Küresel Tekel Sisteminin Bugünü
Küresel savaşları çözümlemek için küresel tekel kavramı hem önemli bir çözüm amacı hem de çözüm aracıdır. Geçmişteki savaşlara baktığımızda bazı siyasi, askeri ve ekonomik nedenleri tanımlayabiliriz. Özellikle dönemlerinin büyük savaşlarını analiz ettiğimizde dönemin dünyasındaki büyük güçlerin özellikle ekonomik, ticari, askeri ve bazı teknolojiler (Yöntemler) üzerinde “tekel sahibi” olabilmek olduğunu bugün anlamaktayız.
Ancak, belirttiğimiz alanlarda tekel sahibi olmak dönemlerin gelişmişliğine göre vüs’at ve şümul kazanmaktadır. Küresel tekel kavramının daha iyi anlaşılması için tarihin en gelişmiş tekeline sahip ABD gücünü analiz ederek, bugünkü tekel sistemini somut olarak paylaşmak istiyorum. ABD güç analizi sadece örneklendirme içindir. Yoksa güç tekeline sahip olan ya da olmak isteyen başka güçleri de başka bir müstakil çalışmamızda analiz etmiştik (2014). Burada ABD’yi seçmemizin nedeni hem şimdilik son güç olması hem de örneklendirme unsurlarına dair daha çok ipucu barındırmasıdır. Ayrıca içerisindeki tekel sistemini tesis ettikten sonra bir benzerini en üst düzeyde küresel düzeyde yapılandırmasıdır. Yoksa ideolojik bir tercih değildir, yanlış anlaşılmasın.
Süper güç ve meydan okuyan güç kavramlarını tekel sahibi güç ve tekeli kırmak ve yeni bir tekel kurmak isteyen güç kavramlarının altında analiz etmek daha işlevsel olabilir. Zira bilim, teknoloji, tasavvur, ekonomik üretim sistemleri ve araçları, siyasi ve askeri tekel sahibi olmadan süper güç olmak mümkün değildir.
“Tekel” kavramını öne çıkarmamız günümüzün gelişmişlik şartlarından kaynaklanmaktadır. Geçmişte kısmi ve özel alanlardaki tekel sahibi olma amaçlı savaşlarda asıl amacı hemen görmek mümkün olmayabilir. Ama günümüzde artık bu mümkün; zira dünyayı bir küre olarak algılamamızı sağlayacak dijital iletişim araçlarından herkes yararlanabilmektedir. Zihinsel çözüm setine sahip herkes bu sistemin bütüncül yapısını görebilir. Ve şunu da belirtmek gerekir ki, tekel sistemi zamanın şartları ve güç dengelerine göre sürekli kendini yenilemektedir.
Küresel ve bölgesel tekel kurmayı amaçlayan ve bir aşamaya kadar da başarılı olan diğer güçleri ayrıca bir yazı konusu yapabiliriz. Bu konuda ortak bir müktesebat vardır.
ABD İÇİN GÜÇ ANALİZİ
Devasa küresel şirketleri, geleneksel büyük sermaye gruplarını sadece özel mülkiyet olgusuyla açıklayamayız. Bunların devletin hükümranlığı nosyonuyla doğrudan ilişkileri vardır. Aslında yapılan iş basittir. Küresel şirketler yapısı ve özel mülkiyet ilkesiyle sermaye ve ekonomi tekelleştirilmiştir, kapitalin tekelleştirilmesi sağlanmıştır.
Küresel medya devleri, Düşünce Kuruluşları ile üniversiteler (Devletin İdeolojik Baskı Aygıtları başlığı altında yer alan unsurlar) ile bilgi, imajlar ve tasavvurlar merkezileştirilmiştir, devletleştirilmiştir. Bu saydığımız sektörler, kuruluşlar, diğer tüm öğeler sivil ve özel mülkiyete tabi gibi görünseler de bizi yanıltmamalıdır; Devlet ve güç pratiği bu şekilde tasavvur edilmiştir.
Küresel başkentlerindeki uluslararası elitler ile (Amerikalı ve diğer devletlerin elitlerinden) yönetim elitleri devletleştirilmiş ve merkezileştirilmiştir.
