Yeniden Okul Olmak: Güvenli Okul İklimi Üzerine
Yeniden Okul Olmak başlığı kendi içinde biraz özlem içerse de aslında olması gerekenin olması için kurulan çok iddialı ve umut dolu bir kavram…
Acaba yeniden okul olmak sadece okul çatısı altında yapılacaklarla mı sınırlı? Yoksa annesiyle babasıyla, öğretmeniyle, çocuğuyla topyekûn bir şekilde yeniden okul olmanın yolu sokaklardan, avm’lerden, evlerimizde kurulan sofralardan mı geçiyor ya da çocuklarımızın, gençlerimizin yani öğrencilerimizin “his”lerinden mi geçiyor?
İşte birbiri ardına kurduğumuz bu cümlelerin cevabını alanının duayen isimlerinden kıymetli eğitimci, değerli bilim insanı Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi saygıdeğer Hocam Prof.Dr.Mustafa YAVUZ’dan alacağız.

Bu söyleşide değerli Mustafa Yavuz Hocam ile “okulda şiddet, güvenli okul iklimi, öğrencilerin aidiyet duygusu, psikolojik güvenlik ve eğitimde önleyici yaklaşımlar” üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirilmiştir.
***
Hocam, son yıllarda okulda şiddet ve zorbalık konularını çok daha fazla konuşmaya başladık. Sizce neden böyle oldu?
Çünkü artık çocukların yalnızca akademik başarılarına değil, duygusal dünyalarına da bakıyoruz. Eskiden bazı davranışlar “çocuk arasında olur” diye geçiştiriliyordu. Oysa bugün biliyoruz ki zorbalık bir öğrencinin özgüvenini, akademik başarısını ve hatta geleceğe bakışını dahi etkileyebiliyor.
Yani mesele aslında sadece disiplin değil diyorsunuz hocam?
Kesinlikle öyle. Disiplin tek başına çözüm değil. Çocuk kendisini okulda güvende hissetmiyorsa, öğretmenine güven duymuyorsa ya da arkadaşları tarafından dışlandığını düşünüyorsa öğrenme süreci de zarar görüyor.
Peki bu şiddet ve zorbalığın temel nedenleri nelerdir?
Aslında çok boyutlu bir yapıdan söz ediyoruz. Bireysel nedenler var; duygu düzenleme sorunları, empati eksikliği gibi. Aile kaynaklı nedenler var; aile içi şiddet, baskıcı ebeveynlik ya da sağlıksız iletişim gibi. Bunun yanında sosyal medya baskısı, toplumsal kutuplaşma ve okul iklimi de çok etkili.
Sosyal medya çocukları gerçekten bu kadar etkiliyor mu hocam?
Evet, hatta bazen düşündüğümüzden daha fazla etkiliyor. Çocuklar artık yalnızca okul koridorlarında değil dijital ortamda da akran baskısıyla karşılaşıyor. Siber zorbalık, dışlanma ve sürekli kıyaslanma kültürü çocukların psikolojik dayanıklılığını olumsuz etkileyebiliyor.

Ailelerin burada nasıl bir rolü var?
Aile çocuğun ilk öğrenme ortamıdır. Çocuk sevgiyi, iletişimi, öfke kontrolünü ve problem çözmeyi önce ailede öğrenir. Eğer ev ortamında sürekli çatışma varsa ya da çocuk kendisini değersiz hissediyorsa bu durum okul yaşantısına da yansıyabiliyor.
Hocam siz özellikle “güvenli okul iklimi” kavramına vurgu yapıyorsunuz. Bu kavramın tam olarak ne demek?
Güvenli okul iklimi yalnızca güvenlik kamerası ya da disiplin kuralları değildir. Öğrencinin okulda kendisini değerli hissetmesi, fikirlerini rahatça ifade edebilmesi, hata yaptığında aşağılanmaması ve aidiyet duygusu geliştirmesi demektir.
Psikolojik güvenlik dediğiniz şey biraz da bununla ilişkili sanırım?
Evet, çok ilişkili. Psikolojik güvenlik; öğrencinin korkmadan konuşabilmesi, soru sorabilmesi ve hata yapabilmesidir. Çocuk sürekli eleştirileceğini düşünüyorsa içine kapanır. Ama desteklendiğini hissederse hem akademik hem sosyal olarak gelişir.
Aidiyet duygusu neden bu kadar önemli?
Çünkü çocuk kendisini okulun bir parçası olarak hissettiğinde okula bağlanıyor. Aidiyet hissi güçlü olan öğrenciler daha az devamsızlık yapıyor, daha mutlu oluyor ve riskli davranışlardan daha uzak duruyor.
PISA verileri de aslında bize bazı önemli mesajlar veriyor değil mi hocam?
Kesinlikle veriyor. Veriler öğrencilerin önemli bir kısmının okulda tam anlamıyla güvende hissetmediğini gösteriyor. Ayrıca zorbalık ve devamsızlık oranları da dikkat çekici. Bu nedenle sadece akademik başarıyı değil okulun sosyal ve psikolojik boyutunu da konuşmamız gerekiyor.
