Mehmet Acet
Mehmet Acet
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Erdoğan'ın Seul mesaisi

GİRİŞ 04.11.2026 GÜNCELLEME 04.11.2026 YAZARLAR

MEHMET ACET/SEUL

Pazartesi günü öğleden sonra İstanbul’dan kalkan ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı taşıyan uçakla takriben 10 saatlik bir yolculuğun ardından Güney Kore’nin başkenti Seul’e iniş yaptık.

İki ülke ilişkilerini ilgilendiren resmî bir ziyaret bu.

Güney Kore Cumhurbaşkanı yakın zamanda Türkiye’ye iki kere geldi. En son 8 yıl önce buralara gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu gezisi, bu anlamda bir nevi iadeiziyaret niteliği taşıyor.

Havaalanındaki karşılamadan başlamak üzere Erdoğan’ın yakın alaka gördüğü, güler yüzle ve güzel bir misafirperverlikle ağırlandığı bir gezi oldu bu.

İki liderin ortak basın toplantısında verdiği mesajın ana fikri şuydu: Türkiye ve Güney Kore, tarihî dostluklarını ekonomik, askerî ve teknolojik iş birliğiyle daha ileri taşımak istiyor.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung:

-Türkiye’yi Kore halkının kan kardeşi olarak gördüklerini söyledi.

-Altay tankı ve askerî gemilerde ortak üretimi artırmak istediklerini açıkladı.

-Türkiye’de nükleer enerji, ilaç ve teknoloji yatırımlarının ilerlemesini destekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da iş birliği başlıkları üzerinde benzeri mesajlar verdi.

-Fırtına obüsleri ve Altay tankı projelerini örnek gösterdi.

-İki ülke arasındaki ortak savunma projelerinin artırılmasını istedi.

NÜKLEER ENERJİ…

Türkiye, çok yakında ilk etabı elektrik üretimine başlayacak olan Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerji kulübüne dâhil olmuştu.

İkincisi için arayışlar da sürüyor ve bu, Sinop’ta yapılması düşünülen yeni nükleer santral için Güney Kore teknolojisi ciddi bir seçenek olarak gündemde.

Nitekim Seul’deki basın toplantısında Erdoğan, Sinop Nükleer Santrali projesinde Güney Kore ile iş birliği konusunu gündeme getirdi.

Bunun dışında batarya üretimi, yapay zekâ ve ileri teknoloji gibi alanlarda ortaklık hedeflerini açıkladı.

22 BİN TÜRK ASKERİNİN KATILDIĞI KORE SAVAŞI’NA FOTOĞRAFLARLA YOLCULUK…

Dün, Seul’de Cumhurbaşkanı Erdoğan resmî görüşmelerini yürütürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Seul ziyaretinde eşlik eden Emine Erdoğan, fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar’ın, askerliğini yapmak için 1956’da geldiği Güney Kore’de çektiği fotoğraflardan oluşan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan “Bir Dostluğun Doğuşu: Bir Türk Fotoğrafçının Objektifinden 70 Yıl Önceki Kore Sergisi”ni ziyaret etti.

Burada bir konuşma yapan Emine Hanım, “Kore Savaşı’na gönderdiğimiz 21 binden fazla Mehmetçiğimiz, Kore halkının gönlünü kazandı.” dedi.

Bu programın yapıldığı Savaş Müzesi’nin avlusunda, Kore Savaşı’na katılarak destek veren ülkelerin bayraklarıyla karşılaştık.

Bayrakların altında hangi ülkeden ne kadar katılım olduğu, kimlerin ne kadar kayıp verdiğine dair bilgiler vardı.

Tam rakam olarak 21 bin 212 askerimiz katılmış Kore Savaşı’na Türkiye adına. 892’si doğrudan çarpışma sırasında olmak üzere 966 şehit vermişiz.

ACILARLA DOLU BİR YAKIN TARİH…

Güney Kore bugün zenginleşmiş, elektronikte ve otomobilde dünyaca ünlü markalar üretip dünyanın dört bir tarafına satan bir ülke hâline gelmiş durumda.

Seul caddelerinde gördüğüm devasa büyüklükteki dijital ekranlar, bu alanda ne kadar iddialı bir noktaya geldiklerini gösteriyordu.

Burası böyle ama bu işin bir de yakın geçmişi var.

Bizim “Cerrahpaşa” türküsünde “Herkesin bir derdi var durur içerisinde.” diyor ya… Güney Kore’nin başkenti Seul’de bu şehrin yakın tarihte yaşadığı acıları hatırlayınca aklıma bu türkünün bu sözleri geldi.

1910 yılı ile 1953 yılı arasında öyle bir dönem var ki anlatması bile insana zor geliyor.

1910’da Japonlar geliyorlar.

Kore’nin bağımsız yönetimini ortadan kaldırıp ülkeyi Japon imparatoruna bağlı bir sömürge yönetimine dönüştürüyorlar.

Bağımsızlık isteyen kişiler tutuklanıyor, sorgulanıyor ve işkence görüyor.

Okullarda Japonca eğitimin ağırlığı artırılıyor, Korece eğitim ve yayıncılık üzerinde kısıtlamalar getiriliyor, Japon kültürü ve imparatora bağlılık teşvik ediliyor.

Korelilerin Japon isimleri kullanması yönünde baskılar uygulanıyor.

Koreliler, Japonya’daki madenlere gönderiliyor, fabrikalarda çalıştırılıyor, ağır çalışma koşullarına, kötü muameleye ve ücretlerin ödenmemesine maruz kalıyor.

Bu dönemin en acı olaylarından biri, Japon ordusunun kurduğu askerî genelev sistemi ve bu sistemdeki kadınların maruz kaldığı cinsel sömürü.

Bu kadınlar Japon kaynaklarında Comfort Women (Rahatlatıcı Kadınlar) olarak adlandırıldı. Çok sayıda Koreli kadın kandırılarak, tehdit edilerek veya zor kullanılarak bu sisteme götürüldü. Kadınlar askerî tesislerde cinsel şiddete ve ağır istismara maruz kaldı. Hayatta kalanların bir kısmı yaşadıklarını ancak onlarca yıl sonra anlatabildi.

Anlatması bile zor derken özellikle bu son bölümü kastettiğimi ifade edeyim.

15 Ağustos 1945’te Japonya’nın II. Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle Kore bağımsızlığını kazandı. Ancak 1950 yılında Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırmasıyla Kore Savaşı başladı. Seul, savaşın en ağır etkilediği şehirlerden biri oldu.

Şehir birkaç kez el değiştirdi.

Binaların ve altyapının büyük bölümü zarar gördü.

Çok sayıda insan hayatını kaybetti veya göç etmek zorunda kaldı.

1953 yılında ateşkes imzalandığında Kore, iki ayrı devlet olarak kalmaya devam etti.

Savaş sonrasında Seul, büyük ölçüde yıkılmış ve ekonomik açıdan oldukça zor durumda olan bir şehirdi.

Sonrasında savaşın bitimiyle birlikte yavaş yavaş kendine gelmeye başlıyor.

1960’lardan sonra başlayan büyük atılımlar ise bugünkü Güney Kore’nin temelini oluşturuyor.

Zenginleştiler, büyüdüler ama eski korkuların yeniden depreşme ihtimali tümden bitti mi derseniz…

Buna kolayca evet diyemem.

Dünyanın her tarafında olduğu gibi Pasifik’te de suların ısındığı, siyasi ve askerî gerilimlerin tırmandığı bir dönemde mevcut güvenlik garantileri ne kadar varlığını sürdürür, bundan emin olmak kolay değil.

YORUMLAR 7 TÜMÜ
  • deli galip 7 dakika önce Şikayet Et
    koreyle anlaşma yaparken iki değil 3 kere düşünmek ve anlaşma detaylarını iyice incelemek gerekir malzemeyi verir ama en önemli olanların satışını kısıtlar genelde işleyiş böyledir aldıklarımızı tersine mühendislikle kendimiz geliştirerek yapmamız şart oğlu şarttır yapmazsak sonra önemli malzemeler gecikince apışıp kalırız
    Cevapla
  • namık 1 saat önce Şikayet Et
    bizler vaktiyle şapka devrimleriyle inkilap devrimleriyle harf devrimleriyle uğraşırken adamlar sanayi devrimi yapmışlar aramızdaki fark bu..
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle