Hata yapma hakkı elinden alınan çocuklar: Mükemmeliyetçi ailelerin görünmez maliyeti
Ülkemiz eğitim dünyasındaki birinci özne şüphesiz öğrenciler. Değişen, dönüşen tüm sistem daima öğrencilerin daha iyi öğrenmesi daha iyi performans üzerine kurulu bir sistem aslında. Öğrencilerin hemen ardından öğretmenler ve nihayetinde üçüncü özne ise aileler olarak sıralanıyor “eğitim algoritması”.
Bugünkü yazımızda aileleri ilk sıraya alarak, ülkemiz aile modelini masaya yatırmak istedik.
Alanının önde gelen isimlerinden değerli eğitimci Uzman Psikolojik Danışman Besim Türkoğlu hocamızla aileler üzerine keyifli ve verimli bir söyleşi yaptık.
***
Mükemmeliyetçi aile dediğimizde tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Mükemmeliyetçi aile, çocuğuna en iyisini yap diyen aile değildir. En iyisi olmazsa olmaz diyen ailedir. Aradaki fark çok ince ancak sonuçları oldukça büyük.
Bu ailelerde başarı sadece bir hedef değildir aynı zamanda bir kimliktir. Çocuk ders çalışmazsa sorun çalışmaması değil, “potansiyelini harcaması”dır. 90 alması başarısızlık sayılmaz ama neden 100 almadığı sorusu hep duyulur. Bu doğrultuda tabiki çocuk zamanla şunu öğrenir:
“Ben ancak başarılı olduğum kadar değerliyim.” Bu çok sessiz bir mesajdır ama derine işler.
Bu çocuklar genelde başarılı oluyor. O zaman sorun nerede?
Evet, çoğu zaman başarılı oluyorlar. Ama bu çocukların iç dünyalarına baktığımızda şunu net olarak görürüz: Huzursuzluk, yarımcılık..
Başarı bu çocuklar için bir sevinç değil, rahatlamadır. “Neyse, bu sefer kurtardım.” Sonra çıta yine yükselir tabiki.
Bilim bize şunu söylüyor: Eğer öz-değer performansa bağlanırsa kişi yeterince iyi hissedemez. Çünkü her başarıdan sonra yeni bir hedef gelir. Bu yüzden mükemmeliyetçi aile çocukları genelde iki uçta yaşar: ya aşırı kontrolcü ve kaygılı olurlar veya bir noktada tamamen bırakırlar ki bu durum ketlenmedir, donmadır.
Mükemmeliyetçi ebeveynler genelde kötü niyetli mi?
Hayır, tam tersine. Çoğu kendi hayatında eksik kalan şeyi çocuğunda tamamlamak ister. “Ben yapamadım, o yapsın.” Ancak buradaki önemli sorun çocuğun hayatı bir süre sonra ebeveynin telafi alanına dönüşür ve benliğin ayrışması sağlıklı bir doğrultuda ilerlemez.
Bir de ebeveynlerin korkular var. Geri kalırsa, ya başaramazsa? Bu korku, çocuğa sürekli daha fazlasını isteme şeklinde yansıyor.
Ama çocuk bu taleplerle şunu duyuyor: “Olduğun halin yetmiyor.”
Bu durum çocukta nasıl bir iç ses oluşturuyor?
Buraya kadar konuştuklarımız içerisinde belki de en kritik yer burası. Ebeveynin sesi zamanla çocuğun iç sesi oluyor ve benliğinin bir parçası haline dönüşüyor. Dışarıdan artık kimse baskı yapmasa bile, içeride bir ses daha iyisini yapabilirdin, bu yeterli değil, hata yapma şeklinde baskılarda bulunuyor.
Bu iç ses, ne yazık ki yetişkinlikte de devam ediyor. Psikolojik danışma oturumlarında sık duyduğumuz cümle şudur: “Başarılıyım ama kendimi iyi hissetmiyorum.”
Çünkü başarı dışarıda, yetersizlik içeride.
Mükemmeliyetçilik neden bu kadar yaygınlaştı?
Çünkü artık herkes vitrinini sergiliyor. Sosyal medya çağında çocuklar sadece sınıf arkadaşlarıyla değil, tüm dünyayla kıyaslanıyor.
Bir de sınav sistemi var. Rekabet erken yaşta başlıyor. Aileler kendi çocukları için her zaman bir adım önde olmalı şeklinde otomatik bir inanç geliştiriyor. Ancak ne pahasına önde olmalı? Eğer çocuk kaygı bozukluğu geliştiriyorsa, uyuyamıyorsa, hata yapmaktan korkuyorsa, bu başarı değil alarmdır.
Mükemmeliyetçi aile çocuğu hata yapınca ne hisseder?
Hata onlar için bir deneyim değildir, bir kimlik krizidir. Normalde hata bu yöntem işe yaramadı demektir ama mükemmeliyetçi zihinde hata ben yeterli değilim şeklinde bir çıktıya dönüşür.
Bu yüzden bazı çocuklar risk almaktan kaçınır. Çünkü risk demek hata ihtimali demektir. Oysa gelişim riskle olur. Beyin hata yaptığında yeni bağlantılar kurar. Ama hata korkulacak bir şeye dönüşürse gelişim alanı daralır. Hata yapmaktan korkan çocuk yaratıcı imgeler geliştiremez, işleve saplanır. İşlevsel riskleri almaktan kaçınır.
Peki ebeveynler neyi değiştirmeli?
Beklentinin dilini. En iyisini yap yerine denediğini görmek benim için değerli.
“Neden 100 değil yerine, bu süreçte ne öğrendin?”
Yani bu noktada çocuk şunu hissetmeli:
Ben hata yaptığımda da seviliyorum.
Başarısız olduğumda da değerliyim. Hata yapabilirim. Çünkü psikolojik sağlamlık, mükemmel olmaktan değil düşüp kalkabilmekten gelir.
Son soru: Mükemmeliyetçi ailede büyüyen biri iyileşebilir mi?
Evet. Ama önce şunu fark etmesi gerekir, içindeki eleştirel ses ona ait değil.
İyileşme, performans ile değer arasındaki bağı gevşetmekle başlar.
“Ben sadece sonuç değilim”. Ben süreçteyim, öğrenmeye, hata yapmaya, gelişmeye açığım.
Mükemmeliyetçi ailenin görünmez maliyeti huzursuzluk, sürekli tetikte olma halidir. Önemli olan kusursuz olmak değil, kusurla yaşayabilmektir.
***
Değerli katkıları için Besim Türkoğlu Hocama teşekkür ediyorum.
Evet görüldüğü üzere aileler adeta bir ayna görevi görüyorlar ve biricik evlatları kendilerine baktıklarında, adeta şu cümleyi onlara haykırıyorlar: “Ben hata yaptığımda da, ben düşük not aldığımda da, ben düşük net yaptığımda da, ben eğitim hayatımdaki her türlü başarı ya da başarısızlığımla da sizler tarafından seviliyor muyum?”
İşte bu haykırışları sevinç çığlıklarıyla buluşturmak için var gücümüzle düşünüyoruz, yazıyoruz, üretiyoruz. Tıpkı bu diğer eğitimci dostlarımız gibi.
Nihayetinde biz de babayız, biz de veliyiz, biz de eğitimciyiz ve güzel ülkemiz çok seviyoruz.
Ve biz eğitimciler de şunu haykırıyoruz: “Ortada bir başarısızlık varsa tek başına ne öğrencinin, ne ailenin ne de eğitimcilerindir ya da ortada bir başarı varsa tüm sorumluluk ya da tüm soruNluluk tüm paydaşlarındır.
Aslında bütün sorun ya da olması gereken eğitim iklimi tıpkı yıllar önce bir anne ya da babanın çocuğunu öğretmeninin karşısında omuzundan tutup: “Buyrun evladımızı. Eti sizin, kemiği bizim!” tarzındaki güven dolu bir eğitim ikliminin oluşması ve ailelerin öğretmene, öğretmenlerin öğrencilere, öğrencilerin ailelerine sonuna kadar güvenebildikleri bir eğitim iklimini yeniden inşa edilmesi gerektiği konusu bana göre çok önemli bir konu.
Zira çocuklarımızın ve gençlerimizin öğrenci kimlikleriyle hem okulda hem de evlerinde sabırdan yoksun, inadına hızlanan internet çağında tek tıkla her isteklerinin yerine geldiği bir dönemde bana göre eğitimde asıl eksik olan kavramlar GÜVEN ve SABIR’dır. Ve ne yazık ki iletişim dili gün geçtikçe daha keskinleşmekte ve kırılganlaşmakta.
Günün sözü: “Düştüğünüz yere değil, ayağınızın kaydığı yere bakmalısınız.” (Afrika Atasözü)
İsmail Yolcu
Eğitimci-Yazar
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
-
gerçekler 15 saat önce Şikayet EtHarika Maşallah size, Mükemmelliyetçi olupta daha mutlu olan birine rastlamadım, Birde mükemmelliyetçi nasıl olunurla ilgili tesbitler bekleriz inş.Beğen Toplam 3 beğeni