Dünyada bu konuda başarılı örnekler var mı?
Özellikle Finlandiya modeli çok dikkat çekiyor. Öğrenciler karar süreçlerine dahil ediliyor, öğrenci meclisleri aktif çalışıyor ve demokratik okul kültürü destekleniyor. Çocuk kendisini değerli hissettiğinde okula olan bağlılığı da artıyor.
Hocam bazen toplum olarak sadece ceza odaklı düşünüyoruz. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?
Modern eğitim anlayışı artık cezadan çok önlemeye odaklanıyor. Çocuğu korkutarak değil, destekleyerek gelişim sağlanabilir. Önemli olan sorun ortaya çıkmadan önce riskleri fark etmek ve gerekli desteği sunabilmek.
Psikolojik danışmanların rolü burada daha da önemli hale geliyor sanırım. Ne dersiniz?
Kesinlikle. Psikolojik danışmanlar sadece problem çıktığında devreye giren kişiler değildir. Önleyici çalışmalar yaparlar, risk gruplarını belirlerler ve öğrencilerin sosyal-duygusal gelişimlerini desteklerler.
Velilere son olarak ne söylemek istersiniz hocam?
Çocuklarımızın yalnızca sınav sonuçlarına değil, duygularına da odaklanmalıyız. Bazen bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey anlaşılmaktır. Çocuğa sadece “başarılı ol” demek yetmez; “kendini nasıl hissediyorsun?” diye de sormak gerekir.
Son olarak eğitimcilere bir mesajınız var mı hocam?
Okullar yalnızca bilgi verilen yerler değildir. Okul aynı zamanda çocuğun karakterinin, aidiyet duygusunun ve özgüveninin şekillendiği bir yaşam alanıdır. Eğer çocuk okulda kendisini güvende hissederse hem öğrenir hem gelişir hem de hayata daha güçlü hazırlanır.
Değerli Hocam Prof.Dr.Mustafa YAVUZ’a katkıları için ülkemizin aydınlık yarınları olan sevgili öğrencilerimiz ve kıymetli aileleri adına canı gönülden teşekkür ediyorum…
***
Hani zaman zaman hepimizin söylediği bir cümle vardır: “Yeniden çocuk olsam!” hatırladınız di mi? Evet… Ben de kullanırım bu cümleyi çok nadir de olsa. İnsan yeniden çocuk olmak istiyor, yeniden sınırsızca oyun oynamak, öğrenmek, eğlenmek ve gökyüzü gibi özgür olmak istiyor hele de belli bir yaşı geçince.
Acaba sadece insanlar mı yeniden çocuk olmak ister? Hiç düşündünüz mü ormanlar, caddeler hatta binalar da konuşabilseydi onlar da der miydi? Yanmış bir orman mesela yeniden orman olsaydım, üzerine avm yapılan bir futbol sahası yeniden saha olsaydım ya da bahçesinde çok eskiden cıvıl cıvıl çocukların koştuğu, içinden doktorların,
öğretmenlerin, mühendislerin, muhteşem tesisatçıların, muhasebecilerin çıktığı bir okul binası konuşabilseydi mesela içinde çocukların birbirini zorbaladığı, birbirleriyle neşe oynayan değil de ellerindeki ekranlara mahkum olmuş çocukların olduğu bir okul binasına dönüp hangi cümleyi kurardı sizce?
***
Günü Sözü: “Eğitim yaşama hazırlık basamağı olarak görülmemelidir çünkü eğitim yaşamın kendisidir.” (John Dewey)
İsmail Yolcu
Eğitimci-Yazar
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
İnstagram: @ismailyolcu58
-
Sefa 3 saat önce Şikayet EtBunların temel problemi mecburi eğitim..!!! Mecburi eğitim kalksın okuyan okusun okumayan okumasın 20 yaşına göre modern hapishane gibi tutuluyorlar ...Beğen
-
Bahar 3 saat önce Şikayet EtYeniden büyük düşünmekle başlar her şeyBeğen
-
AĞACAN 3 saat önce Şikayet EtEmeğinize , kaleminize sağılık hocam. İlk eğitim aile ve aklı selim anne-baba çocuk ana rahime düştüğünden itibaren sevgi, saygı, hoşgörü ben değil biz düşünceli benim değil evladımın hayalleri ilkeleri doğrultusunda hareket eder, evlatları her şeyden önce yaşı farketmeksizin birey olarak görürse çok daha sağlıklı olur ...Beğen
-
sdfceqd 3 saat önce Şikayet EtOkulda öğrenci talebedir.Beğen
-
Türkiye sevdalısı 3 saat önce Şikayet EtYeniden okul olmak bize yeniden insan olmayı hatırlattı aslında. İnşallah yetkililer okur bu yazıyıBeğen