Kemal Kahraman
Kemal Kahraman
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Kültür Dünyamız işaret taşlarından birisini kaybetti

GİRİŞ 03.09.2024 GÜNCELLEME 03.09.2024 YAZARLAR

Kültür ve yayın dünyamızın önemli isimlerinden Ersin Nazif Gürdoğan’ı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Bir akademisyen ve bilim adamı olan Profesör Gürdoğan, daha çok düşünür ve yazar kimliğiyle tanınır. Deneme, gezi, düşünce alanındaki eserleriyle ülkemizin belli başlı yazar ve düşünürleri arasında yer almıştır. Uzun yıllar bir gazetede köşe yazarlığı yapmıştır. 

Mavera dergisinin kurucuları arasındaydı. Sonraki yıllarda İslam ve İlim ve Sanat dergilerinin yayın kurullarında yer aldı. Yazılarıyla katkıda bulundu. Onun yazılarını veya yapılan konuşmaları dergilerde görmek okuyucu kesimi için bir alışkanlık haline geldi.   

Yazılarına ve konuşmalarına yansıyan temel özellik, çok yönlü kişiliğidir. Bulunduğu ortamların ve yayınların Dünya’ya açılan penceresi oldu. Bir ayağıyla kültür ve medeniyet dünyamıza dayanırken öbür ayağıyla dışımızdaki dünyaya uzanmayı, yorumlamayı prensip haline getirdi. Dışarıdan bakmadan kendimizi bütünüyle göremeyeceğimizi hep vurguladı. 

Dışarısı derken bunu iki anlamda söylüyordu; Coğrafi anlamda; Ortadoğu, Avrupa, Asya, Afrika, Amerika… İkincisi, kültür anlamında; İslam kültür coğrafyasının sınırları, kapsamı, diğer kültür ve inanç dünyalarıyla teması. 

Kendisi bu konuları yorumlayıp karşılaştırmalar yapmak için iyi bir donanım ve deneyime sahipti. Uzun yıllar yurt dışında kaldı. Mühendis ve işletmeci bir aydın olmak ona farklı avantajlar sağlıyordu. Dünya’da sanayi ve ekonomi alanındaki gelişmeleri, verileri, eğilimleri yerli bir düşünür gözüyle hakkıyla değerlendirebilecek birikime sahipti. 

Eserlerinde, konuşmalarında, ilhamını Sezai Karakoç’tan alan bir medeniyet perspektifi sundu. Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera dergisi geleneğine bağlıydı.  İslam toplumlarının bugünkü durumunu, sebep ve sonuçlarını gerçekçi ve cesur bir yaklaşımla değerlendirdi.

Medeniyetimizin geldiği noktayı ve geçmişini gözlemlemek için İslam dünyasını doğudan batıya gezdi. Büyük birikimlerin yaşandığı merkezleri dikkatle inceledi. Medeniyet ekseninin uğradığı şehirlerde odaklandı. Aldığı notları kitaplarında değerlendirdi. Hicaz’dan Endülüs’e, Zamanı Aşan Şehirler adlı eserleri bu anlamda önemli ipuçları vermektedir.

Batı dünyasını çok iyi tanıması ona verimli karşılaştırmalar yapma imkanı sundu. Yazılarında tüketime dayanan, insanı arka plana iten kapitalist yaşam tarzına karşı sürekli ve sağlam bir duruş sergiledi. Bu anlamda Nuri Pakdil ile olan duygu ve düşünce yakınlığından söz edilebilir. 

Onun bakışı, yorumları, düşünce ve kültür evreninin dışında, sosyo - ekonomik verilere, hatta rakamlara dayanır. Bunun için bizimle Batı dünyası arasındaki karşılaştırma, değerlendirme ve eleştirilerinde bilgiye dayanan bir zeminde durduğunu hissedersiniz. Reaksiyoner değildir, ezik değildir, umutsuz değildir. Aksine sürekli yol gösterici formül arayışı içindedir. Ona göre hastalıklar, devaya giden yolu da işaret etmektedir. 

Aydınların toplumun aynası olma gibi bir vazifeleri veya özellikleri vardır. Bunu yapabildikleri ölçüde topluma mal olurlar ve kalıcı eserler ortaya koyarlar. Bu anlamda, belli dönemlerde yazılan eserlerin ortak bir arka planı, ruh akrabalıkları söz konusudur. Bu açıdan Görünmeyen Üniversite (1993) ile birlikte Necip Fazıl’ın O ve Ben (1975) ve Nuri Pakdil’in Bağlanma (1979) adlı eserlerini hatırlamakta fayda vardır.
Nazif Gürdoğan’ın Görünmeyen Üniversite adlı eseri, o dönemde ülkemiz sosyal hayatında etkili olan ve bu topraklarda derin kökleri bulunan tasavvuf kültürüyle ilgilidir. Bu kapsamda önemli eserlerin arka arkaya gelmesi elbette bir rastlantı değildir. Dönemin sosyo - kültürel kodlarına tekabül eden özellikleri vardır. 

Gürdoğan’ın kurucuları arasında yer aldığı Mavera dergisi ortamında da tasavvuf geleneği açısından yoğun bir dönem yaşanmıştır. Akif İnan, Cahit Zarifoğlu bu alanda özel tecrübelere sahiptir ve bu yönleri, eserlerine bir şekilde yansımıştır. Zarifoğlu Arvasi hazretlerinin manevi dünyasından feyz almıştır. Necip Fazıl ile manevi akrabalığından söz edilebilir. 

Nazif Gürdoğan’ın yolu ise İskenderpaşa ekolüne çıkmıştır. Bunun nedenleri “iki tarafın” özelliklerinde aranmalıdır. Gürdoğan İTÜ Makine Mühendisliği mezunudur. Sonra işletme ve yönetim alanına kaymıştır. Akademik çalışmaları devam etmiştir. Belli bir dönem ülkenin kalburüstü bürokratları ve iş dünyasının önemli kadroları arasında yer almıştır. 

O zaman bu özelliklerin işaret ettiği yön, eğer tasavvuftan söz ediyorsak, İskenderpaşa ekolünden başkası değildir. Gerçekten Mehmet Zahid Kotku yaşadığı dönemde ülke ve Dünya siyasetini, ekonomisini yakından izlemiş, kalkınma için milli bir ekonomi ve sanayi düşüncesini teşvik etmiştir. Devrinin en önemli aydınlarına, bürokratlarına hitap eden, manevi destek veren, işaretleriyle yol gösteren bir özelliğe sahiptir. Adeta Sultan Abdülhamit devrindeki Gümüşhanevi dergahının işlevini üstlenmiştir. 

İşte bu ruh halinin ve insanlar üzerindeki etkilerinin manifestosunu yazmak, Nazif Gürdoğan’a nasip olmuştur. Bir yanda Hz. Peygamber’e (sav) kadar uzanan bir geleneğin sağlam bir temsilcisi olarak günümüz dünyasını yakından izleyen, ülkemizin içinde bulunduğu problemleri ve çözüm yollarını düşünen ve teşvik eden bir tasavvuf büyüğü. Öte yanda günümüz üniversitelerinde hocalık yapan, eserleriyle tanınmış, aynı zamanda sosyal benliğimizin bir parçası olan manevi değerlerimize sahip çıkan bir aydın. Görünmeyen Üniversite bu iki tarafın buluşmasının hikayesidir. 

Nazif Gürdoğan içinde bulunduğumuz dünya sisteminin temel dinamikleri üzerine çok kafa yormuştur. Bu çerçevede çok kullandığı anahtar kavramlardan birisi, girişimciliktir. İş dünyası onun bilim ve düşünce adamı olarak odaklandığı bir alandır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de ticaretin ülkeler ve toplumlararası ilişkileri düzenlemede önemli katkıları olduğuna inanır; Girişimciler ürün, hizmet ve bilgi akışında sınırların önemini yitirdiği yüzyılın yeni fatihleridir. Sınırsız dünyanın en etkili ve güçlü ordularıdır. Onlar toplumları silahlarıyla değil, ürün ve hizmetleriyle değiştirirler.

Gerçekten, İslam’ın ilk asırlarında orduların yanında ilk dönem Müslüman tüccarların büyük rolleri olmuştur. Orduların hiç ulaşmadığı Uzakdoğu’daki İslam varlığı, ticari ilişkilerin bir sonucudur. Gürdoğan, günümüz dünyasında ticaretin, hizmet sektörlerinin kültürler ve toplumlar arası ilişkilerde önemli fonksiyonlar üstlendiğini, bu alanda kıyasıya bir rekabet yaşandığını, bizim de etkili bir şekilde bu yarışta yer almamız gerektiğini vurgular. Ona göre bu yarış bir varoluş sorununa dönmektedir.  

Gürdoğan tasavvuf geleneğinin günümüz dünyasının yorumlanmasında önemli fonksiyonlar üstlenebileceğini, esasen mevcut kapitalist dünya sisteminin böyle bir katkıya şiddetle ihtiyaç duyduğunu her fırsatta vurguluyor. Tüketim çılgınlığı karşısında sade, mütevazı, paylaşımcı, empatik, doğayla barış içinde bir yaşam tarzını öngören tasavvufun, sürdürülebilir bir sosyo ekonomik yapı için model sunduğunu söylüyor. 

Görünmeyen Üniversite’nin yazıldığı dönemde sosyo-politik anlamda karamsar bir atmosfer hakimdir. Ülkemize Ortadoğu veya Güney Amerika’daki zayıf, istikrarsız ülkelerden birisi olarak bakılmaktadır. Bu bakış uzun yıllar boyunca insanımızın ruhuna sirayet etmiştir.  Eğitim kurumları ve medya, bir duyguyu pekiştirme yarışı içindedir; Sen yapamazsın!  Görünmeyen Üniversite, tam da bu durumun üzerine gitmiştir. Gençlerin manevi dünyalarına, bu toprakların birikimine dayanarak özgüven aşılamak için kuvvetli bir şekilde seslenmiştir; Yapabilirsin! 

Bu sesin ne kadar etkili olduğuna geçtiğimiz yıllar boyunca şahit olduk. Dünya sistemindeki rekabet, propaganda ve toplum mühendisliği çalışmaları, yeni araçlarla, yeni söylemlerle devam ediyor. Onlara karşı ruh dünyamızı takviye edecek, motive edecek, besleyecek, sağlam ve yerli kaynaklara dayanan, yapıcı, etkili bir duruşa, bir modele olan ihtiyaç devam ediyor. 

 

YORUMLAR 11 TÜMÜ
  • Abdi Serdar 1 yıl önce Şikayet Et
    Gerçekci . Merhum, yaşayısı ve fikirleri ile Türk Aydınına ve hassaten Muhafazakâr ve olmıyan DEVLET ERKANINA da istikamet ve vazifelerini hatırlatıyordu. Müteazi yasayısı ile Islam aydıni , Mütefekkiri ve Devlet Ricaline "halkcılığı" gosteriyordu. "Görünmiyen Üniversite" ile de Havasa da Avama da, tarikat mensubuna da, düsmanına da TARİKATIN ÖZÜNÜ Aktardı
    Cevapla
  • Necdet Atasoy 1 yıl önce Şikayet Et
    Merhum Hocamızı çok net ve sade bir şekilde ifade eden bir değerlendirme. Müslüman olarak gerçekten bir rehberimizi, işaret levhamızı yitirdik. Rabbim (cc) kendisine rahmet eylesin. Kemal Bey Dostumuzun da kalemine sağlık, teşekkür ederim.
    Cevapla
  • Savaş Tulgar 1 yıl önce Şikayet Et
    Teşekkürler Kemal bey, Nazif hocam İn şöyle söylerdi " İlmine bereket, kalemine bereket Kemal bey" Nazif Gürdoğan hocam benim için Cumhuriyet döneminde gelmiş son horosan ereni idi... Allah rahmet eylesin, inandığını söyledi, söylediğini yaşadı ve yitirdiği cennetine gitti inşallah... Varsa benim hakkım helaldir, fakat inşallah O da helal etmiştir... Çok şey öğrendim...
    Cevapla
  • Hayri BOSTAN 1 yıl önce Şikayet Et
    Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. "Görünmeyen Üniversite" adlı kitabını almış ve okumuştum. Birkaç kere de dinleme fırsatım olmuştu.
    Cevapla
  • Necmi AKÖZ 1 yıl önce Şikayet Et
    Allah rahmet eylesin. Kemal hocam tebrik ederim...
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle