Mehmet Ali Bal
Mehmet Ali Bal
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

NATO Zirvesi ve Küresel Denge Stratejik Hedef Nedir?

GİRİŞ 06.07.2026 GÜNCELLEME 06.07.2026 YAZARLAR

 7-8 Temmuz tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek olan Nato Devlet ve Hükümet başkanları zirvesinin gerçekleştirilmesinden önce bir değerlendirme ve öngörü yazısı yazmanın zor olduğu düşünülebilir. Zira NATO’nun tartışmasız patronu Amerikanın liderliğinde ne yapacağı ön görülemez bir profile sahip olan D. Trump bulunmaktadır. Avrupa büyük devletleri yavaş yavaş silahlanma ve kendi ordularını kurma sürecinde hem içsel motivasyonlar hem de dışsal Amerikanın zorlamasıyla ilerledikleri için daha öngörülebilir pozisyondadırlar. Ancak, bölgesel olarak devam eden Ukrayna Savaşının bir anda Avrupa’nın savaşına dönüşmesi, İran Savaşının komplikasyonlarının Batıyı da etkilemesi, Rusya - Avrupa Savaşının daha ciddi tartışılır hale gelmesi savaşın doğal karakteristiğinden biri olan sürpriz unsuru içerdiğinden yine bir öngörü sorunu ortaya çıkacaktır.

Bu zirve öncesi neredeyse işin magazin tarafından ağırlık verilen bilgiler dışında çok az ciddi bilgi ve yorum kamuoyuna yansımış durumda. Ülkemizde ise Ankara’daki yöresel iyileştirmeler, toplantı yasakları, vb konular basında çokça yer almıştır. Bunların dışında sanal ortamda bağımsız yorumcu ve uzmanların toplantıya ilişkin farklı ve teknik değerlendirmelerini okumak, dinlemek mümkündür. Ancak, son yıllarda NATO’nun başat üyesi Amerika’daki değişiklikler, Atlantik Konseyi'nin diğer Batılı üyelerindeki ekonomik ve siyasi güç kaybı, küresel dengede görülen değişiklikler de NATO zirvesinin temel içeriklerine ilişkin yorum yapmayı hayli zorlaştırmış durumdadır. İçinde yaşadığımız küresel gerilimler hatta bölgesel savaşlardan dolayı resmi kaynaklardan dışarıya sızan bilgilerin önemli bir kısmı propaganda niteliği taşıyan bilgilerdir. Doğru bilgileri süzmek her zaman mümkün olmamaktadır.

Dikkatlerimiz -daha çok magazinel mahiyette- ülkemizde düzenlenen NATO toplantısına yoğunlaşmış durumda iken bugünün küresel bağlamını unutmamak gerekir. Eğer NATO küresel hedefleri doğru tespit ediyor, bu çerçevede adımlar atıyorsa, kendi içinde ve kendi perspektiflerine göre varlık sebebini doğru inşa ediyor demektir. İttifaklarda kurucu devletlerin özellikle de sistemin süper güçlerinin gücü asıl belirleyicidir. Mesela SSCB liderliğinde kurulan Varşova Paktı SSCB olmaksızın o dönemdeki NATO karşısında etkili bir güç olamazdı. Nitekim Varşova Paktı SSCB dağıldığı için çözülmütür. Bu çerçevede iki büyük savaştan örnekler vererek konuyu açalım. 1. Dünya Savaşında İngiltere bir kampta ve Almanya diğer kampta savaşın ana yürütücüleri olmuşlardır. En azından savaşın sonuna kadar savaşan ittifaklar bu iki gücün savunma sanayiinin ürettiği silahlar, bu iki gücün lojistiği ve bunların neticesi olarak bu iki gücün askeri stratejisi ve komutası ile savaşmışlardır. Savaşın finansmanını da bu iki asli güç sağlamıştır.

Dolayısıyla eğer küresel bir yarılma şeklinde ittifak sistemlerinden bahsedeceksek ittifakın ana muharrik gücü olan asli bileşeni ile güçlerin performansını dikkate almamız gerekir. Bu durum askeri, siyasi, ekonomik ittifakların hepsinde geçerlidir.

Günümüzde geçmişten daha da ileri düzeyde ittifakın asli güçlerinin inovasyon kapasitelerinin yüksek, rekabetçi ve başat olmaları belirleyicidir. Zira artık günümüzde beyin gücü savaşın belirleyici olarak kendi platformunda önemini korumaktadır. Ancak, kol ve kas gücü ile savaşın kahramanlık altyapısını oluşturan cesaret gibi duygular önemini yitirmiştir. Günümüz savaşlarının çoğunda savaşın muharipleri öldürdükleri insanları görmemektedirler. Ölen milyonlar ile katillerinin karşılaşma ihtimali yok denecek kadar azdır.

Bu durumda savaşların galibi daha üstün yüksek teknoloji, sürdürülebilir finansman, güvenli lojistik ve tedarik ağı, etkili sivil ve askeri organizasyondur.

Bu perspektiften baktığımızda NATO ittifakını kurumsal olarak değil asli bileşenlerin inovatif kapasitesi açısından değerlendirmek gerekir. 1. Dünya Savaşında savaşan ittifak sistemlerinin teknolojik kapasiteleri, organizasyonel yetenekleri birbirlerine yakındı. Bazı alanlarda Almanya ve bazı alanlarda ise İngiltere ve Fransa üstündü. Mesela savaş gemilerinde optik sistemler, silah sistemleri bakımından Almanya ilerlemişti. Ama navigasyon sistemleri bakımından İngiliz donanması üstündü. Sürdürülebilir savaş finansmanı açısından İngiltere bariz öndeydi. Teknolojik üretim bakımından Almanya İngiltere’nin önündeydi. Fransa bazı topçu sistemlerinde farklı üretim gerçekleştirmişti. Lojistik ve tedarik ağı en geniş olan İngiltere idi. Askeri teknik istihbarat açısından iki asli güç de eşit sayılabilirdi. Ama İngiliz istihbaratı daha dikkatli ve daha uzun süreli geleneksel bağları olan bir yapıda idi. Diğer yandan Alman sisteminde liderlik (Kayzer) daha zayıf ve hatalı idi. İngiliz donanması Kuzey Denizinde bir Alman savaş gemisini ele geçirmişti. Gemide şifreli askeri muhabere kriptosunu da ele geçirmişlerdi. Bu Alman liderliğine rapor edildiği halde aynı şifreleri kullanmaya devam etmişlerdir... Bu küresel savaş sırasında ittifakın amiral gemisi için affedilmez bir hataydı, hele İngiltere gibi bir düşmana karşı!

Müttefiklerini yönetme ve sorun çözme bakımından İngilizler daha diplomatik, Almanlar ise daha sert, asker ve katı idiler. Kendilerinin askeri yeteneklerine ve sistemlerine hayran Osmanlı subayları ile sahada çok sorunlar yaşamışlardı. Kuzeyli germanik sertlik ile kalplerini kolayca kazanabilecekleri Türk subayları ile gereksiz bir rekabete girmişlerdir. Diğer yandan Almanların taktik muharebede daha dayanılmaz, İngilizlerin ise büyük stratejide daha kuşatılamaz oldukları bir gerçekti.

Sonuç olarak bu Birinci Küresel Savaş İngiltere ve Almanya’nın savaş organizasyonunun ve inovatif kapasitelerinin savaşı olarak devam etmiştir. Nihayetinde Osmanlı, Bulgaristan, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Almanya lojistik hattını Fransız Mareşal Louis Franchet d'Espèrey'in çökertmesi, Batı cephesinde Amerika ve Kanada askerlerinin sevk edilmeye başlaması Almanya’nın direncini kırmıştır.

İlginçtir 2. Dünya Savaşı da ana çizgileri ile ilk küresel savaşın benzeri gibi olmuştur. Askeri teknoloji ve savaşa hazırlık bakımından Almanya öndedir. İngiltere bir süre zamana oynamıştır bu yüzden. Tedarik ağı ve sürdürülebilir savaş finansmanı bakımından İngiltere yine üstündür. İstihbarat yönünden Almanya bütün hayranlık verici zekasına karşın yine dikkatsiz, tedbirsizdir. Enigma şifrelerini çözmeye işgal öncesi Polonya şifre kırıcılar başlamışlardır. Savaşın asli muharrik gücü için büyük bir odaklanma eksikliği ve Alman disiplinine yakışmayan dikkatsizlik. 2. Dünya Savaşına Eski Dünyanın ve Avrupalı Büyük Güçlerin çok tanımadığı iki güç de savaşa dahil olması görece bir farklılıktır. Dünyanın uzak köşelerinde birbirinden dehşetli bir varoluş savaşı başlayınca her asli bileşen kendi savaşını vermiştir. Londra bombardımanına eğer İngilizler dayanamamış olsalardı, Amerika yardımıyla savaşı kazanan ittifakta olsalar bile savaş sonu muzaffer devlet kazanımı elde edemezlerdi.

