Bir dava adamının ardından
Anadolu’nun hangi şehrine gitseniz, orada kalbi milleti için çarpan; elindeki kısıtlı imkânlarla insanlara faydalı olmak için çırpınan güzel insanlarla karşılaşırsınız.
Onlar kendilerini memleketin meselelerinden mesul hissederler. Eksiklikleri tamamlamak, aksaklıkları düzeltmek için çaba gösterirler.

Kendi dertlerini unutur; başkalarının yaralarını sarmaya, acılarına şifa olmaya çalışırlar.
Anadolu’yu merhamet yurdu yapan da işte bu insan güzelleridir.

Varlıkları bereket, yoklukları hüzün, vefatları ise derin bir keder sebebidir.
İşte onlardan biri olan Ahmet Taş ağabeyi, geçtiğimiz günlerde kaybettik.
Ahmet Taş, Kayseri’nin gönlü zengin isimlerinden biriydi. Değer üreten, değerleri yaşatan, değer taşıyan bir vakıf adamıydı.
Yıllar önce öğretmen olarak geldiği bu şehre, bütün hücreleriyle hizmet etti.
Müslümanların hayrına olan her çalışmada önde durdu, öncü oldu.
Ümmetin mazlum coğrafyalarına dair Kayseri’de yapılan hemen her eylemde, elinde mikrofonla en önde yer aldı.

Filistin’den Doğu Türkistan’a, Keşmir’den Afganistan’a kadar kanayan yaralarımız hakkında kamuoyunu bilinçlendirmeye çalıştı.
Zalimlerin insanlık onurunu ayaklar altına aldığı; zulmün ve işkencenin ayyuka çıktığı bir çağda, vicdan çağrısı yapmaktan hiçbir zaman geri durmadı.
Meydanları hiçbir zaman boş bırakmadı.
Müslümanların hak ve özgürlüklerinin tehdit altında olduğu zor zamanlarda Kayseri’de “Kim ses çıkarıyor?” diye baktığımızda, karşımıza hep Ahmet Taş’ın güven veren yüzü çıkardı.
Haksızlığın ve hukuksuzluğun karşısında durmayı hayat ilkesi edinmişti.
28 Şubat’ın soğuk dönemlerinde memur olmasına rağmen sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemedi.
Baskılar, gözaltılar onu yıldıramadı.
BİRLEŞTİREN TOPARLAYAN BİR ADAM
Almak yerine vermeyi tercih eden; elinde olanı paylaşmasını bilen; uzlaşmacı, toparlayıcı ve birleştirici bir duruş sahibiydi.
Kayseri’deki bütün İslami kuruluşların ortak bir ufka yönelmeleri, aynı ideale birlik halinde yürümeleri konusunda kararlı ve ısrarlı bir gayret ortaya koydu.
Bir araya gelmesi imkânsız görünen camiaları aynı masa etrafında buluşturup kaynaştırmayı başardı.
Kayseri Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı olarak, sivil toplumun dağınık kalmaması ve misyonuna uygun hareket etmesi için yorulmadan koşturdu.
İslami hassasiyetle çalışan vakıf ve derneklerin sosyal hayatta doldurmaları gereken boşlukları her fırsatta hatırlattı.
Bölen değil birleştiren, ötekileştiren değil kuşatan bir dil kurdu.

