Mahmut Bıyıklı
Mahmut Bıyıklı
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Yedi iklim bir adam!

GİRİŞ 07.09.2026 GÜNCELLEME 07.09.2026 YAZARLAR

Geçen hafta Ali Haydar Haksal Ağabeyi Şakirin Camiinden Rabbimize uğurladık. Caminin içi de dışı da tıklım tıklım doluydu.

 Haksal’la hatırası olan herkes uzaktan yakından koşup gelmişti. Bütün yüzlerde bir güzel adamı kaybetmenin hüznü vardı.

15 yıldır ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu. 2011 yılnda hastaneye yattığında Kartal’da ziyaret etmiştik.

 Hastalığından bahsetmek yerine heyecanla yazmak istediği kitaplardan anlatmış onları bitirebilmek için dua istemişti.

Ağır ağrı ve acılarına rağmen o ziyaretimizde söylediği kitapları kaleme aldı.

Yazmak konusunda sürekli bahane üretenlere merhumun bu azmi ibret olmalı Müstakim Abi başta olmak üzere bütün kardeşleri bu süreçte dayanışma destanı yazdılar. Aile olmanın derin anlamını herkese hatırlattılar.

 Haksal ailesinin bütün fertlerini tebrik etmek gerekiyor. Allah hepsinden razı olsun. 

 ONLAR GİTTİLER

Cenazeden sonra TYB’ye geldiğimde arşivden onlarca fotoğraf önüme düştü. Merhuma ilk saygı programını Kızlarağası Medresesi’nde biz yapmışız.

Sonraki yıllarda hem Küçükçekmece’de hem de Üsküdar’da belediyelerin de desteğiyle geniş katılımlı vefa programları yapmışız.

Ayrıca farklı etkinliklerde onlarca programda beraber olmuşuz. Bir programda Rasim ağabey var yanımızda başka programda Ersin Nazif Gürdoğan diğer programda Mustafa Yazgan.

Şimdi hepsi de edebi alemde. Erdem Bayazıt’ın dediği gibi ‘Onlar gittiler giderken bir muştu gibiydiler.’

Ali Haydar ağabeyle TYB İstanbul’da önden gidenler diye bir program yapmışız yıllar önce. Şimdi o da evvel gidenlerden oldu. Dünya garip bir yer.

Bir Müslüman olarak şahitliğimizi cenazede yaptık. Mehmet Görmez hocanın tezkiyesi sonrası İyi bilirdik diye haykırdık.

Biz onu daima, Müslüman bir yazar olma sorumluluğunun gereklerini hakkıyla yerine getiren bir münevver olarak tanıdık.

HİKÂYECİNİN HİKÂYESİ

Haksal’ın hikâyesi doğunun ücra bir köyünde, yetimliğin ve garipliğin boynunu büktüğü fakat azmini kıramadığı bir Anadolu çocuğunun hikâyesidir. Hasköy’den İstanbul’a uzanan bir yolculuk ve kitaplarla bir ömür süren sıkı bir dostluk…

Hikâyecinin hayat hikâyesi de okunmaya değer. Yazmak her zaman hayatının merkezinde.

Mazisi lise yıllarına dayanan öykü çalışmaları Mavera gibi okul hüviyeti taşıyan köklü dergilerde yayımlanıyor.

Ardından sanat ve politika ağırlıklı denemeleri, makaleleri ve konuşmaları geliyor. Sesim Bana Yetmiyor adlı öykü kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği’nin 1987 yılı Hikâye Ödülü’nün sahibi de Ali Haydar Haksal oluyor.

BİR EDEBİYAT ÜNİVERSİTESİ: YEDİ İKLİM

Bir grup arkadaşıyla birlikte Mart 1987’de yayımlamaya başladığı Yedi İklim, kırk yıldır bizlere kültür ve medeniyet damarlarımızın haritasını sundu.

Derginin adıyla özdeşleşmesi verdiği emeğin bir karşılığı olsa gerek. O ise bütün röportajlarında bu özdeşleştiremeye karşı çıkarak diğer arkadaşlarının isimlerini ısrarla zikretti.

Ali Haydar Haksal Yedi İklim dergisiyle Türk kültürüne üstün bir hizmet sundu. Sadece özel özel sayılar ele alınsa bile bu hizmetin büyüklüğü hemen anlaşılır. İleride mutlaka bu komu konuda doktora çalışmaları yapılacaktır. Dergi çıkarmak üniversite kurmak gibidir denilir. Gerçekten de Yedi İklim bu sözü doğrularcasına adeta bir edebiyat üniversitesi gibi işlev gördü.

Yedi İklim’in temsil ettiği değerleri anlamak için onun sıkı sıkıya bağlı olduğu ve beslendiği köklere de dikkat çekmek gerekiyor.

Dergi, Müslüman öncülerin açtığı çizgiden sapmadı. Geçen yüzyılda Mehmed Âkif çıkardığı dergilerle, Müslümanca var olma bilincini taşıyan bir doğrultu üzerinde mücadele verdi.

Üstat Necip Fazıl, Büyük Doğu’da sanat ile düşünceyi, medeniyet ile kavgayı, bilinç ile fikri bir arada harmanlayarak yeni bir dil oluşturdu.