ABD Merkez Bankası ve vergi kurumları ve Finans Mahkemeleri ile para ve yönetimin makro düzeyde merkezileştirilmesi sağlanmıştır. Aşırı gelişmiş ve yoğunlaştırılmış (Concentration) Bankacılık sistemi ve küresel finans ağlarının kontrolüne ayrı bir parantez açarsak, bu vesileyle ABD gücü bütün dünyada etkin bir bilgi toplama ve istihbarat kapasitesine erişmiştir.
Ordu, İdari İstihbarat ve Adli operasyonel birim olan CIA ve FBI zaten merkezi örgütlerdir. Gelişmiş telekomünikasyon sistemleri, olağanüstü keşif ve icat ve üretim kapasitesiyle Askeri, istihbari, ekonomik ve siyasi gücünü pekiştirmekte, operasyonel üstünlüğe taşımaktadır.
Meselenin yerel ve federal figürleri ve mahiyeti büyük oranda fonksiyonelliğe yöneliktir. Tabii ki söylemsel olarak da yerel demokrasi ve haklar ile federasyon yapısı vurgulanmaktadır.
Gerçekte ABD tarihte hiç görülmediği ölçüde bilgiyi, fikri, gücü, ekonomiyi, ideolojileri, imajları ya bizzat yaratmış ya da inanılmaz düzeyde merkezileştirmiştir. Özellikle klasik keşiflerden IT (İletişim Teknolojileri) alanındaki yeni teknolojilerin icadına kadar birçok bilimsel, teknolojik yenilik bu merkezileştirmenin etkin araçları olmuşlardır (Big Tech “Merkezi ABD’de olan beş büyük şirket” ve High Tech “Merkezi ABD’de olan 60-70 civarında büyük teknoloji şirketi).
Bu reel güç pratiği özgün olmakla birlikte Anglo-Sakson ve Kara Avrupası modellerinden bir sentez yapmayı başarabilmiştir. Fransız İdari Merkeziyetçiliğinin dogmatik ve kavramsal tartışmalarına girmeden ustalıkla bir güçler merkezileştirilmesini temin etmiştir. Klasik İngiliz bilgi ve ideolojik alanlarının törensel aristokrasisinin detaylı uğraşlarını iradi olarak ihmal ederek çağdaş bilgi ve evrensel tasarımları kendi tekeline almış, merkezileştirmiştir.
Sadece literatürde var olan sistemlerden değil, tarihi ve arkaik sistemlerden, günümüzün hangi ülkesinde olursa olsun var olan pratiklere kadar yararlı bulduğu her müktesebattan yararlanmada aşırı titiz davranmıştır.
ABD gücünün diğer güçlerden en önemli farkı da şudur ki, diğer güçler sadece kendi nüfuz alanlarında bir merkezileştirmeyi hedeflerken, ABD gücü bütün küresel planda bir monopol yaratmayı başarmıştır. Siyasi/ teknolojik/ diplomatik ve askeri olarak bugünün satranç tahtasına baktığımızda ABD’nin sadece müttefiklerini değil, muhasım ve rakiplerini de merkezileştirdiği açıkça görülebilir.
KÜRESEL TEKELİN BUGÜNKÜ DURUMU
Küresel tekel günümüzde hiçbir zaman olmadığı kadar gelişmiş tekniklerle ve teknolojilerle korunmakta ama diğer yandan tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar da güçlü bir meydan okumaya karşı karşıyadır. Bu yeni tehdit yine tarihte az gördüğümüz bir rakip türüdür: Düşmanını kopyalayan bir “Chalenger” Meydan Okuyan, yani Çin. Amerikalılar şöyle derlerdi ülkelerinin farkını anlatmak için: ülkenizde veya dünyada gördüğünüz her ne ise onun kat kat büyük olanını üretiriz. En değerli, en güzel, vs olanını değil en büyüğünü üretiriz. Çin için ise şöyle denebilir: Amerika’da ve Batıda ne varsa hepsinin özgün niteliğine belli oranda yakın bir kopyasını üretiriz. Dolayısıyla özellikle yüksek teknoloji şirketlerinde Know How güvenliğine özel önem verilmektedir. Diğer bir yumuşak karın ise yüksek teknoloji şirketleri de olsa satış yapmak zorunluluklarının olmasıdır. Satışını yaptığınız her ürün kopyalamaya açık demektir.