MAZLUMLARA SAHİP ÇIKTI
Derdi ve davası olan bir mümin olarak adanmışlık kavramının içini dolduran bir hayat yaşadı.
Yetimlerin, öksüzlerin, kimsesiz gariplerin ihtiyaçlarını gidermek ve onlara destek olmak konusunda son derece duyarlıydı.
Suriyeli mültecilerin hayata tutunma, beslenme ve barınma sorunlarında en çok koşturanlardan biri oldu.
Uzun yıllar MAZLUMDER Kayseri Şube Başkanlığı yaptı.
MAZLUMDER’in kuruluş gerekçesine sadık kalarak, mazlumun kimliğine bakmadan yanında durdu.
Mazlumların ağabeyi, babası, kardeşi oldu.
Siyasal Kürtçü yapıların MAZLUMDER Genel Merkezi’ni ele geçirdiği yıllarda doğru yerde durarak bu savrulmaya fırsat vermedi.
GENÇLERİ EVLENDİRDİ
Ahmet Taş, vakıf insanı olmanın birçok hususiyetini üzerinde taşıyan bir şahsiyet olarak gönüllerde silinmez izler bıraktı.
Vefatının ardından dile getirilen şahitlikler, davasına ne kadar sadık olduğunu göstermesi bakımından son derece anlamlıdır.
Türk toplumunun temelinin aile olduğunun şuurundaydı.
Bu yüzden sayısız gencin evlenmesine, yuva kurmasına vesile oldu.
Elinden tuttuğu gençlerin mutlu günlerinde onları yalnız bırakmadı.
Kendi çocuğu yoktu; ama ümmetin bütün evlatlarını kendi evladı bildi.
BASINA ÖNEM VERDİ
Ahmet Taş, sivil toplumu ihmal etmediği gibi basını da ihmal etmedi.
Yerel televizyonlarda katıldığı programlarla gündemi değerlendirdi; yerel gazetelerde kaleme aldığı yazılarla fikrini paylaştı.
Yazdı; çünkü yazmak onun için bir hesaplaşma değil, bir şahitlikti.
Bu şahitliğin yazıya dökülmüş hâli olan iki kitabı vardı.
“Gönül Gözüyle” ve “Dertli Yazılar.”
Gönül Gözüyle, bakmanın değil görmenin kitabıdır; insanı, zamanı ve imtihanı kalpten okumaya çağırır.
Dertli Yazılar ise adından da anlaşılacağı üzere, yük olan değil yük alan bir dava adamının kaleminden dökülen yazılardan oluşmaktadır.
Bu yazılar Derdi olmayanın yazamayacağı, davası olmayanın altına giremeyeceği satırlardır.
TARİH VE COĞRAFYA ŞUURU
Ahmet Taş’ın örnek alınacak yönlerinden biri de duyarlı insanları bir araya getirerek kültür coğrafyamıza taşımasıydı.
Bu gezileri tarih ve coğrafya bilinci kazandırmak noktasında bir imkân olarak gördü.
Gidilen her yerle ilgili olarak Kayseri’ye dönüldüğünde yapılan konferans ve panellerde izlenimlerini anlatarak, gidemeyenlerin de gündemine o şehirlerin ve ülkelerin meselelerini taşıdı.
En son Kıbrıs’a gitmişlerdi.
Dönüşte TYB’de Kıbrıs izlenimlerini anlatmış; konuşmasının sonunda kurduğu son cümle şu olmuştu:
“Kıbrıs’a mutlaka sahip çıkmalıyız.”
Konuşmayı yaptığı gecenin sabahında emaneti teslim etti.
Tam bir hareket ve dava adamına yakışır bir veda oldu.
Ümmet için her vakit ayakta olan bu adanmış insan, yatakta değil ayakta son nefesini verdi.
Çınarlar ayakta ölür sözüne uygun bir şekilde göçünü topladı.
Kendisini iyi bilirdik.
Mümin, muvahhid, mücahid ve muhlis bir Müslüman olarak yaşadığına şahitlik ederiz.
Aziz ruhu şad olsun.
Mahmut BIYIKLI / Haber7
-
Bekir mutlu 1 hafta önce Şikayet EtCenabı ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun biz ondan razıydık Cenabı ALLAH da ondan razı olsun inşaallah ÂminBeğen
-
Ali Aygün 1 hafta önce Şikayet EtYüreğinize sağlık. Çok güzel anlatmışsın Ahmet Ağabeyi. Rabbim rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Rabbim Ahmet abileri her daim varetsin, muhafaza etsin.Beğen
-
Hatice Evsen 1 hafta önce Şikayet EtRabbım mekanını cennet eylesin.biz ondan razıyız Rabbım de razı olsunBeğen Toplam 1 beğeni
-
İzzet geldi 1 hafta önce Şikayet EtDiline gönlüne sağlık biz rzıydık Allah da razı olur merhametiyle yargılar inşallahBeğen Toplam 1 beğeni
-
Uğur DURSUN 1 hafta önce Şikayet Etİnna lillah ve inna ileyhi raciun Rabbim mağfiret eylesin mekanı cennet olsun. Mesleği eğitimcilikdi. Bu işi sadece sınıflarda değil hayatın her safhasında sürdürdü. Dokunduğu her insanı adeta aşıladı. Aşının tutup tutmaması ise kişiye bağlı. Vakıf insan idi. Vefalı olmanın timsali oldu.Beğen