Bir yandan küfrün kulelerini yumrukladı, diğer yandan Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyacak bir nesil yetiştirdi.

Ardından Diriliş, bütün yönleriyle bir düşünce, medeniyet ve bilinç hareketi olarak ortaya çıktı. Daha kuşatıcı, daha derinleştirici ve daha bilinçli bir yürüyüş başladı.

Bu ocaklarda yetişen güzel adamlar Mavera’da medeniyetimizin sesi oldular.

Yedi İklim, bu düzlemde Sırat-ı Müstakim ile başlayan; Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera dergileriyle devam eden çizgide önemli bir hamle oldu.

Kültürel kuraklığa aldırmadan yürüyüşünü sürdürdü.

GENÇLERİN ELİNDEN TUTTU

Ülkemizde uzun yıllar edebiyat ve düşünce dünyası dergilerin etrafında döndü.

 Dergilerin bir anlamı, bir değeri vardı. O dönem dergiler sanatçı ve düşünür merkezli olduğundan, etraflarında yer alanlar o “hür tefekkür kaleleri”nde var olma duygusu içinde yetiştiler.

Üstatlar ve ustalardan sonra ağabeyler, dergiler aracılığıyla gençlerin elinden tuttu.

Ali Haydar Haksal da bu geleneği sürdürdü. Bir derviş sabrıyla, yaklaşık yarım asır boyunca eli kalem tutan Anadolu çocuklarına kapısını açık tuttu.

Haksal, gençlere hangi kaynaktan beslenmeleri, hangi ocakta ısınmaları, hangi sevdalarla kavrulmaları gerektiğini anlattı. Kendi kuşağına düşen yön göstericilik vazifesini bihakkın yerine getirdi.

Tamamen hasbi ve samimi bir gayretle yaptı bunu. İnandıklarına adanacak bir yüreği, savunacak cesareti ve asla pes etmeyecek bir azmi taşıdı içinde.

Yedi İklim olmasaydı genç kalemlerin birçoğu belki de yitip gidecekti.

ÖLÜMSÜZ ESERLER

Dergicilik başkalarının yazılarıyla uğraşmaktan kendi metinlerine yoğunlaşmayı zorlaştırır şahsi üretimi azaltır. Bunun edebiyat dünyasında belki de tek istisnası Ali Haydar Haksal’dır.

Hem yazdırmayı hem de yazmayı kutsal bir inatla devam ettirdi. Geride okunacak onlarca eser bıraktı.

Denemeleri, incelemeleri, eleştiri yazıları, Batı düşünürleri ve yazarları üzerine kaleme aldıkları, yeniden okumaları, biyografileri…

Üstat Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu ve diğer sanatçılarımız, büyüklerimiz üzerine yazdıklarıyla Ali Haydar Haksal, durmaz dinlenmez bir diriliş savaşçısı olarak, bir cihad şuuru içerisinde sürekli yazdı. Ölümsüz eserler verdi.

Son dönemde Müslüman edebiyatçıların İslam dünyasında yaşanan acılara karşı giderek duyarsızlaştığına şahit oluyoruz.

İslam milletinin meseleleri güçlü bir şekilde şiire, romana, hikâyeye taşınamıyor.

Ümmetin problemlerine karşı duyarlılığını her zaman sürdüren Ali Haydar Haksal, günümüz edebiyatçılarının kayıtsızlığına ve ben merkezli edebî üretimlerine şu cümlelerle itiraz etti:

“Günümüz edebiyatı ben’in edebiyatı olma yolunda. Bu ‘ben’ de ben olmayan bir ben. Sadece kendini yaşamak bencilikten öte bir şey değil. Küresel abanma insanlığı kuşatmış bulunuyor. Özellikle Müslümanların yaşadığı coğrafyada acı var. Şiir ve düşünce merkezlerimiz ateş içinde yanıyor.

Bağdat’tan bana denilebilir mi, Kudüs’ten bana ne denilebilir mi? Yarın İstanbul’dan, Bursa’dan, Kütahya’dan, Diyarbakır’dan, Konya’dan, Edirne’den bana ne denilebilecek mi?

Bu çağın karanlık yangını üzerimize doğru geliyor. Eli kalem tutan her aydın, şair, yazar, düşünür, bilinç ve eylem adamı bu el yazması acılara kayıtsız olabilir mi? Bugünün yazan ve çizenleri yarına ne bırakacaklarını iyi hesaplamalı!”

Yazacak çok şey var ama bu cümlelerde Haksal’ın dünya görüşü ve edebiyat anlayışı açıkça görülmektedir. 

 Edebiyatı medeniyet mücadelesinin bir aracı olarak görenlerin İslam milletinin dertlerini kendi dertleri bilenlerin ve bu uğurda kalemiyle kavga verenlerin adları vefatlarının ardından da yaşamaya devam etmiştir.

Defterini açık tutacak dergiler çıkarıp salih amel sayılacak eserler veren Yazar Ali Haydar Haksal da her zaman hayırla yad edilecektir.

Aziz ruhu şad olsun.

 

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL