Bir derviş, bir şair, bir çınar!
Geçtiğimiz hafta üç güzel adam göçünü toplayarak aramızdan ayrıldı. Bulunduğu yeri güzelleştiren, yaşadığı zamana değer katan Hüsrev Hatemi, Metin Hasırcı ve Ömer Aydın’ı ebediyete uğurladık.
Üç kıymetli şahsiyetin de vefatının ardından sayısız insan hüsn-ü şehadette bulundu. Şu güzel şiirin manasına uygun paylaşımlar yapıldı:
“Yadında mı doğduğun zamanlar? / Sen ağlar idin, gülerdi âlem /
Bir öyle ömür geçir ki, olsun / Mevtin sana hande, halka matem.”
Arkalarından nice insan, usulen değil içtenlikle “iyi bilirdik” diye haykırdı. Cenazelerine katılanların yüzlerinde derin bir hüzün vardı.
Biri şair, biri çınar, biri dervişti…
Üçü de farklı alanlarda, farklı mekânlarda, farklı meşreplerde insanlardı. Kendilerine has duruşları, kendilerine has fikirleri vardı.
Gönüllerde silinmez izler bırakmalarının sebebi ise üçünün de yüreklerde yer edinen işlerle meşgul olmalarıydı.

BİR DERVİŞ
Ömer Aydın, İlim Yayma yurduna ömrünü vakfetmiş; milletin evlatlarını kendi evladı olarak görmüş fedakâr, vefakâr bir dervişti.
Onu; Diriliş Yayınları’na ve Diriliş Partisi’ne gençleri getirmesiyle, onları Sezai Karakoç ile buluşturması ve okutmasıyla hatırlıyorum.
Yanında getirdiği delikanlılarla Dirilişte bir zikir halkasındaymışçasına müeddep bir şekilde otururlardı.
Yıllar geçer, yanındaki gençler değişir ama Ömer Aydın’ın ziyaret trafiği değişmezdi.
Yurda gelen alnı secdeli, gönlü secdeli gençleri çağımızın en büyük mütefekkirlerinden biri olan Karakoç’la buluşturmayı bir dava nöbeti sayar, onları okyanusun kıyısına yaklaştırırdı.
Yurt içindeki eğitim faaliyetlerini bir kenara bıraksak bile, sadece bu yönüyle bile büyük bir hizmette bulundu.
Bugün mezun olup önemli makamlara gelen Anadolu çocuklarının çoğu, Ömer Hoca vesilesiyle üstaddan nasiplendi; Diriliş ırmağından kana kana içti.
Farklı dönemlerde, farklı fakültelerde okuyup Ömer Hoca’nın gönüllerine ve zihinlerine dokunduğu gençler cenazede Şehzadebaşı Camii’nin avlusunu tıklım tıklım doldurdu.
Çok sevdiği üstadı gibi evlenmeyen Ömer Aydın, yine Karakoç gibi gençlerin omuzlarında tarihin kalbine Ekmekçizade Haziresi’ne defnedildi.
Birbirlerine komşu oldular. Aziz ruhları şad olsun.

BİR ŞAİR
Hüsrev Hatemi, edebiyat dünyamızda kendine has bir yeri olan zarif bir isimdi. Derin kültürü, hoş sohbeti, yazdıkları ve yaşantısıyla gönüllerde müstesna bir yer edindi. Her kesimden insanın sevgisini kazanmayı başardı.
İkizi Hüseyin Hatemi mezhepsel mevzulara ve politik gündeme dalıp tartışmalar açarken, Hüsrev Bey bu konulara girmeyerek ayrı bir olgunluk gösterdi.
Yıllardır Hüseyin Bey’i takip ederim; bu netameli konularda bir kişiyi bile ikna ettiğine şahit olmadım.
Aksine tefrikayı derinleştiren tartışmaların tarafı olmanın üzüntüsünü yaşadım.
Her şeye rağmen, ülkemizin değeri olan bu tür isimlerin birliği zedeleyecek çekişmelerden uzak durmasını daha sağlıklı bulurum.
İşte Hüsrev Bey, belki de hekimliğinin de etkisiyle, sağlıksız tartışmalara girmedi; saygınlığını her daim muhafaza etti.
Özellikle muhafazakâr kesimin yayın organlarında yer aldı; camia kendisine hürmet ve saygıyı fazlasıyla gösterdi.
Hekimliğinden ziyade şairliğiyle öne çıktı. Bir röportajında şairliğinin önde olmasından memnun olduğunu belirtmişti.
Hüsrev Hatemi ile birlikte İstanbul, çok az sayıda kalan bir beyefendisini daha kaybetmiş oldu.
Kendisini Millî Eğitim’de “İstanbul Kültürü” başlıklı bir konuşmaya davet etmiştik. O gün kadim şehir üzerine vukufiyetine hayran kalmıştım.
Türk diline ve Türk kültürüne üstün hizmetleri oldu. 2013 yılında Mehmet Doğan merhumun tavsiyesiyle Türkiye Yazarlar Birliği olarak kendisi hakkında muazzam bir vefa programı düzenlemiştik.
Seçkin isimlerin katıldığı bu programdan memnun kalmış, memnuniyetini ifade etmişti. Ayrıca sonraki yıl TYB Büyük Ödülü’nü kendisine takdim etmek de bize nasip olmuştu.
Hayattayken vefa gören, değeri bilinen münevverlerden oldu. Sağ muhafazakâr camia merhumu fazlasıyla sevdi ve saygısını gösterdi.
Dün de merhum anısına TYB’de yazar ve şairlerin katılımıyla hatim ve dua programı yaptık. Aziz ruhu şad olsun.

