Rüya bu ya...
Cerrahpaşa’da yeniden asistanlığa başlamışım... Ne güzel. Bizim eski usul-önce kısalar sonra uzun gömlek-beyaz takımlarımı giyiyorum. Ayakkabılar mutlaka koyu renk olacak. Saçlar tıraşlı sabah yedide klinikteyim.
Hocalar çok önemli. Hepsi ülke genelinde meşhur, gözümde birer dev. Benim hocam da genç dinamik bilgili. Bana göre kusursuz. Yap diyor yapıyorum. Gel diyor geliyor, git diyor gidiyorum. Anında! Cerrahide zaman önemli. Cerrahi bir yaşam biçimi. Her şey anında yapılmalı.
Garip şeyler de olmuyor değil. Biraz garip ama hocanın konferans slaytlarının gece yarısı bile hazırlanması söz konusu olabiliyor. İki hafta uğraşıp 500 hasta dosyası inceleyerek, teslim ettiğimiz çalışmayı hocanın kaybetmesi ve tekrar çalışmak zorunda kalmamız biraz garip. Ama olabilir.
Üstünde durmuyorum. Evleneceğim zaman elbette hocayı da nikaha çağırıyorum. Fakat, el cevap “nikah orduevindeyse gelmem! ”. Bu biraz garipten öte bir durum. Diğerleri değil ama bu olay aklıma yer ediyor.
Rüya bu ya...
Yıllar çabucak geçiyor. Uzman oluyorum, doçent, profesör oluyorum. Hocanın en yakınındakilerdenim. Kongreler, toplantılar, yayınlar... Sıkça beraberiz.
Bir gün bir arkadaşımla beni çağırıyor. Hoca çok demokrat. Dekanı seçimle belirleyecek. Hüsrev’i destekleyin dekan olsun, diyor. Hoca istedi ya, duraksamadan destekliyoruz. Meğer bize oyları böldürüyor. Ne o ne de kuvvetli diğer aday oy alamıyor. Gidiyor rahat rahat Ahmet’i dekan yapıyor. Desteklediğim hoca bana darılıyor. Bu da garipten öte bir durum. Hani hocanın en yakınındakilerdendim ? Hani hoca demokrattı ?
Hocadan öğrenmeye devam ediyoruz. Cerrahide kıdem çok önemli. Çayda dem cerrahide kıdem ! En kıdemli en kıdemsizle muhatap olmaz, ara kıdemliye söyler en kıdemsize o iletir. Hoca bunu iyi uyguluyor. Fakat bir gün şaşıyoruz. Asistan sınavını genç bir doktor hanım kazanmış. Doktor hanım hocanın dikkatini çekiyor. Kıdem falan bir tarafa bırakılıyor. İşlemler başlıyor. Neden ? Doktor hanımın başı örtülü.
İş sonradan başka hal alıyor. “Orduevindeyse nikaha gelmeyen” hoca baş örtüsüne karşı mücadele(!) veriyor. Hem de neredeyse askerleri bile kıskandıracak kadar ! Medyada yayınlar oluyor, davalar açılıyor, olay büyüyor. Hoca bu yönüyle meşhur oluyor.
Rüya bu ya...
“Orduevindeyse nikaha gelmeyen” hoca, ülkede artık laikliğin timsali, eşzamanlı görev yapan askerlerin gözdesi. Bunları rektör olmak için mi yapıyor diye aklına gelenler oluyor. Ayıp ayıp hiç öyle şey yapar mı hoca?
Hoca rektör oluyor !
Artık bırakın “orduevindeyse nikaha gelmemeyi” eşzamanlı görev yapan askerlerle kolkola. “Büyük laik” hocanın döneminde kayıtlarda ikna odaları falan kurulduğu iddia ediliyor, öğrenciler Samsun’a çıkıyor, öğrenciler Çanakkale’de gece konaklıyor, nihayet Anıtkabir’de ordu göreve pankartları açılıyor, 28 Şubat oluyor. Ama bunların hocayla ilgisi yok canım. İnsanlar istemişler organize etmişler hoca ne yapsın? Pankartın mankartın hocayla ilgisi yok...Hoca “yürü aslanım sen başbakan olacaksın” diyenlerin dolmuşuna biner mi hiç?
Zaten gerçek hayatta değiliz... Rüya bu.
Rüya bu ya...
Sonra, olmaz oluyor. Başbakana yakınlığıyla bilinen çalışkan, genç bir meslektaş rektör oluyor.
1996’da öne çıkarılan bu suni sorun bizim İstanbul Üniversitesinden başladı. 14 yıl geçti. Bu sorun toplumu hastalandıracak, sosyal psikopatizm yaratacak, diyor.
Bu kız tehlikeliyse başına peruk takınca tehlikesi kayıp mı oluyor, diyor. O bir yana bu kızın babası bizde profesör, yani bunun babası en büyük tehlike mi, diyor.
Ben bu sorunun çözümüne bir katkıda bulunayım, diyor. Üniversitenin sosyal tesislerinden başlayarak, halka açık kütüphanelerinden başlayarak sorunu çözmeye başlıyor !
Mutlulukla uyanıyorum ki... Her şey bir rüyaymış...
Rüya bu ya...Haydi hayırlısı.
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com