D. Mehmet Doğan, 'Yazın Ödülü'nü neden reddetti?
Dilimizin muhafızı ve müdafii D. Mehmet Doğan, her nefesi vatan, millet ve memleket değerlerine uygun olarak sarf edilmiş bereketli bir ömür sürdü.
Kudemanın izinde yürüyerek kendi çağında omuzlarına düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirdi. Çok yönlü bir şahsiyet olan Doğan, pek çok alanda bizi biz yapan değerlerin kavgasını verdi.

1978’de kurulmasına öncülük ettiği Türkiye Yazarlar Birliği, Mehmet Doğan’ın kültürel mücadelesinin kurumsallaşmış hâli ve en önemli nişanelerinden biridir.
Doğan’ın zor zamanlarda verdiği kültürel savaşı anlamak için onun Türkçeye bakışını özellikle zikretmek gerekir.
O, Türkçeyi milletin hafızası, kültürün taşıyıcısı ve kimliğin özü olarak görmüştür. Dil, ona göre her zaman bir varoluş meselesidir. “Türkçeye sahip çıkmadan Türkiye’ye sahip çıkamayız.” demiştir.
Dil; mimariden musikiye, hat sanatından şehircilik anlayışına kadar bütün bir kültürün omurgasıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu Başkanı Doğan'ın cenaze törenine katılmıştı
Dildeki yıkım, yalnızca kelimelerin kaybı değil; aynı zamanda hafızanın silinmesi, zihnin daralması ve kültürün köksüzleşmesidir.
Bu yüzden Doğan, dilde yapılan tasfiyelerin milletin hafızasına indirilmiş en ağır darbelerden biri olduğunu söylemiştir.
Dil konusunda yalnızca eleştirmekle kalmamış, ömrünü verdiği çalışmalarla Türkçenin yeniden ihyası için büyük bir gayret göstermiştir.
1981’de yayımladığı Büyük Türkçe Sözlük, bugün onlarca baskıya ulaşmış; her baskıda genişleyen ve zenginleşen bir kültür hazinesi hâline gelmiştir.
Türkçenin asaletini korumak ve onu köksüz, uydurma kelimelerin tasallutundan muhafaza etmek için de âdeta feryat figan etmiştir.
Türkçenin hatırını herkesin hatırından üstün tutmuş, en yakın dostlarının yanlışlarını bile görmezden gelmemiştir. Bu konuda kendisini tanıyan herkesin mutlaka bir hatırası vardır.
Onun bu hassasiyetini en çarpıcı biçimde gösteren hatıralardan biri, Kültür Bakanlığı tarafından kendisine tevcih edilen ödül vesilesiyle yaşanmıştır.
Bakanlık, her yıl düzenli olarak verdiği özel ödüllerden birini Doğan’a takdim etmeye karar verdiğinde edebiyat dünyası bu tercihi memnuniyetle karşıladı. Türkçeye vakfedilmiş bir ömrün devlet tarafından taltif edilmesi bütün kültür insanlarını ziyadesiyle sevindirdi.

Fakat ortada tuhaf bir durum vardı: Doğan’a verilen ödülün adı kamuoyuna “Yazın Ödülü” olarak yansımıştı.
İşte Doğan’ın müdahalesi, burada tarihe geçen bir tavır olarak ortaya çıktı. Hiç tereddüt göstermeden kamuoyuna şu açıklamayı yaptı:
“Yazın ödülünü reddediyorum, edebiyat ödülünü alıyorum.”
Bu çıkış, Türkçeye gösterilen sadakatin ve dil davasına ömür boyu sergilenen sarsılmaz bağlılığın ilanıydı.
Çünkü Doğan’a göre “yazın” kelimesi, üzerimizde acımasızca uygulanan kültür soykırımın bir ürünüydü.
Sistem Türkçenin derinliklerinden süzülmüş, kültürün hafızasında yer etmiş “edebiyat” kelimesini devre dışı bırakıyor; yerine hiçbir tarihî ve kültürel arka planı olmayan bir sözcüğü ikame etmeye çalışıyordu.

Doğan, küçük gibi görünen bu ayrıntı üzerinden aslında şu hakikati haykırıyordu: Kavramlarını kaybeden, kavgayı kaybeder.
O günlerde kamuoyunun dikkatini çeken bu açıklama, yalnızca edebiyat çevrelerinde değil, devlet kurumlarında da yankı buldu.
Dönemin Kültür Bakanı Nabi Avcı, Doğan’ı bizzat arayarak yönetmelikte “edebiyat ödülü” ibaresinin geçtiğini, ödülün medyada yanlışlıkla “yazın ödülü” şeklinde aktarıldığını belirtti ve özür diledi.
Bu tavır, Doğan’ın dil konusundaki hassasiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Onun için ödülün kendisine verilmesinden ziyade kelimelerimize sahip çıkılması önemliydi.
Bu hususta onu tanıyan hemen herkesin mutlaka bir hatırası vardır.
Bir belgesel vesilesiyle ziyaret ettiğimiz eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de bu konuda bir hatırasını paylaşmıştı.

Görmez, hutbelerde yabancı kelimeler kullanıldığında Doğan’ın kendisini aradığını ve bunların yerine Türkçe kelimeler kullanılması yönünde tavsiyelerde bulunduğunu anlatmıştı.
Doğan, yalnızca Diyanetin Türkçe konusundaki yanlışlarını değil; başta akademi ve basın olmak üzere bütün kurumların dil yanlışlarını takip etmiş, onları uyarmak suretiyle dilimizi koruma vazifesini yerine getirmiştir.
Çünkü dilini kaybeden toplumların başına gelen felaketleri biliyor; dilimizi koruyalım ki milletimiz yaşasın, vatanımızdaki varlığımız ilelebet sürsün istiyordu.
Hastalığının ilerlediği zamanlarda bile dilimize ve kültürümüze sahip çıkmaya devam etti. Vasiyeti de bu yönde oldu.
Vefatının ikinci yılında Türkçemizdeki bütün güzel kelimelerle anıyoruz kendisini.
Aziz ruhu şad olsun.
-
Deme yav 57 dakika önce Şikayet EtYazın ödülünü alan, kışın ödülünü alamaz!Beğen Toplam 1 beğeni
-
servet 1 saat önce Şikayet EtAllah rahmet eylesin. aminBeğen Toplam 2 beğeni
-
Realistman. 1 saat önce Şikayet EtAmin.Beğen