BİR ÇINAR
Metin Hasırcı; coşkulu konuşması, İstanbul beyefendilerine özgü zarafeti ve etkili hitabetiyle tanıdığımız bir isimdi.
Millî Görüş hareketinin hayattaki son çınarlarındandı. Merhum Necmettin Erbakan Hoca’ya ve davasına sadakatinden hiç şaşmadı.
“Hiç Bitmeyen Mücadele: Erbakan” kitabını yazarak merhuma olan bağlılığının kaynaklarını kaleme aldı.
“Hiç bitmeyen mücadele” diyerek hak-batıl mücadelesinin hiçbir zaman bitmeyeceğine işaret etti.
Türkiye Yazarlar Birliği’nde kendisiyle yaptığımız bir programda, ümmetin umudu ve kurtarıcısı olarak gördüğü Erbakan sevgisini şu cümlelerle özetlemişti:
“Ben şahsen Erbakan’ı kendi evladım kadar candan severim. Ama o kadar saygılıyımdır ki 1965’ten beri tanıdığım Erbakan’la şahsen tek başına iki dakikayı geçen konuşma yapmamışımdır.
Onu rahatsız etmeyi, millete yapacağı hizmetten çalmak olarak görürüm.”
Ömrü Erbakan Hocayı anlatmakla geçse desek yeridir. Sadece yazmakla kalmayıp slonlarda meydanlarda derneklerde kültür merkezlerinde radyolarda televizyonlarda mütemadiyen Milli Görüş liderini anlattı.
Yaptığımız bir radyo programında, Recep Tayyip Erdoğan’ın hangi konularda başarılı olduğunu sorduğumda gülümseyerek şu hatırayı anlatmıştı:
AK Parti iktidar olduktan bir iki yıl sonra sayın Erdoğan’la bir düğünde karşılaştık. “İktidar oldunuz ama 28 Şubatçı medya patronları hâlâ at oynatıyor” dedim. “Abi, çok geçmeden hepsinden hesap soracağız” diye cevap verdi Yıllar içinde gerçekten dediğini yaptı.
Metin Hasırcı, yakın mücadele tarihimizin de canlı tanıklarındandı. Kendisiyle birlikte nice hatıra da mezara gitti. Etkileyici hatıralarından biri Metin Yüksel’e dairdi. Şöyle anlatmıştı:
“Bir gün biri geldi, ‘Metin’i öldürecekler’ dedi. Ben de bunu Metin’e söyledim. ‘Abi, ben şehit olmak istiyorum’ dedi. Ne diyeceğimizi bilemedik, donup kaldım. Halbuki yaşasaydı daha çok hizmet ederdi diye düşünürüm.”
Çocukluk yıllarındaki okuma yazma hevesini ve öğrenme aşkını gören Davutpaşa İlkokulu müdürü Pertev Topuzoğlu, “Bir gün ümit ederim sen müverrih olursun” der.
Bu dua kabul olmuş olacak ki Hasırcı, tarihimize ve kültürümüze birçok eser armağan etti. Hem yayıncı olarak hem yazar olarak hem de davasına samimi bağlı bir çınar olarak amel defterini açık tutacak hayırlı işlere imza attı.
Yazılarında ve konuşmalarında en çok kullandığı kavram “Fî emânillah”tı.
Malumunuz Fî emânillah ‘‘Seni Allah’a emanet ediyorum’ demektir.”
Biz de kendisini ebedî istirahatgâhına “Fî emânillah” diyerek yolcu ettik. Rabbimize emanet olsun inşallah.
HÜSN-Ü ŞEHADET
Bu üç güzel insanın ardından bütün tanıdıklarının hüsn-ü şehadette bulunması elbette boşuna değil.
Onlar hayatı güzel yaşadılar, geride bir hoş sada bırakarak aramızdan ayrıldılar.
Rabbimiz mekânlarını cennet, makamlarını âli eylesin. Onların yerini dolduracak nesiller yetiştirmeyi bizlere nasip etsin.
Mahmut Bıyıklı / Haber7
-
Abdullah Ekinci 2 saat önce Şikayet EtCümlesinin mekanları cennet olsun Rabbimiz rahmetiyle muamele buyursun.Beğen
-
Muhsin Yılmaz 8 saat önce Şikayet EtRahmetler olsunBeğen
-
AĞACAN 11 saat önce Şikayet EtAmin amin amin hocam.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Meral Türkmen 11 saat önce Şikayet EtTeşekkürler Mahmut Bıyıklı Değerlerimizi dertlilerimizi bize hatırlatıyorsun..Beğen Toplam 3 beğeni
-
Bayram 12 saat önce Şikayet EtRabbim ahirete irtihal eden bütün Allah dostlarimin mekanını cennet Makamlarıni âli eylesin inşallah .Bizlerede onların yolunda gitmeyi nasip etsin inşallah.Beğen Toplam 4 beğeni