Diğer yandan tüm dünyadaki değil de sadece ABD kökenli IT şirketleri ve onlarla aynı ekosistemde bulunan Güney Kore (Samsung Electronics), Hollanda (ASML) ve Tayvan (TSMC) şirketlerinin toplam piyasa değeri 20 Trilyon 221 milyar dolardır. Bu tabloda değerlerini hesapladığımız şirketler IT sektöründeki tüm şirketler değildir. Sadece yüksek değerdeki şirketler dikkate alınmıştır. Bu şirketleri de sıralamak gerekirse:
1. Nvidia: 4.61 Trilyon Dolar
2. Apple: 3.88 Trilyon Dolar
3. Alphabet İnc: 3.81 Trilyon Dolar
4. Microsoft: 2.95 Trilyon Dolar
5. Mega Platforms: 2,26 Trilyon Dolar
6. Broadcom: 1.58 Trilyon Dolar
7. TSMC: 1.57 Trilyon Dolar (Tayvan)
8. Samsung Electronics; 838,86 Milyar Dolar (Güney Kore)
9. ASML: 564,54 Milyar Dolar (Hollanda)
10. Oracle Corp.: 425,6 Milyar Dolar
11. AMD: 326,33 Milyar Dolar
Listeden de anlaşılabileceği gibi Çin başta olmak üzere dünyanın geri kalan ülkelerine ait şirketler ile Amerika’da hatırı sayılır üretim gerçekleştiren devasa değerin altındaki şirketlere de burada yer verilmemiştir. Onları da hesaba kattığımızda sadece bu alanda muazzam bir rakam ortaya çıkacaktır.
Bu rakamların ne anlama geldiğini küçük bir mukayese ile anlamak mümkündür. Mesela Almanya 4.7 Trilyon Dolar GSYİH ile dünyanın dördüncü büyük ekonomisi; Hindistan 4,1 Trilyon Dolar GSYİH ile dünyanın beşinci büyük ekonomisidir.
Bu konuda son bir katkı da şudur ki, piyasa değeri trilyon dolar seviyesinde olmasa da TSMC, ASML başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı şirketin üretimini finansal değerler ile ölçmek mümkün değildir. Zira bu tarz üretimleri para ile satın almak her zaman mümkün olmayabilir. Listede koymadığımız Qualcomm’un piyasa değeri 142.88 Milyar Dolardır. Ancak, geçmiş yıllarda Huawei telefonun işletim sistemini ABD hükümetinin baskısıyla satmayınca ciddi kriz olmuştu. Ve bu Huawei telefonun satış performansını ciddi etkilemişti.
Yukarıda saydığımız nedenlerle yüksek teknoloji ürünlerinin güvenliği de üretim kadar öne çıkmış durumdadır. Amerikalılar herhalde 1949 yılında nükleer sırlarına Stalin’in Sovyet Kurumları tarafından erişilmesini ve Sovyetler Birliğinin de atom bombasını kısa sürede yapmasını unutmamaktadırlar.
Özellikle yüksek teknoloji tekelinin korunması için çok sayıda önlem, teknik, vb geliştirilmektedir. Bu çerçevede bugün sizlere son yılların önemli konularından olan “Çip üretiminin tekel yapısına dair” tekil bir örnek sunmak istiyorum. Özellikle vurgulamak istiyorum ki, bu tekel yapısının fikri sahibi Sertaç Aktan’dır, bu bölümün altında erişebileceğiniz anahtar başlıkları ve bilgileri verdim. Ben kısa tamamlayıcı açıklamalar yaptım. Yine belirteyim ki, bu tekel yapısının ilk ikisini biliyordum ama son ikisini bilmiyordum.
Sertaç Aktan ile sınır tanımayan fikirler Instagram sayfasının YouTube üzerinde de yayınlanan videosunun içeriği know how yani teknolojik bilginin tekelleşmesinin günümüzdeki durumunu net olarak ortaya koymaktadır. Bu çok önemli bulduğum bilgileri sizlerle de paylaşmak istiyorum. Araya sadece küçük açıklayıcı bilgiler koyacağım. Vurgulu yazılan cümleler Sertaç Aktan’a ait, benim açıklamalar normal karakterde yazılmıştır.
Bildiğimiz üzere çip meselesini kamuoyu genel anlamda pandemi döneminde duydu. Yeterli çip üretilmediği veya piyasaya sürülmediği için başta otomotiv sanayii olmak üzere birçok makine üretiminde sıkıntı yaşanmıştı. Modern ev araç gereçleri, otomobiller, silah platformları, uçaklar, gemiler, velhasıl kullandığımız birçok modern aracın kullanılabilmesi için çiplere ihtiyaç vardır.
