bir vergi incelemesi olmaktan çıktı; Emniyet ve yargının da devreye girdiği geniş kapsamlı bir soruşturmaya dönüştü.
İlk dalga operasyonda 687 kişinin usulsüz yollarla vatandaşlık edindiği açıklandı. İkinci dalgada ise soruşturma başka inşaat şirketlerine ve yüzlerce satış işlemine sıçradı.
İŞİN BİR DE HAZİNE ZARARI BOYUTU VAR
Devlet, o dönemde yatırım yoluyla vatandaşlık imkânını getirirken yabancıya ilk konut veya iş yeri satan inşaat şirketleri için de önemli bir KDV istisnası sağlamıştı.
Amaç hem gerçek döviz girişini artırmak hem de gayrimenkul satışlarını teşvik etmekti.
Bu uygulama bugün de belirli şartlarla devam ediyor. İnşaat şirketi, bu satışta KDV hesaplamıyor; proje nedeniyle yüklendiği KDV’yi de iade alma imkânı elde ediyor.
Şimdi şu soruların cevaplanması gerekiyor:
Kayyum atanan inşaat şirketleri, sahte olduğu iddia edilen bu satışları gerçek satışlar gibi göstererek KDV istisnasından yararlandı mı?
Bu işlemler nedeniyle devletten KDV iadesi aldı mı?
Bu konuda henüz kamuoyuyla paylaşılmış kesin bir tespit yok.
Şayet bu ihtimal doğrulanırsa, mesele yalnızca vatandaşlık sisteminin istismarı olarak kalmaz. Hazine, haksız KDV iadeleri yoluyla zarara uğratılmış; yani hepimizin hakkına girilmiş olur.
İNŞAAT ŞİRKETLERİ BU RİSKE NEDEN GİRER!
Döviz ihtiyacının arttığı, finansmana erişimin zorlaştığı dönemlerde hızlı satış, nakit akışı ve yüksek komisyon vaatleri bazı şirketleri bu tür risklere sürüklemiş olabilir.
Fakat kısa vadeli kazanç uğruna şirketin itibarı, geleceği ve bütün varlığı nasıl böyle riske atılır?
Akılla, mantıkla izah edilemeyecek bir durum bu.
Dahası, bu şirketler böyle muvazaalı işlemlerle dürüst firmalar karşısında haksız rekabet avantajı da kazandı. Hakkıyla yabancı yatırımcı bulan, gerçek dövizi ülkeye getiren ve vergisini ödeyen şirketler de bundan zarar gördü.
Bütün sektör zan altında kaldı.
Bu tür hileli yolların, yabancıların aklına gelmesi mümkün değil.
Bunlar Türkiye’yle gerçek bir bağ kurmadan vatandaşlık edinebileceklerini gördüler ve bunların da âhlakı bozuldu.
Kamu düzeni ve millî güvenlik bakımından ne tür riskler oluştuğu da ayrı mesele!
SON SÖZLERİM
Türkiye yabancı yatırımı teşvik etsin; buna itirazım yok. Dünyada da yatırım karşılığında oturum veya vatandaşlık imkânı sağlayan bir sürü model var.
Ama vatandaşlık, tapuda yazan rakamın ve banka dekontunun tamamlanmasıyla otomatik kazanılan bir şeye dönüşmemeliydi.
Bu uygulama sürecekse sistem daha dikkatli çalışmalı.
Aynı şirket kısa sürede çok sayıda yabancıya satış yapıyor mu?
Bedeller bölge rayiçlerinden kopuyor mu?
Ödenen para bir süre sonra alıcıya geri dönüyor mu?
İşte devlet buları çok daha erken görebilmeli!
Tapu, banka, ekspertiz ve vergi idaresi ayrı ayrı değil, birlikte bakmalı.
Soruşturma sürüyor; elbette masumiyet karinesine saygılıyız. Fakat kamuoyuna yansıyan bulguların ciddiyeti ortada.
Bu dosyanın mağduru yalnızca dürüst şirketler ve gerçek yatırımcılar değil. Mağdur, 86 milyon vatandaşımız ve devletin bizatihi kendisidir.
Dilerim soruşturma sonunda sorumlular ortaya çıkarılır ve Türk vatandaşlığı bir daha kimsenin kısa yoldan kazanç kapısı hâline gelmez.
İsmail Vefa AK / Haber7
X: @Ismail_Vefa_AK
-
Ülkem 11 saat önce Şikayet EtO dönemi çok iyi hatırlıyorum herkes yalvardı hükumete yalnış yapıyorsunuz 3 .5. mütahit kazanacak diye 250 bin dolarlık daire alana vatandaşlık veriliyordu herkes bu işin çok büyük yalnış olduğunu söylüyordu iste bak nasıl bir oyun oynanmış su isistimal edilmiş vahki vah hiçmi ileriye dönük ülke istikbali için gelecek için niye böyle gereksiz olumsuz işler yapılır anlamıyorum ...Beğen Toplam 4 beğeni
-
ilhan yaşar 12 saat önce Şikayet EtIsmail vefa bey ; daha onceki yazilarinizda devlet butcesi 20 trilyon tl olarak bahsetmistiniz .. devlet bu kacak goceklerle trilyona ulasacak nerdeyse . Vergi kadar kacakcilikta da devlet tarafinda kaynak cikiyor maalesef :/Beğen Toplam 5 beğeni
-
Vatandaş 12 saat önce Şikayet Etbence fabrika kurmaları gerekiyor. konut, arazi yanlış bir karardır. 3-4 yıl önce aldığı konutu şimdi karlı bir şekilde satıyor. ayrıca, konut ve arazi fiyatları da artmış oldu. yararından çok zararı oldu. konut, arazi olacaksa da 20 yıl bizzat kullanmalı.Beğen Toplam 6 beğeni
-
Nurcihan 12 saat önce Şikayet EtBütün bunların tek bir sebebi var. Yüksek faiz. Siz ülkede yüksek faiz uygular, paranın yatırıma, ekonomiye katılımını engeller, üstelik parası olana yüksek faiz gibi cazibe sunarsanız, olacağı budur. Hırsızlara,yolsuzlara,kara paracılara gün doğar. hiç bir yatırımla, çalışma ile elde edemeyeceği, yüksek faizle yan gelip yatar,Devlet yüksek faiz ile, ahlâk bozukluğunu artırıyor.Beğen Toplam 7 beğeni
-
Garip 12 saat önce Şikayet EtTek kelime ile ahlaki yozlaşma toplumun tüm kesimini kaplamış durumda. Böyle yöntemlerle cebini dolduranlar kısa bir süre hapis yattıktan sonra hayatlarını krallar gibi geçiriyor. Vay benim güzel ülkem.Beğen Toplam 5 beğeni