Darbelerin kol değneği nasıl kırılır?
Meğer öğretim üyelerinin, rektörlerin ve üniversite mütevelli heyet başkanlarının adı da böyle konulara karışabiliyormuş. Onlar da sanıklar arasında yer alabiliyormuş. Ne diyelim ? İnşallah aklanırlar. Şaştık kaldık.
Sanki üniversiteler Ergenekon’un kol değneği olmuş.
Demek ki... Artık kanun yaparken bir başka Ergenekon hadisesiyle daha karşılaşmamak için çok dikkatli olmak gerekiyor. Hele hele, hazırlanan kanun yüksek öğrenimle alakalı ise...
Vatandaş artık, üniversite mütevelli heyet başkanlarının, rektörlerin ve öğretim üyelerinin adlarının bu konulara karışmasını istemiyor.
Türkiye’de vatandaşların yaş ortalaması 28. Genç dinamik bir toplum... Birçok alanda, üniversitelerin önüne geçmiş durumda... Üniversite öğretim üyelerinin genel yaş ortalaması kaç acaba? Yirmisekizden çok daha fazla olduğu kesin...
Yanlış anlaşılmasın. Mevcut öğretim üyelerinin yaşları değil derdimiz. Biliyoruz ki, hepsi de son derece saygın ve alanlarında ülkemize değerli katkıları olan meslektaşlarımız.
Bizim derdimiz bilim üreten genç ve dinamik beyinler... Bizim derdimiz yeni kurulan üniversiteler... Genç beyinler emeklerinin karşılığını almak istiyor. Bilimde yükselmek, öğretim üyesi olmak istiyor. Yeni kurulan üniversiteler de öğretim üyesi arıyor.
Gelin bu iki dinamiği biraraya getirelim. Sinerji ortaya çıkaralım. Pırıl pırıl genç üniversitelerimizde, pırıl pırıl genç öğretim üyelerimiz olsun...
Şimdi durum nasıl?
Yükselmede birinci kriter çalışmak değil. İlle de belli zamanların geçmesi lazım. Amerika’da adam 29 yaşında profesör olabiliyor. Neden? Başarılı. Türkiye’de olamıyor. Neden? İlle de bir zaman mı geçmesi gerek? Adam başarılı. Hiç değilse yardımcı doçent yap. Şimdi diyecekler ki : “Canım bilmiyor musun? Yapıyoruz ya! Geçsin sınavı olsun”.
Tıpta uzmanlığını vermiş veya doktorasını yapmış, öğretim üyesi adayına sınav olmaz !
Neden mi? Bunun yanıtını yaygın bir sözle vereyim. Akademik camiada denir ki “Yardımcı doçentlik ve doçentlik alınmaz! Verilir!”. Bir gece önce okuyup gelirsin, sözlüde öyle bir soru sorarsın ki adayın bilmesi mümkün değil. Sınavdan hakça kaldığına neredeyse kendi bile inanır.
Bilimde böyle şey hiç olur mu? Olmaz, olmamalı ! İhtiyacı olan üniversite kadro ilan etmeli. Tıpta uzmanlığını vermiş veya doktorasını yapmış, öğretim üyesi adayları bilimsel çalışmalarını içeren dosyalarıyla başvurmalı. Başvurular, şimdiki profesörlük başvurularına benzer şekilde, “dosya üzerinden” değerlendirilmeli.
Yardımcı doçentlik ve doçentlik sınavları kaldırılmalı.
Bu sınavlar Brezilya ve Portekiz hariç neredeyse dünyanın hiçbir yerinde kalmadı. Yardımcı doçentlik ve doçentlik sınavsız, kadroya bağlı ünvanlar haline gelmeli.
Kadroya bağlı ünvan haline gelirse ne olur ?
- Özellikle doçent olmak isteyen, öğretim üye adayları boş kadrolarını ilan eden yeni üniversiteleri kendiliğinden tercih etmek durumunda kalır. Bu üniversitelerde öğretim üyesi açığı hızla kapanır.
- Dosya üzerinden yapılan değerlendirmeler, idari hukuk denetimine daha kolay tabi olacağından, daha tarafsız olur. Dış etkiler ortadan kalkar. Bilimde kim ilerlemişse, kimin dosyası daha iyi ise o yükselir.
- Adaylar sadakat değil liyakatle seçileceğinden, çalışma ve bilim ön plana çıkar. Ergenekon vs. sevdalıları ortadan kaybolur.
Yüksek öğrenim ile alakalı çok kanun taslağı gördük. Çok kanun değişikliği gördük. Fakat sistemi dünyaya paralel hale getiren, meseleyi esastan çözen bir farklılık görmedik. Herkes bilgiç bilgiç konuştu...Meseleler kökten çözülmedi...Kapandı gitti...
Sevgili okurlarım, şimdi bu bana bir fıkra anımsattı...
“Okuma-yazma kursunda öğretmen “İslam’ın şartları” konusunu işleyecektir. Öğrenciler yaşlı başlı, konu da basit olduğu için, anlatmak yerine dersi sorulu cevaplı ele almak ister. Arkada oturan Ahmet dayıya sorar:
- Ahmet dayı, İslam’ın şartları nelerdir, bir sayar mısın?
Ahmet dayı İslam’ın şartlarını bir anda sayamaz. Ne yapsın ? Mecburen çok şey bilirmiş edasıyla cevap verir:
- Hocam, bu dediğin çok uzun meseledir. Biz en iyisi bu meseleyi kapatalım.”
Gelin bu sefer bu meseleyi kapatmayalım...Önceki yazımda yazdım. Şimdi tekrar vurgulayayım.
Üniversitenin toplumun gerisinde kalmaması için YÖK kanunu ile alakalı değişiklik hazırlıklarında, üniversitenin demokratikleşmesi ön plana alınmalıdır. Yardımcı doçentlik ve doçentliğe yükselme sınavları kaldırılmalıdır. Esas kriter, bilime yapılan katkı olmalıdır.
Genç beyinler çalışanın, emeğinin karşılığını mutlaka alacağını bilmelidir. Genç bilim insanları ile, yeni kurulan genç üniversiteler biraraya getirilmelidir.
Öğretim üyeliğine yükselme süreci subjektiviteden kurtarılmalı, idari hukuk denetimine daha çok tabi olmalıdır.
Ve, liyakatin ön plana çıkarılması suretiyle...
Ergenekon’un kol değneği kırılmalıdır !
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com