Darbeye karşı tavrımız
Nijer’de bir grup askerin darbe yaptığını ve anayasanın askıya alınarak tüm kurumların lağvedildiğini açıklaması üzerine Batı Afrika’da patlak veren kriz ve gergin bekleyiş devam ediyor.
Bölge ülkeleri, “darbeyi destekleyenler” ve “darbeye karşı çıkanlar” olarak ikiye bölünmüş durumda.
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) darbecilere Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum’u serbest bırakmaları ve darbe girişimine son vermeleri için verdiği bir haftalık süre çoktan doldu.
Yönetime el koyan askerler, dışarıdan askeri müdahale ihtimaline karşı Nijer hava sahasını kapattı ve herhangi bir ihlale “anında ve güçlü bir şekilde” cevap vereceklerini duyurdu.
Nijer’deki darbeye en büyük desteğin, askerler tarafından yönetilen Burkina Faso ve Mali’den gelmesi şaşırtıcı değil.
ECOWAS üyesi olmayan Cezayir, Moritanya, Libya ve Çad da Nijer’e askeri müdahaleye karşı.
Kısacası, bölge ülkelerinin çoğu, Fransa’nın çıkarları için savaşmak istemiyor.
Nijer’deki darbe medyada “Afrika’nın uyanışı”, “Fransız emperyalizmine ve sömürgeciğe başkaldırı” gibi yorumlarla alkışlanıyor.
Oysa askeri darbelerin iyisi ya da kötüsü olmaz.
Geçmişte Cemal Abdunnasır ve Muammer Kaddafi gibi isimler de benzer parlak sloganlarla halk iradesini gasp etmiş ve diktatörlüklerini kurmuşlardı.
İnsanların sokaklarda askeri cunta lehine gösteri yapmaları, darbeyi haklı çıkarmaz.
Halk iradesinin tecelli edeceği yer, sokaklar değil sandıklardır.
Afrika’da Fransa’ya karşı her geçen gün büyüyen bir tepki olduğu ortada.
Ancak kıtada, Rusya ve Çin’in de nüfuz rekabeti içinde oldukları unutulmamalı.
Niamey’e heyet gönderip cuntayla görüşen ABD’nin tavrı, soru işaretleriyle dolu.
Bir emperyalizmden kurtulup bir başkasının pençesine düşmek; övünülecek bir durum değil.
Darbeciler gerçekten ülkelerinin iyiliğini istiyorlarsa ve koltuk peşinde değillerse yönetimi en kısa sürede seçilmiş sivillere devrederler.
Fakat bunu yapmak hiç de kolay değil.
Bildiğim kadarıyla, Sudanlı General Abdurrahman Suvaruzzeheb’den başka darbeden sonra yönetimi sivillere bırakıp köşesine çekilen olmadı.
Çok partili hayata geçtikten sonra askeri darbelerden ve ordunun siyasete müdahalelerinden çok çeken Türkiye, ‘dost ve kardeş Nijer’de, anayasal düzen ile toplumsal barış ve istikrarın bozulmamasını temenni ettiğini’ açıkladı.
Dışişleri Bakanlığının yayımladığı bildiride, ‘demokratik seçimlerle iş başına gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum’un görevinden alıkonmasının ve tüm demokratik kurumların askıya alınmasının derin endişeyle takip edildiği’ belirtildi.
Türkiye, elbette Nijer’e ya da bir başka ülkeye demokrasi ihraç edecek değil.
Darbeye destek için sokaklara dökülenler arasında Türk bayrağı taşıyanların olması da gururumuzu okşuyor olabilir.
Ama biz yine de tutarlı davranmalı; ilkesel olarak ve ayrım yapmadan darbeleri kınamalıyız.
Bir yandan halk iradesinin gasp edilmesini kınarken diğer yandan Nijer’e dışarıdan askeri müdahaleye karşı çıkabiliriz.
Aksi takdirde, rahmetli Mursi’yi görevinden uzaklaştırıp mahkeme salonunda şehit eden kanlı darbeyi ve Tunus’ta parlamentonun kapısına kilit vurulmasını eleştirmemizin, hain darbe girişimine karşı 15 Temmuz 2016’da gösterdiğimiz direnişle gurur duymamızın bir anlamı kalmaz.
Diriliş Postası