Ertuğrul Özkök ve Ergenekon yazarlarının sırrı
Her ikisi de aynı doğrultuda yazdıklarına göre bir sırları mı var acaba ? Bizim muttali olmadığımız bir bildikleri mi var ?
Sovyetler Birliği’nin dağılması, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ile bir büyük global değişim süreci başladı. Kapitalizmin komünizme galip geldiğini savunanlar, haklı olmakla beraber, bir önemli noktayı ıskalamış oldular. Çünkü bu süreçte esas değişim “devlet” tanımında görüldü.
“Devlete hizmet eden birey” anlayışı, yerini hızla “bireye hizmet eden devlet” anlayışına bıraktı.
Bireye hizmet eden devlet görüşünün benimsenmesi ile beraber hukuk ön plana çıktı. Devletler bu çerçevede “üstünlerin hukuku” yaklaşımını terk edip, “hukukun üstünlüğü” gerçeğini benimsemek durumunda kaldı.
Sahi, kimdi bu “üstünler” ?
Üstünler eğitim, haberleşme, seyahat ve ticaret haklarından öncelikli olarak faydalanan “eşitler arasında daha eşit” bir grup ayrıcalıklı azınlıktı.
Üstünlerin demokrasisinde “hiç dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir olur mu” yaklaşımı hakimdi. Üstünlerin seçim sistematiğinde “açık oylama gizli tasnif” dahi yer alabiliyordu.
Üstünlerin hukukunda, seçilmiş yasama meclisi kararlarının atanmış yüksek mahkeme kararları ile iptal edilmesi gayet normaldi. Vatandaşın hukuk mücadelesinin yıllarca sürmesinde yadırganacak bir şey yoktu.
Üstünlerin devlet işleyişi algılamasında “silahlı kuvvetler devlet yönetimine el koymaya mecbur kalmıştır” sözü pek normaldi.
IMF kredileri stand-by anlaşmaları gibi “yumuşak” veya bankaların içinin boşaltılması gibi “agressif” harici ve dahili metodolojilerle sermayenin üstünlere yönlendirilmesi normal olaylar arasında kabul görüyordu.
Üstünler sanki bütün devlet mekanizmasının vasisi idi. Adeta bir vesayet sistemi vardı.
Global değişimin ülke içindeki etkileri bu anlayışı zayıflattı. Üstünlerin menfaatleri haleldar oldu.
İddiaya göre, üstünlerden bir grup son bir gayretle global değişimin ülkedeki dalgasına direnmeye çabaladı.
Oysa direnmeye çalıştıkları aslında “demokratik halk devrimi” idi. Gerçek halk iktidarının reformları idi. Küçümsedikleri “dağdaki çoban” elindeki cep telefonu, masasındaki interneti, evindeki televizyonu ile bilinçlenmiş, demokratik kurallar içinde yönetime ağırlığını koymuştu.
Bu nedenle, darbe hazırlıkları çerçevesinde değişik yerlere silahlar saklamak, toplantılar yapmak, hükümet üyelerine suikast planlamak, Danıştay’a provokatif saldırı düzenlemek vesaire, vesaire gibi uzun bir liste halinde eskiden kalma antidemokratik yöntemler bu sefer sökmedi. Yakalandılar. Tutuklandılar. Yargı süreci artık onlar için işlemeye başladı.
Şimdi soruyorum Ertuğrul Özkök’e... Neden telaşlanıyorsun mübarek?
Dün aynı tutukluluk ve yargı süreci vatandaş için geçerli iken neredeydin? Neden bugün bu tutuklular için verdiğin cansiperane mücadeleyi dün sıradan vatandaş için vermedin?
Elbette tutuklulukları uzamasa iyi idi. Ne var ki, tutukluluk gereksiz uzamışsa da hukuk var. Uluslararası insan hakları mahkemesi var. Devlet er geç hatasını telafi eder.
Yaptığın, sürmekte olan bir davanın gidişatına müdahale olmuyor mu? Bu tutukluların diğer vatandaştan ne ayrıcalığı var?
Üstelik maalesef haklarında ciddi ithamlar da var. Ya suçlularsa? Ya kaçarlarsa ? Yok mu örneği ?
Nerede Bedrettin Dalan ? Nerede Turhan Çömez ?
Şimdi Ertuğrul Özkök. Muhterem ! Tutukluluk haline itiraz ettiğinize göre...
Dava ile alakalı, tutukluların bir an evvel serbest bırakılmasını gerektiren, bildiğiniz bir sır varsa, bizim zat-ı alinizden, aynı talepleri dile getiren Mehmet Ali Birand ve diğer Ergenekon yazarlarından muradımız...
Bir zahmet şu Silivri davasına müdahil olsanız da... Malumat ve gerekçelerinizi, varsa dava ile alakalı sırlarınızı sunsanız da...
Hakim heyeti de Türk Milleti Adına başvurunuzla alakalı bir neticeye varsa, ha?
Nasıl olur ?
Prof. Dr. Kenan ULUALP
ulualp@kenanulualp.com