Okulda şiddeti önlemenin yolu: Şefkatli ve merhametli çocuk yetiştirmek!
Yıllardan beri gerek tv programlarımızda gerekse katılım sağladığımız her ortamda öğrencilerin psikolojik iyi oluşunu, sağlıklı gelişimini ve güvenli eğitim ortamlarına erişimini önemseyen bir eğitimci olmayı tercih ettim. Bu nedenle okullardaki psikolojik danışman ve rehber öğretmenlerimizin sayısının arttırılması konusunun altını daima çizen bir yazar olarak bugün “rehberlik” kavramı ve okullarımızdaki psikolojik danışman ve rehber öğretmenlerimizle ilgili bir yazı kaleme almayı uygun gördüm. Çocuklarımızın ve haliyle ülkemizin aydınlık yarınları nitelikli bir rehberlik anlayışından geçiyor. Bu nedenle Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Engin DENİZ Hocamla bugünkü söyleşimizin ana maddesi rehberlik. Bu vesileyle her okulda en az bir psikolojik danışmanın görev almasının önemini bir kez de bugünkü köşe yazımda altını çizerek ifade etmek isterim.

***
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Genel Başkanı olarak rehberlik kavramını nasıl tanımlarsınız?
Rehberlik, bireyin kendisini tanımasını, sahip olduğu potansiyeli keşfetmesini, çevresiyle sağlıklı ilişkiler geliştirmesini ve yaşamıyla ilgili kararları daha bilinçli biçimde verebilmesini destekleyen sistemli bir yardım sürecidir.
Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim bir konu var. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri yalnızca problem yaşayan öğrencilere sunulan hizmetler değildir. Bu hizmetler bütün öğrencilerin gelişimsel ihtiyaçlarını esas alan, önleyici, gelişimsel ve gerektiğinde müdahale edici çalışmaları kapsar.
Bir öğrencinin akademik gelişimi, mesleki yönelimi, sosyal ilişkileri, duygusal ihtiyaçları ve psikolojik iyi oluşu birbirinden bağımsız değildir. Dolayısıyla psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri öğrenciyi bütüncül bir anlayışla ele alır.
Bugün okullarımızda akran zorbalığından dijital bağımlılık risklerine, sınav kaygısından aile içi iletişim sorunlarına kadar pek çok farklı ihtiyaçla karşılaşıyoruz. Bu nedenle psikolojik danışmanların rolünü yalnızca sorunlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekle sınırlandırmamalıyız.
Biz Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği olarak özellikle önleyici ve gelişimsel psikolojik danışma hizmetlerinin güçlendirilmesini önemsiyoruz. Öğrencinin sorun yaşadığında destek alması elbette gereklidir. Ancak önemli olan, öğrencilerin karşılaşabilecekleri güçlüklerle baş etmelerini sağlayacak psikolojik ve sosyal becerileri önceden kazanmalarına da yardımcı olmaktır.
Psikolojik danışmanların mesleki uzmanlıklarına uygun koşullarda görev yapmaları, okullardaki psikolojik danışman ihtiyacının karşılanması ve hizmetlerin bilimsel ve etik ilkeler çerçevesinde yürütülmesi bu anlayışın temelini oluşturur.
Kısacası psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri, eğitimin tamamlayıcı bir unsuru değil, eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Son günlerde gündeme gelen şiddet ve zorbalık kavramlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son dönemde çocuklar ve gençler arasında yaşanan şiddet olayları hepimizi derinden üzüyor ve düşündürüyor. Özellikle okullarda karşılaştığımız şiddet ve akran zorbalığı davranışlarını yalnızca bireysel olaylar olarak değerlendiremeyiz. Bu davranışların aile, okul, akran çevresi, dijital ortamlar ve toplumsal koşullarla ilişkili pek çok boyutu bulunmaktadır.
Öncelikle şiddet ile akran zorbalığını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Her saldırgan davranış zorbalık değildir. Akran zorbalığında güç dengesizliği, zarar verici davranışlar ve bu davranışların tekrarlanması ya da tekrarlanma olasılığı gibi özellikler öne çıkar.
Zorbalık yalnızca fiziksel şiddetten ibaret değildir. Bir öğrencinin sürekli aşağılanması, dışlanması, tehdit edilmesi, küçük düşürülmesi veya dijital ortamlarda hedef hâline getirilmesi de ciddi psikolojik ve sosyal sonuçlar doğurabilir.
Burada üzerinde durmamız gereken konulardan biri, çocukların duygularını düzenleme, başkalarının duygularını anlama ve davranışlarının sonuçlarını değerlendirme becerileridir. Elbette şiddeti yalnızca empati eksikliğiyle açıklayamayız. Ancak empati, şefkat, merhamet ve duygu düzenleme becerilerinin geliştirilmesi sağlıklı ilişkilerin kurulması ve saldırgan davranışların önlenmesi bakımından önemli koruyucu unsurlardır.