2. Dünya Savaşında savaş yöntemi ve direnci açısından iki farklı aktör, işgalci ve saldırgan Japonya ile işgal edilen ve 30- 35 milyon insanını kaybeden Çin sahne almışlardır. Bugün bile o dönemdeki durumları tam olarak araştırılmış değildir. Savaşın Uzakdoğu’da ve Pasifikte yapılan kanlı ve teknolojik düzeyi yüksek savaşlar Eski Dünyanın halkları tarafından bir film şeridi izlenmiş, dinlemişlerdir. Ancak, bir hakikat vardır ki, üzerinde durmak lazımdır. Savaşı yürüten ana devletin, asli bileşenin hasmı olan ana rakiple bizatihi savaşıp onu imha veya iradesine tam baş eğdirmesi gerekir. Bu görev ana ittifak gücüne düşmektedir. Onun yerine başka bir ittifak unsuru böylesi bir savaşı yürütemez.

Bugün ittifakın amiral gücü Amerika’dır. Amerika için ise ana hedef, stratejik düşman, oyun değiştirici rakip Çin'dir. ABD’nin NATO ve bazı müttefiklerini kullanarak Rusya’yı küresel dengede oyundan düşürüp Çin'i bir küresel stratejik müttefikten yoksun bırakma stratejisi izlediğini görmek mümkündür. Ancak bu strateji doğrudur ama yeterli değildir. Özellikle 2. Dünya Savaşı bize göstermiştir ki, bazı hasım güçleri müttefiklerimiz ile yenip imha edeceğimiz düşüncesi doğru değildir. O küresel savaşta Uzakdoğu’da Japonya ile ABD birebir savaşmıştır. Müttefiklerine bel bağlamamıştır. Keza Sovyetler ABD ve İngiltere'den yardım almışlar ama savunma savaşını bizatihi kendileri vermişlerdir. Keza savaş öncesi ağır bir Japonya işgali altına giren Çin 30-35 milyon insanına mal olan bir varlık savaşı vermiştir. Amerika dünyanın geri kalan kısmında ne yaparsa yapsın Çin'i, Çin'in üretim kapasitesini, organizasyonel kabiliyetini aşamaz ise stratejik anlamda yenilgi cepte savaşa girecektir.

Yakın geçmişte yapılan bazı NATO zirvelerinde Çin bir stratejik hasım olarak zikredilmiş bazılarında ise Çin meselesi zirvenin bir şekilde entegre edildiği bir sorun olarak görülmüştür. Bu yapılacak zirve için de genel söylem, ana ABD stratejisinin Rusya'nın Çin ile müttefik olamayacak şekilde zayıflatılması, bu görevin Avrupalı güçlere devredileceği; keza Ortadoğu’dan Çin'in uzak tutulması, bu görevin bir kısmının Türkiye ve İsrail gibi ülkelere bırakılacağı; zirveye üye olmamakla birlikte davet edilen Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi ülkeler vasıtasıyla Çin’in kuşatılacağı, ABD'nin tamamen Çin'e yoğunlaşacağı şekildedir. Ancak, bu strateji kulağa hoş ve akla rasyonel geliyorsa da nihai kertede sonuç doğurmayacaktır. Çin'in bir güç sistematiği olarak yenilmesi, çözülmesi ve tehdit olmaktan çıkarılması ancak küresel hasmı tarafından gercekleştirilebilir. Bu güç bugün için ABD'dir. Avrupa, Japonya, İngiltere, Hindistan, vs değildir. Çin tüm bu güçleri aşmış durumdadır. Çin yenilmeden ve çözülmeden hiçbir uluslararası veya uluslarüstü yapılanma etkili olmayacaktır.

Çin ABD dışında bir güç ile kıyaslanamaz. Dolayısıyla ABD eğer görünür çalışmalarının ve ilişkilerinin perdesi arkasında gerçek bir iç ve dış organizasyon, gerçek bir yenilenme, gerçek bir çalışma içinde değilse böylesi zirveler üzerinden yapmaya çalıştığı şey neyse boşa kürek çekmektir. Asıl yoğunlaşması gereken Çin ve Çin'in nasıl çözüleceğidir. NATO gibi askeri ve AB gibi bölgesel ekonomik Kuruluşlar ve birlikler, BM gibi küresel çatı örgütler ana muharip ve muzaffer güç liderliğinde ve desteğinde gerçek anlamda ifade edebilirler.

Bugünkü durumda ABD'nin yenilmez süper güç vasfı ciddi yara almıştır. İran Savaşındaki başarısızlık Vietnam, Afganistan ve Irak’taki başarısızlıktan çok farklıdır. İsmi sayılan ülkelerdeki durumda geleneksel savaşlar ve çatışmalar yaşanmıştır teknolojik harbin tamamlayıcı parçası olarak. ABD bu insan insana savaşta başarısız olmuştur. Ancak, İran Savaşında görece az gelişmiş de olsa İran füzelerinin takibi, hedefe varmadan düşük maliyetle imhası, coğrafi konumlama sisteminin bloke edilmesi gibi hususlarda başarılı olamamıştır. Dolayısıyla ilk defa kendisinin güçlü olduğu bir teknolojik savaşta galibiyet elde edememiştir. Bunun yanında İran’ı çevreleyen ve bölgedeki sömürdüğü enerji kaynaklarını koruyan üsleri ve müttefikleri ilk defa Amerika’nın bir yükü haline gelmişlerdir. İran Savaşındaki başarısızlık bu açıdan önemli bir dönüm noktasıdır. Mutlak manada Amerika'nın gücünün sönümlendiği anlamına gelmemektedir. Ancak, bu çok önemli bir uyarıdır, işaret fişeğidir. Rusya Tarihinin dönüm noktası olan, Rusların Altın Orda ordusunu yenebileceklerini gördükleri Kulikovo Savaşına benzemektedir. Bu savaştan sonra da Altın Orda egemenliği devam etmiştir. Ama artık mutlak yenilmez bir devlet değildir. Dolayısıyla dünya yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır.

Bu yeni dönemi dengeli, özgün ve esaslı tasvir eden Koç Üniversitesi Asya Araştırmaları Merkezi Başkanı Burak Gürel’in Çin ABD rekabetine dair yorum ve tespitlerini dinlemenizi öneririm. Burak Gürel “Çin’in benim yorumumla stratejik ihtiyatla ilerlediğini, mesela İran Savaşı nedeniyle petrol krizini dengelediğini, zira rezervde tuttuğu devasa petrol depolarının sağladığı imkanla yüksek petrol talebinde bulunmadığını ifade etmektedir. Diğer yandan Çin’in asıl küresel teknolojik üstünlüğü sağlamaya odaklandığını, Komünist Parti strateji belgelerine göre bunu hedeflediği 2049 yılına kadar bir savaş ve gerilimden kaçınacağını da belirtmektedir. Ancak, süper güç pozisyonu değiştirmelerin zaman alacağını belirterek, Çin’in bazı zayıflıklarına işaret etmektedir. Mesela Çin’in henüz ABD gibi konvertibil bir parası yoktur. İkili ilişkilerinde Yuan’ı kullanması mümkündür. Ancak, Gürel’in ifadesiyle Çin’in iradesi ve ilişkileri dışında Yuan’nın dünyada kullanılmasının genel kullanıma oranı % 3’tür.

Yeni Dönemde NATO’nun Ontolojik Sorunsalı ve Etkisi

Yeni dönemi Amerika - Çin rekabeti açısından değerlendiren bakış açısının daha kapsayıcı olacağını düşünüyorum. NATO bu dengenin veya rekabetin bir alt askeri kurumsal aygıtı olabilir. Elbetteki hatırı sayılı bir geçmişi ve kurumsal yapısı olan NATO’nun kendi içinde bir varlık sebebi, fonksiyonları, ortakları, işleyişi, iç tutarlılığı vardır. Ancak, asıl belirleyici çerçeve Çin Amerika rekabeti ve dengesidir. Bunun NATO’nun biçimlenmesinde ana etken olduğu görülmektedir.

Suriye Savaşı temelde Amerika - Rusya Savaşı ve rekabetinden kaynaklanmıştı. Bu savaşta Amerika başta Türkiye, İsrail, İngiltere gibi bazı müttefikleriyle NATO dışı işbirliği yapmıştır. Savaşın sonunda Rusya Suriye’den çekildikten sonra yine NATO dışı işbirliği çerçevesinde AB ve bazı Avrupa ülkeleri, Türkiye, İsrail, BAE, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerle yeniden yapılanma çalışmaları başlatmıştır. Bu savaş sırasında NATO çoğunlukla müdahil olmamaya çalışmıştır. Türkiye’ye gönderilen Patriot bataryaları gibi küçük inisiyatifler büyük sonuçlar doğurmamıştır.

Ancak, İran Savaşında Amerikanın baskısı NATO’nun savaşa dahil olmasını empoze etmiştir. Avrupalı toplumların İsrail karşıtı gösterilerine rağmen NATO savaşa dahil olmasa da Akdeniz’deki NATO donanmasındaki savunma füzelerini İran İHA’larına karşı kullanılmıştır. NATO gemileri ve radarları kısmen Karadeniz üzerindeki hava rekabetine dahil olmuşlardır. Hürmüz Boğazının açılması operasyonuna girmemişlerdir. Ama daha önce Husilerin Kızıldeniz’i bloke eden saldırılarına karşı görev gücüne katılmışlardır. Halen birçok farklı görev tanımı içinde Akdeniz’de NATO gücü bulunmaktadır. Amerika mali yükünü artık üstlenmediği NATO’nun görev kapsamını sürekli genişletmekte ve revize etmektedir. En son Polonya, Romanya ve Türkiye’de (İki adet) kurulan yeni NATO komutanlıkları kuzey güney hattında bir savunma hattı oluşturmaya matuftur. Halen Polonya en fazla askeri harcama yapan NATO ülkesidir, milli gelirine oranı % 5’i geçmektedir; Türkiye’nin harcamaları da ortalamanın üzerindedir. Polonya ve Türkiye’nin farklı nedenlerle yüksek tutmaya çalıştıkları askeri harcamaları NATO üzerinden ABD’in oluşturmayı hedeflediği yeni savunma hattı için işe yaramış görünmektedir. Polonya NATO’nun Kuzey genişlemesi, Türkiye ise Güney genişlemesi için yarayışlı müttefikler olarak görülmüşlerdir. Trump’ın Avrupalı üyelerden savunma harcamalarını yükseltme talebi ısrara dönüşmüştür. Ancakburada bir başka sorun ortaya çıkmıştır. Avrupalı büyük güçler Almanya ve Fransa başta olmak üzere savunma bütçelerini sadece Amerikan şirketlerinden alımlarla boşaltmak istememektedirler. Almanya sivil sanayii üretiminden savunma sanayii üretimine esaslı bir dönüşüm içindedir. Fransa zaten De Gaule döneminden beri bağımsız savunma saniyiini geliştirmeyi benimsemiş durumdadır. Son yollarda Almanya ve İngiltere arasındaki bazı savunma sanayii ürünlerinin ortak üretim anlaşması yapılmıştır. Avrupa ülkeleri Trump’ın politik tutumundan dolayı öz savunma sanayii kapasitelerini geliştirme planlarını benimsemeye ve uygulamaya başlamışlardır. Dolayısıyla “Amerikan askeri endüstriyel kompleksinin” bundan memnun olmadığı görülmektedir.

Buraya kadar sunduğumuz bilgileri özetleyecek olursak; öncelikle Çin ve Rusya destekli olduğu tahmin edilen kısmen de doğrulayıcı bilgilerle desteklenen, düşük maliyetli ancak etkisi yüksek İran füze ve dron sistemine karşı Amerikan ve İsrail saldırı gücünün zaafiyetleri NATO’nun patronundaki ciddi bilimsel ve teknolojik ve üretimsel sorunları açığa çıkarmıştır. Rusya’ya karşı Avrupalı müttefikleri daha fazla engajmana zorlama ancak savunma harcamaları artarken bunun Amerikan şirketlerinden temin edilmesi yolundaki kaba zorlama ama buna karşı Avrupalı güçlerin ısrarının çok yönlü sebeplerden kaynaklandığını göstermektedir. Şöyle ki, artık Amerikan savunma sanayii üretimi dünyada bensersiz ve rekabet edilemez değildir. Eğer öyle olsaydı, Avrupalılar doğrudan Amerikan silah sistemleri alımına giderlerdi, bizatihi üretim işini erteleyebilirlerdi. Artık bugünün dünyasında Amerika silah sistemleri üretiminde teknoloji tekeline sahip değildir.

