Hükümet mi muhafazakar, yasaya karşı çıkanlar mı ?
“Tam gün yasası” olarak da bilinen taslak kamuda çalışan hekimlere muayenehane açmanın önünü kapatıyor. Kanunlaşınca, özellikle üniversitede devam eden öğretim üyelerinin muayenehanelerini kapatması gerekecek.
Hekim çalışması, ya muayenehane ya özel hastane ya da devlete bağlı hastanelerden biri ile kısıtlı olacak. İkisi bir arada olamayacak. Bu kanunla orta vadede muayene hekimliğinin çok çok azalması bekleniyor.
Hasta muayenehane, özel laboratuar, özel görüntüleme merkezi arasında dolaşma durumunda kalmayacak. Hastaneye gelecek, aynı binada her hizmete ulaşacak. Halkın sağlık hizmetinden faydalanması kolaylaşacak. Dolayısıyla “halkçı” bir hizmet geliyor.
Üniversiteler başta olmak üzere devlete bağlı hastanelerde, hastalardan çeşitli adlar altında alınmakta olan ücret farkları da ortadan kalkıyor. Bireylere olan maliyet azaltılıyor. Verilen hizmet Kanada ve Norveç gibi sosyal alanda ileri ülkelerle kıyaslanacak düzeylere ulaşıyor. Dolayısıyla “sosyal” bir hizmet geliyor.
Muayenehanelerin çok azalması, hekimlik hizmetinin hastanelerde yoğunlaştırılması ile birlikte her faaliyet kayıt altına alınıyor. Maliyedeki, kayıt dışı işlem var mıdır endişesi ortadan kalkacak. Vergi kaybına dair bir tereddüt de olmayacak. Dolayısıyla “devletçi” bir hizmet geliyor.
Kanununla birlikte hekim gelirlerinde artış bekleniyor. Bu artış bugün muayenehane gelirleriyle karşılaştırılabilir düzeyde değil belki ama anlamlı bir artış. Çalışma saatlerinin dışında ek faaliyet gösteren hekimler daha da fazla ücret alabilecek. Dolayısıyla “emekçi” bir hizmet geliyor.
Burada bir parantez açalım. Yasa bu ek gelire bir tavan koyuyor. Fakat, niçin daha çok çalışan, hastaların daha fazla tercih ettiği hekim daha fazla kazanmasın?
Unutmayalım, bizler üniversitede “bilgili” doktor yetiştiriyoruz. Fakat doktorun hem “bilgili” hem de “ilgili” olanı makbul.
Bu nedenle tasarının “emekçi” yanının biraz daha kuvvetlendirilmesi lazım.
Neden bu terminolojiyi kullandık?
Çünkü bugün bu yasaya muhalefet eden, bazı sivil toplum kuruluşu ve partilerin “halkçı “, “sosyal “, “devletçi” , “emekçi” kavramlarını kullandıkları çok görüldü de ondan.
İlacın ucuzlaması, tam gün yasasının çıkıyor olması savunduğunuz bu kavramlarla bire bir örtüşmüyor mu? Şimdi neden itiraz ediyorsunuz?
Sevgili okurlarım,
Geçen akşam Prof. Nevzat Yalçıntaş ile birlikteydik. Yalçıntaş bir tecrübe dağı. Zihni pırıl pırıl. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’te başkan yardımcısı olarak Türkiye’yi yıllarca başarıyla temsil etti.
AGİT’te başkan yardımcılığına seçimle geliniyor. Dün gibi hatırlıyorum, Yalçıntaş bu koltuğa en başta “sosyalist” parlamenter grubun güçlü desteğini alarak seçilmişti.
Nasıl olur da “muhafazakar bir parlamenter “ sosyalist grubun desteğini alır, hatta adayı olarak gösterilir?
Avrupa’da bunun cevabı sadece laf üretip oturmaktan değil, işini iyi yapmaktan geçer.
Bilgisayarlar, internet, cep telefonları, e-gazeteler derken iletişimin ve bilişimin bireyi çok güçlendirdiği bir devri yaşıyoruz. Bu “açık toplum”un doğal baskısıyla herşey hızla değişiyor.
Amerika’da Obama dahi seçim kampanyasını “değişim (-change)” sloganı üzerine kurdu. Bu slogan “askeri başkan” olarak tanımladığımız Bush’un partisine seçim kaybettirdi.
Artık dünyada enerjik olmayan, olumlu yönde değişmeyen hiçbir yapılanma ne açık toplumun doğal baskısına direnebiliyor ne de uzun ömürlü olabiliyor.
Yasayı geciktirdiği söylenen, başbakana yakın sayın rektör çevresindeki sözde solcu, değişim karşıtlarından etkilenmesin.
Türkiye’de politik konsept değişiyor.
Türkiye’de hem güvenlik algısı hem de askeri konsept değişiyor.
Türkiye’de sağlık hizmetleri konsepti de değişiyor.
Şimdi sormak lazım. Bu değişimi yıllar önce algılayan, sosyalistlerin bile oy vermek zorunda kaldığı yetmişyedi yaşındaki Yalçıntaş mı muhafazakar ?
İcraatlarıyla “halkçı “, “sosyal “, “devletçi” , “emekçi” gibi kavramları hayata geçiren hükümet mi muhafazakar ?
Yoksa..
Bu yasa tasarısına karşı çıkanlar mı muhafazakar ?
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com