Çocukların öfkelenmesi doğaldır. Önemli olan, öfkelerini kendilerine veya başkalarına zarar vermeden ifade edebilmeyi öğrenmeleridir.
Şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca cezalandırmaya odaklanan bir yaklaşım yeterli değildir. Elbette güvenliğin sağlanması, sorumluluğun belirlenmesi ve gerekli yaptırımların uygulanması önemlidir. Ancak davranışın ortaya çıkmasına neden olan riskleri anlamaya, erken belirtileri fark etmeye ve çocuklara sağlıklı davranış becerileri kazandırmaya da odaklanmalıyız.
Bir çocuğun davranışını değerlendirirken yalnızca ne yaptığına değil, bu davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığına da bakmalıyız. Bu yaklaşım yanlış davranışı mazur görmek değil, sorunun tekrarını önleyebilmek için daha etkili çözümler geliştirmek anlamına gelir.
Çocuklarda şefkat, merhamet ve empati duygularının geliştirilmesi, şiddet ve akran zorbalığının önlenmesinde nasıl bir rol oynar?
Bu soruyu özellikle önemsiyorum. Çünkü şiddeti önleme konusunda çoğu zaman çocuklara hangi davranışları yapmamaları gerektiğini anlatıyoruz. Oysa hangi değerleri ve becerileri kazanmaları gerektiği üzerinde de aynı ölçüde durmalıyız.
Empati, başka bir insanın ne hissettiğini ve yaşadıklarını anlayabilme becerisidir. Şefkat ve merhamet ise başkalarının yaşadığı güçlükleri fark ederek onların acılarını hafifletmeye yönelik duyarlılığı ve yardım etme isteğini içerir.
Bu beceriler birbirini tamamlar. Başkalarının duygularını anlayabilen, onların yaşadıklarına karşı duyarlılık geliştiren ve davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini değerlendirebilen çocukların daha sağlıklı sosyal ilişkiler kurmaları desteklenebilir.
Burada öz anlayışın da önemli bir yeri var. Şefkat yalnızca başkalarına gösterdiğimiz bir duygu değildir. Kendimize karşı geliştirdiğimiz şefkat de psikolojik sağlığımız açısından önemlidir. Kendi hatalarını kabullenemeyen, başarısızlıklarında kendisini sürekli değersiz hisseden ve duygularını düzenlemekte zorlanan bir çocuk, sosyal ilişkilerinde de güçlükler yaşayabilir.
Bu nedenle çocuklara hem kendilerine hem de başkalarına karşı anlayışlı olmayı öğretmeliyiz.
Üstelik şefkat ve merhamet geliştirilebilir özelliklerdir. Anne babalar bu becerileri çocuklarına günlük yaşamın içinde kazandırabilirler. Örneğin çocuğumuza "Arkadaşın çok üzüldüğünde ona nasıl yardımcı olursun?" diye sorabiliriz. Ardından "Peki sen aynı durumda olsaydın kendine ne söylerdin?" sorusuyla başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine de gösterebilmesini destekleyebiliriz.
Birlikte okunan bir kitaptaki karakterin ne hissettiğini konuşmak, arkadaşının yaşadığı bir güçlüğü anlamaya çalışmak veya yaptığı davranışın başka bir insan üzerindeki etkisini değerlendirmek çocukların empati ve şefkat becerilerini geliştirebilir.
Ancak önemli bir ayrıntıyı da belirtmek isterim. Şefkatli olmak her davranışı kabul etmek veya sınırsız hoşgörü göstermek değildir. Çocuğa hem başkalarının haklarına saygı duymayı hem de kendi sınırlarını korumayı öğretmeliyiz. Zorbalığa maruz kalan bir çocuğa yalnızca anlayışlı olmasını söylemek doğru değildir. Kendini koruması, yardım istemesi ve güvendiği yetişkinlere başvurması da desteklenmelidir.
Şunu özellikle ifade etmek isterim: Çocuklarımıza yalnızca güçlü olmayı değil, güçlerini başkalarına zarar vermeden kullanmayı da öğretmeliyiz.
Şefkat ve merhameti çocuk yetiştirme anlayışımızın merkezine yerleştirmek, şiddetin önlenmesi açısından da önemli bir adımdır.
Peki, şiddeti önlemek için neler yapılmalı?
Öncelikle şiddetin önlenmesini yalnızca okulların veya yalnızca ailelerin sorumluluğuna bırakamayız. Şiddet çok boyutlu bir sorun olduğu için önleme çalışmalarının da aile, okul ve toplum düzeyinde bütüncül biçimde yürütülmesi gerekir.
Ben burada özellikle ailelerin sorumluluğuna dikkat çekmek istiyorum. Çocuklar davranışlarının önemli bir bölümünü gözlemleyerek ve deneyimleyerek öğrenirler. Dolayısıyla evde kullanılan dil, sorunların çözülme biçimi, öfke karşısında verilen tepkiler ve aile bireyleri arasındaki ilişkiler çocukların gelişimini etkiler.
Anne babalar çocuklarının yalnızca akademik başarılarını değil, davranışlarını ve duygusal değişimlerini de takip etmelidir. Çocuğun giderek içine kapanması, yoğun öfke tepkileri göstermesi, arkadaş ilişkilerinde belirgin değişimler yaşaması veya sürekli saldırgan davranışlarda bulunması üzerinde durulması gereken işaretler olabilir. Elbette bu davranışların her biri tek başına şiddet göstergesi değildir. Ancak çocuğun ne yaşadığını anlamaya çalışmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak önemlidir.
Diğer taraftan çocukların dijital ortamlarda nelerle karşılaştıklarını, hangi içeriklerden etkilendiklerini ve sosyal ilişkilerini nasıl sürdürdüklerini de bilmemiz gerekiyor. Burada amaç çocukları sürekli denetim altında tutmak değil, onlarla güvene dayalı bir iletişim kurabilmektir.
İkinci önemli alan okullardır. Okullarda önleyici ve gelişimsel psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Öğrencilerin empati, öz anlayış, duygu düzenleme, çatışma çözme, problem çözme ve yardım isteme becerileri sistemli çalışmalarla desteklenmelidir.
Bu çalışmalar yalnızca şiddet olayları yaşandıktan sonra gerçekleştirilen geçici uygulamalarla sınırlı kalmamalıdır. Okulun genel eğitim anlayışının bir parçası olmalıdır.
Üçüncü alan ise güvenli ve destekleyici okul iklimidir. Okul yöneticileri, öğretmenler, psikolojik danışmanlar, aileler ve öğrenciler bu sürecin paydaşlarıdır. Riskli davranışların erken fark edilmesi, güvenilir bildirim mekanizmalarının oluşturulması, şiddete maruz kalan öğrencilerin korunması ve gerekli durumlarda ilgili uzmanlarla iş birliği yapılması gerekir.
Nitekim UNESCO da okul şiddeti ve zorbalığının önlenmesinde bütüncül okul yaklaşımının önemine dikkat çekmektedir.
Bütün bunları etkili biçimde gerçekleştirebilmek için psikolojik danışmanların okullarda yeterli sayıda bulunması ve mesleki uzmanlıklarına uygun koşullarda görev yapmaları son derece önemlidir. Psikolojik danışman/rehber öğretmen norm kadro düzenlemesinin hayata geçirilmesini önemsememizin temel gerekçelerinden biri de budur.
Şiddeti önlemek yalnızca meydana gelen olaylara müdahale etmek değildir. Asıl önemli olan, şiddet ortaya çıkmadan önce çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen koşulları oluşturabilmektir.
Çocukların yalnızca başarılı değil, kendisine ve başkalarına karşı anlayışlı bireyler olarak yetişmesinde okullara ve psikolojik danışmanlara ne gibi sorumluluklar düşüyor?
Eğitimin temel hedeflerinden biri, bireyin akademik gelişimini desteklerken sosyal, duygusal ve ahlaki gelişimine de katkı sunmaktır. Dolayısıyla okullarımızda yalnızca bilgi kazandırmaya değil, öğrencilerin kendilerini ve başkalarını anlamalarına da önem vermeliyiz.
Psikolojik danışmanlar bu süreçte önemli bir uzmanlık alanını temsil ediyorlar. Önleyici ve gelişimsel psikolojik danışma ve rehberlik çalışmaları aracılığıyla öğrencilerin kendilerini tanımalarını, duygularını düzenlemelerini, sağlıklı ilişkiler kurmalarını ve karşılaştıkları güçlüklerle baş etmelerini destekliyorlar.
Örneğin akran zorbalığıyla mücadelede yalnızca zorbalık davranışı gösteren veya zorbalığa maruz kalan öğrencilerle çalışmak yeterli değildir. Bütün öğrencilerin empati, sosyal sorumluluk, çatışma çözme ve güvenli yardım arama becerilerinin geliştirilmesi gerekir.
Bu noktada psikolojik danışmanlar bireysel ve grupla psikolojik danışma çalışmalarının yanı sıra öğretmenlerle, ailelerle ve okul yönetimiyle iş birliği içerisinde okul genelinde yürütülecek önleyici çalışmaların planlanmasına da katkı sunarlar.
Ancak bu sorumluluğu yalnızca psikolojik danışmanlara yüklemek doğru olmaz. Öğretmenlerin sınıf içi yaklaşımları, okul yöneticilerinin oluşturdukları iklim ve anne babaların çocuklarıyla kurdukları ilişkiler bu sürecin birbirini tamamlayan parçalarıdır.
Biz her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman bulunmasını isterken yalnızca bir istihdam meselesinden söz etmiyoruz. Öğrencilerin psikolojik iyi oluşunu, sağlıklı gelişimini ve güvenli eğitim ortamlarına erişimini önemsiyoruz.
Çünkü psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerine duyulan ihtiyaç yalnızca bir sorun ortaya çıktığında başlamaz. Bu hizmetler, öğrencinin gelişim yolculuğunun bütün aşamalarında önem taşır.
Eğitim yalnızca çocuğun ne bildiğiyle değil, kendisiyle ve başkalarıyla nasıl bir ilişki kurabildiğiyle de ilgilenmelidir.
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği olarak başlıca hedefleriniz neler?
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği olarak temel amacımız, psikolojik danışma ve rehberlik mesleğinin bilimsel temellerini, etik ilkelerini, mesleki kimliğini ve toplumsal saygınlığını güçlendirirken ülkemizde sunulan psikolojik danışma hizmetlerinin niteliğinin geliştirilmesine katkı sağlamaktır.
Bu doğrultuda önceliklerimizden biri, psikolojik danışmanların eğitim sistemi içerisindeki mesleki konumlarının ve çalışma koşullarının güçlendirilmesidir.
Özellikle psikolojik danışman/rehber öğretmen norm kadro düzenlemesinin bir an önce hayata geçirilmesini son derece önemsiyoruz. Öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişim ihtiyaçları dikkate alındığında, okullarımızdaki psikolojik danışman ihtiyacının karşılanması ertelenmemesi gereken bir gerekliliktir.
Yeni norm kadro yapısı doğrultusunda okullarımızın psikolojik danışman ihtiyacını karşılayacak bir istihdam planlamasının yapılması, önleyici ve gelişimsel hizmetlerin yaygınlaştırılması ve niteliğinin artırılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bir diğer önceliğimiz psikolojik danışmanlık mesleğinin yasal ve mesleki sınırlarının güçlendirilmesidir. Mesleki yetki ve sorumlulukların belirginleştirilmesi, etik standartların korunması ve psikolojik danışmanların uzmanlık alanlarına uygun biçimde hizmet sunabilmeleri açısından gerekli düzenlemelerin yapılmasını önemsiyoruz.
Ayrıca psikolojik danışma hizmetlerinin yalnızca eğitim kurumlarıyla sınırlı kalmaması, toplumun farklı kesimlerinin de nitelikli psikolojik danışma hizmetlerine erişebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda psikolojik danışma merkezlerinin açılmasına ve faaliyetlerine ilişkin düzenlemelerin mesleğin bilimsel ve etik ilkeleri doğrultusunda geliştirilmesi de önceliklerimiz arasındadır.
Meslektaşlarımızın sürekli mesleki gelişimini desteklemek, akademi ile uygulama alanı arasındaki iş birliğini güçlendirmek, bilimsel araştırmaların sahadaki uygulamalara yansımasını sağlamak ve ilgili kamu kurumlarıyla yapıcı iş birliklerini sürdürmek de temel hedeflerimizdendir.
Millî Eğitim Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde, öğrencilerimizin ihtiyaçlarını ve meslektaşlarımızın görüşlerini esas alan çalışmalara katkı sunmaya devam edeceğiz.
Bizim için güçlü bir psikolojik danışma ve rehberlik sistemi, yalnızca meslektaşlarımız açısından değil; çocuklarımız, gençlerimiz, ailelerimiz ve toplumumuz açısından da önemli bir kazanımdır.
Değerli Hocam katkılarınız için çok teşekkür ediyorum.
***
Günün Sözü: “Biz “önce etik” diyoruz çünkü ahlaki ve etik bir temel üzerine inşa edilmeyen hiçbir teknolojik gelişim, insanlığa kalıcı bir fayda sağlamaz.” (Prof.Dr.Cihad DEMİRLİ – T.C. MEB Bakan Yardımcısı)
İsmail Yolcu / Haber7
Eğitimci-Yazar
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
İnstagram: @ismailyolcu58
-
Hüseyin 14 dakika önce Şikayet EtOkullarda olması çok iyi olur Hatta Ayda bir gün komple okulda toplu olarak konferans vermeli aileler dahil Toplumun çok büyük çoğunluğu sorunlu Ben dahilBeğen