Aydın Doğan'a mangalda kül fıkrası
Geçen Aralık ayında bu köşeden “Aydın Doğan medyadan derhal çekilmeli” başlıklı bir yazı yazmıştım. Beyefendi kısa süre sonra iyi niyetini gösterdi, yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliğinden ayrıldı. Emekli oldu. Fakat...
“Hesapları” denklemeye başladı mı? Başka hesaplar açılmadan, grup olarak medyadan tamamen çıkacak mı? Hisselerini sattı mı ? Yakınlarına mı bağışladı ? Kayyuma mı devretti ? Bilemeyiz. Nasıl “emekli” oldu ? Artık kendi bilir.
Emekliliğinden önce, kendisinin çalışma yöntemleri şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa fısıldanırdı. Tatilde bile bir taraftan emekli deniz kuvvetleri komutanıyla tavla oynadığı, bir taraftan gazete işleriyle detayına kadar bizzat ilgilendiği söylenirdi. Bırakın genel yayın yönetmenini Ankara temsilcisi bile, Bodrum’daki oteli arar yazılar hakkında haberdar eder, denirdi. Adı boş yere “gazeteci patron”a çıkmamıştı.
Sevgili okurlarım... Pekiyi Ertuğrul Özkök ne yapıyor ?
O da genel yayın yönetmenliğinden ayrıldı. Artık pozisyonu değişti. Köşe yazarlığına devam ediyor. Geçenlerde bir yazısında yargıyı - muhtemelen Ergenekon savcılarını - 1,5 yıldır iddianame hazırlamamakla itham etmiş. Ergenekonu koruma sevdası mı var nedir ?
Sonra...“Sivil devrim” demiş, “tramvay demokrasisi” demiş... Araştırmışlar, meğer gazetede yirmi yıldır bu yazıdakinin benzeri tanımlamalar manşet oluyormuş. Manşetleri herkes ezberlemiş. Neredeyse istatistik çıkaracaklar. Kolayca doktora tezi yapacaklar. Aynı manşet zamanı gelince sanki “copy-paste” yapılıyormuş!
Özkök şimdilerde bıraksın böyle şeyleri... Beyhude üzülmesin, zorlanmasın... Sonra “kafa aynı kafa” derler... Sosyolojide başka konular da var ! Şarap zevkini yazsın, yabancı müzisyenlerden aldığı hazzı yazsın, arada bir gezi anılarını yazsın... Rahat olsun... Elitist sosyal faşistleri savunacağım diye, yormasın kendini... Yoksa O’nu Aydın Doğan’a şikayet ederiz. Deriz ki...
Beyefendi, bakın biz hiç “artık Türkiye’yi oligarşi idare etmiyor” diyor muyuz? “Asker-sivil diyaloğu Türkiye’yi oligarşiden kurtardı. Hükümet var, meclis var, yargı var” diyor muyuz? “Türkiye’de nihayet kuvvetler ayrılığını idrak edebildik” diyor muyuz?
“Kim bu oligarşi?” diyenlere; "Bunlar hükümetleri devirirler. Bunlar hükümetlerin ellerindeki imkânlardan çok kolay yararlanırlar. Bunların milyarlarca dolar vergi borçları vardır. Ödemezler. Ama hâlâ dışarıda gezerler” diyor muyuz?
Ayrıldı. Emekli oldu. Fakat eskisi gibi hala her şeyden haberdarsa, beyefendi vazgeçsin, vazgeçirsin bu sevdadan... Bize asıl sivil dikta kimlermiş söyletmesin ! Neyse...
Ulualp acı söyler, ama dosttur, iyiyi söyler, doğruyu söyler...
Aydın Doğan’a tarihten bir örnek vereyim...
Osmanlı ordusu, devşirmeleri yeniçeri ocağına almadan önce, bir sınav yaparmış. O zamanlar şimdiki ileri teknikler yok tabii. Mecburen pratik bir test uygulanırmış. Mangal sınavı ! Yeniçeri adayı küllenmiş bir mangalın üzerine çömelip ıkınırmış. Çıkan gaz, mermi gibi tek noktada etkili olur, küller fazla dağılmazsa sınav başarılı kabul edilirmiş. Fakat tepkime geniş bir alanda etkili olur bütün küller dağılır giderse aday elenirmiş.
Sevgili okurlarım... “Mangalda kül bırakmaz” sözü bize o günlerden mirastır..
Bilmem anlatabildim mi?
Prof. Dr. Kenan Ulualp / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com