İşte bu çiplerin üretiminde tekel olduğunu o zaman öğrendik. “Bir Tayvan şirketi olan TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company “Tayvan Yarıiletkenler Üretim Şirketi”) dünyadaki en ileri çiplerin % 90’ından fazlasını üreten şirket. Bu şirket, Tayvan merkezli çok uluslu yarı iletken sözleşmeli üretim ve tasarım şirketidir. Dünyanın en büyük bağımsız yarı iletken üreticisi ve Tayvan’ın en büyük şirketidir. Tüm teknolojilerimiz nanometre ölçeğinde üretim yapan bu şirketin fabrikalarına muhtaç. Belirli bir hassasiyet seviyesi üzerinde seri üretim yapmak çok çok zor. TSMC Bu üretimi yapmasa modern teknolojilerin ihtiyacı olan sayıda ve ölçekte çipi piyasaya sunma mümkün olmaz.
TSMC şirketi de bu çipleri üretebilmek için çok özel bir makineye ihtiyaç duyuyor: Bir litografi makinesi. Denilebilir ki bu makine insanoğlunun bugüne kadar ortaya çıkardığı en karmaşık ve hassas alet. Bu kadar ileri seviyedeki bir litografi makinesini de dünyada sadece tek bir şirket üretebiliyor Hollandalı ASML (Advanced Semiconductor Materials İnternational ile Philips şirketlerinin ortak girişimi olarak kurulmuştur) şirketi. Bu şirket, Hollanda’nın Veldhoven Şehrindedir. Bilgisayar çiplerinin üretimi ASML tarafından üretilen fotolitografi makineleri tarafından yapılmaktadır. ASML son yıllarda daha ileri seviyede bir tasarım ve üretim kapasitesine ulaşmıştır. Derin Ultraviyole (DUV) ve aşırı ultraviyole (EUV) olmak üzere ileri düzey fotolitografi makineleri sunmaktadır. DUV sistemleri daha da küçük ve daha karmaşık mikroçiplerin üretimi için kullanılır. EUV sistemleri ise daha da küçük ve daha da gelişmiş mikroçiplerin üretilmesine olanak sağlamaktadır. Kullandıkları özel tipte bir lazer sayesinde birkaç ayrım büyüklüğünde özelliklere sahip mikroçipleri üretebilmektedirler.
Herbir ASML makinesinin fiyatı 200 milyon doların üzerinde ve elbette iş makinenin bir defa satılmış olmasıyla bitmiyor. Bu makinelerin her yıl 30 ila 50 milyon dolar arasında bakım masrafı var. Her yıl Hollandalı ASML şirketinin makinelerini yapabilmesi ve onarabilmesi de başka bir ülkede yer alan bir şirkete bağlı: Alman mühendisliğinin zirvesi Carl Zeiss. Zeiss’ın ürettiği aynalar olmadan ASML bu devasa makineleri üretim ve bakımını yapamaz. Bu aynalar, insanlığın bugüne kadar yapabildiği en pürüzsüz yüzeyler. Bu yüzeylerin pürüzsüz olması- şöyle gözünüzde canlandırın. Eğer yarım metre çapındaki yüzeyler Almanya büyüklüğünde genişletilmiş olsa aynanın üzerindeki en yüksek tümsek sadece 1 mm oluyor. İşte Nvidia, Intel ve AMD gibi şirketlerin çip tasarımlarını yansıtabilmek için bu kadar hassas bir yüzey olması gerekiyor. Aksi takdirde, o ışığa bu kadar ince odaklamak mümkün değil. Yani C. Zeiss üretimi durdurursa küresel çip üretimi zinciri çöker. Bu güç ve hassasiyet ölçekli üretimde hiçbir şey kopyalayamıyor. Yerine koyabileceğiniz ikinci bir tedarikçi yok. Tek şirket, tek arıza (bakım ve tamir) noktası.
