Riyad-Tahran normalleşmesi
İran ve Suudi Arabistan, Çin’in arabuluculuğunda yürüttükleri müzakerelerin sonunda 7 yıl önce kesilen diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi ve iki ay içinde büyükelçiliklerin karşılıklı olarak açılması konusunda anlaştı.
Riyad ve Tahran arasındaki ilişkiler Şii din adamı Nimr el-Nimr’in idam edilmesi ve Suudi Arabistan’ın diplomatik temsilciliklerinin İranlı göstericiler tarafından ateşe verilmesi üzerine 2016’da kopmuştu.
Orta Doğu’nun iki önemli ülkesi arasındaki ilişkiler Irak’tan Lübnan’a, Suriye’den Yemen’e bölgedeki birçok çatışma alanını da ilgilendirdiği için Pekin’de varılan anlaşma memnuniyetle karşılandı.
Genel beklenti, İran ve Suudi Arabistan’ın ilişkilerini normalleştirmelerinin söz konusu çatışma alanlarında gerginliği düşüreceği yönünde.
Anlaşmanın Pekin’in arabuluculuğunda sağlanması da Çin’in Körfez bölgesindeki artan nüfuzunun göstergesi olarak yorumlanıyor.
Suudi Arabistan’ın İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi beklenirken İran’la diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etme kararı almasının sürpriz olduğu iddiası doğru değil.
İki ülke temsilcilerinin Bağdat’ta uzun süredir toplantılar yaptıkları biliniyor.
Riyad ve Tahran arasındaki normalleşmeyi Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki olası bir normalleşmeye de alternatif görmemek gerek.
Çünkü Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi farklı bir süreç ve kendine özgü koşulları, pazarlıkları var.
Bilakis Suudi Arabistan’ın İran’la arasını düzeltmesi, İsrail’le normalleşme yönünde adım atması hâlinde ilişkilerin tekrar bozulmasını istemeyen İran’ın ve Tahran’a bağlı örgütlerin yoğun tepkilerinden ve eleştirilerinden korunmasını sağlar.
İsrail’in İran’a olası bir saldırısı sonrasında Suudi Arabistan topraklarının İran misillemesinin hedefi olma ihtimalini azaltır.
Ayrıca İsrail’le pazarlıkta elini güçlendirir.
Biden yönetiminin İran yanlısı yaklaşımı ortadayken Riyad’ın Tahran’la diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etmeye karar vermesinin ABD’ye rağmen olduğu da düşünülemez.
Asıl sorulması gereken soru şu:
İki ülke arasındaki güven problemi çözüldü mü?
Bu soruya “Evet” cevabı vermek ne yazık ki imkânsız.
İran’ın tavrında ve yayılmacı politikalarında herhangi bir değişiklik olmayacağını Suudi Arabistanlı birçok yorumcu da itiraf ediyor.
Pekin’de imzalanan anlaşma, Muhammed bin Selman’ın 2017’de İran’a yönelik açıklamalarını yeniden gündeme getirdi.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi katıldığı bir televizyon programında İran’la hiçbir ortak noktalarının bulunmadığını, radikal bir ideolojiye sahip İran’ın başlıca hedefinin Suudi Arabistan olduğunu söylemiş, çatışmayı İran topraklarına taşıyacaklarını öne sürmüştü.
Suudi Arabistan ordusunun Tahran’a girdiğini ve İran halkı tarafından sevinç gösterileriyle karşılandığını gösteren animasyon filmi henüz unutulmadı.
Son aylarda Suriye rejimine yeniden meşruiyet kazandırarak bölgeyi Arap Baharı öncesi dengelerine döndürme çabaları var.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman da öncelikle ülke içindeki hedeflerini gerçekleştirmek istiyor.
Suudi Arabistan ve İran arasında imzalanan anlaşma, iki ülke ilişkilerinde küresel ve bölgesel koşullara göre daha önce de yaşanan iniş çıkışlardan biri olduğu için “tarihî” bir adım olarak nitelenemez.
Diriliş Postası