İyileştiğimizde niçin 'taburcu' oluruz
Sevgili okurlarım
Sizlerle birlikte aynı ülkede, Türkiye’de yaşadığım için çok mutluyum. Ülkemizle gurur duyuyorum. Vatandaşlarımın temiz kalpliliği ve iyiliğini derinden hissediyorum. Cerrah olarak görevimi yaparken bu gerçeği hemen her gün yeniden görüyor ve yaşıyorum. Fakat, bu köşeden duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak benim için ayrı bir mutluluk vesilesidir.
Söz cerrahiden açılmışken
Günümüzde cerrahi çok ilerledi. Otuz yıl önce aklımıza dahi gelmeyen yenilikleri artık hizmete sunuyoruz. Teşhis yöntemleri çok gelişti. Küçük bir elektronik hap yardımıyla ince barsakları endoskopik olarak görüntüleyebiliyoruz. Bir dakikadan kısa sürede koroner MR anjiyo yapabiliyoruz.
Ameliyatta, küçücük bir video kamerayla karnın içini görebiliyoruz. Elle dahi hissedilmeyen küçüklükteki meme kanserlerini bulup işaretleyerek tedavi edebiliyoruz. Mide ve kalın barsak kanseri ameliyatlarında otomatik dikiş aletlerimiz var. Ameliyatların süresi çok kısalıyor, hasta güvenliği artıyor. Eskiden günlerce hastanede yatmayı gerektiren birçok ameliyat şimdi günübirlik işlemler haline dönüştü.
Elbette, geçmişten devraldığımız geleneklerimiz de var..
Ülkemizde ilk cerrahlar ordu içinden yetişmiş. Yardımcı personel de hakeza Pansumancılara hala "onbaşı" diye seslendiğimiz oluyor. Asistanlarımız arasında bir gün önce gelen bir gün sonra gelenin "kıdemlisi". Kıdemli ne derse ona uyuluyor. Saçlar "asker traşı” gibi kısa kestiriliyor.
Eskiden cerrahlar yaralı ve hasta askerleri en kısa zamanda iyileştirip taburlarına göndermek isterlerdi. Biz de o günlerden kalma alışkanlıkla bugün hastalarımızı iyileşince onları "taburcu" ediyoruz. Bilimsel bakış açısıyla da, hastanın bir an evvel iyileştirilip taburcu edilmesi, uygulamada başarı kriterlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Yoğun bakım teknolojisi de çok ilerledi.
Öyle ki ağır kanser ameliyatları, açık kalp ameliyatları, böbrek nakli ve karaciğer nakli gibi ameliyatlardan sonra dahi hastalarımız yoğun bakımda uzun zaman kalmıyorlar. En ağır hastalar bile "makul sürede" iyileşip taburcu oluyor.
İstisnalar olmuyor mu?
Oluyor elbette
Mesela rahmetli Ecevit
Tedavi amacıyla Başkent Üniversitesi hastanesine yattığında makul sürede iyileşip taburcu olamamış, fakat taburcu olduktan sonra iyileşmişti.
Şimdi Başkent Üniversitesi rektörü Prof.Dr. Mehmet Haberal’ın kendisi yoğun bakımda
Hem de altı aydır!
Ülkemizde tıbbın geldiği bu ileri düzey dikkate alındığında
Bırakalım yoğun bakımdan çıkmayı
Taburcu olmak için gereken "makul süre" halen dolmamış mıdır?
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com