Carl Zeiss’ın da bu aynaları yapabilmesi için çok özel türden bir kuma ihtiyacı var. Tüm o ultra saf cam bloklar, titanyum katkılı özel malzemeler falan hepsinin kökeni silika kumuna dayanıyor. Bu özel kum türünün tam adı Semiconductor Grade Ultra Pure Quartz Sand yani “yarı iletken sınıfı ultra saf kuvars kumu”. Birinci sınıf kuvars kumu olarak da geçiyor. Saflık derecesi % 99,99999. İşte bu kum da dünyada sadece tek bir yerden çıkıyor. ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Spruce Pine Maden Bölgesinden (Spruce Pine Mitchell İlçesindeki (County) en büyük kasabadır. 2020 nüfus sayımına göre nüfusu 2.194’tür. Bu bölge, dünyada yüksek saflıkta Kuvarsın bulunabildiği nadir yerlerden biridir. Adını da maden bölgesinden almıştır. Kasaba ayrıca mineral şehri unvanıyla övünmektedir. Nüfusun çoğunluğu etnik olarak Hispanik olmayan beyazlardan oluşmaktadır. ) Spruce Pine Maden Bölgesi de iki ana maden şirketinin elinde Sibelco ve The Quartz Corp. Bu şirketler Spruce Pine’da bu kumdan ne kadar olduğunun yani rezervin durumunu açıklamıyorlar. Rezerv verilerini titizlikle bir sır olarak saklıyorlar. (Sertaç Aktan; Modern Dünya Her An Çökebilir; YouTube üzerinde de bulabilirsiniz).
Bu tekel yapısında en ilginç olan hususları vurgulamak istiyorum. Tekel’in egemeni ve yöneticisi birdir, ama üreticiler en aşağı dört tanedir. Dört üretici ve dört aşama birbirinden bağımsız tekel durumundadır. Ancak bu dört tekel üretici ve aşama birbirine olmazsa olmaz kaydıyla bağımlıdır. Keza Tekel sadece bu dört şirketten ve aşamadan da ibaret değildir. Sayısız bilgi kuruluşu, Ar-Ge merkezi, büyüklükleri kayda değer onlarca alt yükleniciden oluşan bir üretim ekosistemi mevcuttur.
Bütün bu etkileyici devasa yapının karşısında yine devasa ve tarihin en hızlı kopyalayıcısı bulunmaktadır. Ancak, en basit haliyle söylersek, kopyalayanın gerçek üretici ve tasarımcı düzeyine şimdilik yükselemediğini gözlemlemek mümkündür. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini tahmin için ne birikimim ne de eğitimim elverişlidir. Ancak, sadece bu gözlemleri yapabiliyorum.
İlk iki aşamanın ve üretimin lokasyonları üzerine de bir tespiti paylaşmak isterim. Bilindiği üzere Hollanda için Avrupa’nın İsrail’i derler. Tayvan için de Uzakdoğu’nun İsrail’i ya da Hollanda’sı desek yerindedir. Bu iki ileri teknoloji lokasyonuna bugün biri eski diğeri çok yeni iki lokasyon veya iki güç daha eklenebilir: eski olanı Japonya ve yeni olanı Güney Kore. Amerika her iki güce de bilgi transferini “Bilmesi gereken prensibi” veya “Kompartımantasyon” prensibine göre belli bir tarihten itibaren aktarmaya başlamış durumdadır.
Bugünkü yazımızda sadece IT şirketlerinin bir kısmını mercek altına alarak küresel tekeli anlamaya çalıştık. Aynı yöntemle diğer üretim sektörlerinde de benzeri bir çalışma yapmakta fayda vardır. Konuyu çok detaya boğmamak için diğer sektörlere (Savunma, İlaç, Kozmetik, Gıda, Enerji, otomotiv, tekstil, konvansiyonel makine üretimi, kimya, vb) hiç girmedik. Ancak, bu sektörlere dair de bütüncül, rasyonel, sayısal ve niteliksel çalışmalar yapılarak gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve doğru yönelimler belirlensin.
Konuyu çok uzatmadan sonuç olarak şunu da ifade ederek bitirmek istiyorum. Öncelikle bütün sektörlerde tüm üretim aşamalarını entegre bir şekilde başaracak bir sisteme sahip olunması gerekir ki, küresel tekelin karşısında durma gücüne sahip olunsun. İkinci olarak, çok yönlü çalışan özgür üniversiteler, Ar-Ge merkezleri, uygulama atölyeleri, bağımsız mucitler, vb’den oluşan büyük güç olmaya adanmış bir ekosistem olmalıdır ki, tarihi değiştiren icatlar olsun bunlar tasarıma ve üretime dönüşsün.
Dileyelim bu yazı öyle zamanlara çağrı olsun.
Mehmet Ali BAL
-
Türk vatandaşı 14 saat önce Şikayet EtKaleminize yüreğinize sağlık Değerli yazı için teşekkürlerBeğen Toplam 3 beğeni