Amerika Mısır'da İsrail Sendromu'na girdi
Atalarımız güzel söylemiş, “görünen köy kılavuz istemez”.
Ortadoğu’da da durum böyle idi. Halk hareketleri kıvılcımlanıyor, birşeylerin olacağı kestiriliyordu. Ama Mısır’daki gibi bir durumun ne zaman çıkacağı öngörülemiyordu.
Halihazırda da yarın ne olacak bilemiyoruz. Ancak anlaşıldığı kadarı ile, halkın hayallerini, umutlarını yiyip bitiren, yolsuzluklara bulanmış, bu katı ve başarısız rejim Mısır’dan eninde sonunda gidici görünüyor.
Bunu hepimiz görüyoruz. Kim görmüyor? Amerika görmüyor.
Dün biten 47. Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Mübarek yönetiminin reform planlarını desteklediğini söyledi.
Clinton, değişim sürecinin barışçı bir şekilde olması gerektiğini, fakat bunun pratikte kolay olmayacağını belirtti. Demokrasiye geçiş sürecinin başarısız sonuçlanması durumunda ise tüm bölgeyi kaos tehlikesinin beklediğini savundu.
Toplantıda Alman Şansölyesi Merkel de ABD Dışişleri Bakanı ile aynı doğrultuda bir konuşma yaptı.
Nedir bunun Türkçesi? Amerika Mısır’daki muhalefete, sokaklardaki halka demek istiyor ki, “biz Mübarek’i destekliyoruz”.
Pekala. Bayan Clinton neden bu meseleye onca mesaisini harcıyor? Amerikan diplomasisindeki popular söylemi ile bölgedeki “Amerikan çıkarları” için.
Bölgedeki Amerikan çıkarları ne olabilir şöyle bir bakalım;
- “Amerikan yanlısı bir yönetim” olsun, düşüncesi elli yıl öncesinin ürünüdür. Amerika’nın günümüzde de bu yaklaşımı sürdürmesi olsa olsa ülkelerde Amerikan dostu yönetimler fakat Amerika düşmanı halklar yaratacaktır. Çok korkulan İslamik radikalizm için gereken zemin, işte o zaman hem de kendi elleri ile hazırlanmış olacaktır.
- “Ortadoğu petrolleri” Amerikan kontrolünde olsun, tezi bunca mesai ve alınan riskleri açıklamamaktadır. Çünkü Amerika petrol gereksiniminin tamamına yakınını ortadoğu kaynaklarından değil Nijerya, Venezuela, Meksika ve Kanada’dan sağlamaktadır.
Kala kala ne kaldı elimizde? Son maddeye geçelim, işte sürpriz;
- “İsrail”. Değişim (-Change) sloganı ile başkan seçilen Obama’nın Amerika’sı İsrail politikalarında değişemedi. Oysa günümüzün internet ve informatik çağında bu politikalar inandırıcılığını yitirmiş durumda. Amerika davetsiz İsrail yerleşimini Filistinlilere karşı koruyor, deseler olmuyor. İsrail’in bölgedeki varlığı elli yılı geçti. Üstelik Filistinliler korunacak hale düştü. Bu İsrail zaten fakir bir de savaşlarla uğraşmasın diye çevreyi manipüle ediyoruz, deseler de olmuyor. Amerikan dış yardım bütçesi her yıl neredeyse İsrail’e çalışıyor. Bu devlet askeri açıdan zayıf bizim de dostumuz o nedenle güvenlik konseyinde veto hakkımız ile İsrail’i koruyoruz, deseler de olmuyor. İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin terörizme varan askeri faaliyetlerinin korunması mantığa sığmıyor.
Amerika’daki, Yahudi lobisi kaynaklı iç politik endişelere de kısmen dayanan, bu İsrail sendromu bölge halklarının tepkisini çekiyor. Amerikan düşmanlığını körüklüyor.
ABD, gaflet ve delalet altındaki iktidarları satın alıp, İsrail’e ses çıkarmayan, Gazze’ye göz yuman sanal müttefikler yaratma politikası güdüyor.
İnformatiğin zayıf olduğu dönemlerde başarılı olan bu politikanın günümüzün internet ve haberleşme ortamındaki sonucunu Mısır’da görüyoruz.
Bu çerçevede bakınca Mısır’daki olayların büyük önemi ortaya çıkıyor.
Mısır’daki olaylar diyor ki, Amerika bölgedeki dostluklarını kalıcı kılmak istiyorsa artık İsrail sendromu’nun etkilerini minimize etmek ve bölge halklarının sempatisini kazanmak durumundadır.
Obama, “change” sloganına uygun şekilde, Amerikan ortadoğu politikasını İsrail sendromundan kurtararak halklar arasında barış ve iyi ilişkileri esas alan yeni bir dengeye oturtmalıdır.
Günümüzde Amerikan karşıtı bir halka rağmen Amerikan dostu bir yönetim ile peynir gemisi yürümüyor.
Prof. Dr. Kenan Ulualp - Haber 7
ulualp@kenanulualp.com