NATO 3.0 Üzerine

Amerikan Savunma Bakanı Peter B. Hegseth tarafından ifade edilen NATO 3.0 kavramı üzerinde biraz duralım. Şüphesiz ki askeri konularda ciddi alt yapısı olmayan, gerek yaşı gerek birikimi gerekse tutumları açısından diğer Amerikalı seleflerinden keskin çizgilerle (!) ayrılan Hegseth bunu NATO’nun dönemsel fazlarından sonuncusu olarak ortaya atmıştır. NATO 1.0 Soğuk Savaş döneminin ABD önderliğindeki klasik konvansiyonel savunma örgütünü ifade etmektedir. Hiç kuşkusuz Kuzey Atlantik Savunma Birliğidir. NATO 2.0 ise 11 Eylül Saldırıları ile başlayan ABD’nin dünyanın tek hegemonu ve Avrupalı güçlerin ise onun destekçisi olduğu küresel müdahaleler için kullanışlı bir araç olarak kullanılan terörle mücadele konseptinin küresel politikaya tatbik edildiği dönemdir. NATO 3.0 ise artık ilk iki dönemin sona erdiğini, dünyanın birden fazla sayıda hegemon güçlerden oluştuğunu, itifakın kendini ve küresel sistemi korumak için yeniden yapılandırılması gerektiğini içeren son fazdır.

Bu tanımlama proaktif ve creatif olmaktan son derece uzak bir tasviri tanımlamadır. Zira bu kavramın atıf yaptığı diğer kavramları şöyle bir hatırlayacak olursak bu durum açıklayıcı olacaktır. Benzeri kavramları ilk duyduğum dönem 1990’lı yılların başıydı, fütürist Alwin Toffler’ın insanlık tarihini büyük dönemlerini ifade için kullandığı 1. (İnsanlığın tarımsal dönemi) Dalga, 2. Dalga (Sanayi devrimi) ve 3. Dalga (Bilgi Çağı) ifadeleriydi. O dönemin bir kült kitabı olarak Gelecek Şoku kitabı (Ki İngilizcesi 1970 yılında yayınlanmıştı) hayranlıkla okunmaktaydı. Hiç kuşkusuz Amerikan küresel hegemonyasının sembolik, entelektüel ve fütürüstik belgelerinden biriydi.

Benzer bir kavramı ise bilgisayar çağına girdiğimizde duymaya başlamıştık. Mesela Windows 3.0 veya bir 3.1 çıktığında sadece bilgisayar meraklılarının değil, ortalamaprofesyonel ve Profesyonel olmayan entelektüellerin dikkatini çekmişti. Bünyesine hitap eden basın yayın organlarında ciddi haberler ve yorumalar yapılmıştı. Yeni bir çağa giriyorduk, girmiştik; muharrik güç ise ABD ve ABD eksenli güçlerdi. 90’ların başında bizim skandallar ile tanıdığımız B.Clinton ABD’nin “bilgi otoyallarını” iki katına çıkarmıştı. O tarihlerde henüz Çin bölgesel güç eşiğinde bir güçtü. Bırakalım bilgi otoyollarını demiryolu ağı bile Doğu Kıyısındaki şehirler arasında sıkışmış kalmış küçük bir ağdı! Dünya gerçekten bir Amerikan Çağına giriyordu. Dünyanın geri kalanından farklı bir dil kullanıyordu. Teknolojileri farklılaşmıştı. Dünyanın gelişmiş diğer metropolleri ancak bu teknolojinin bazı ürünlerine erişebiliyorlardı.

Bugün ise Amerika'nın ve müttefiklerinin bilim ve teknolojideki üstünlüğü tartışılır durumdadır. Ne şekilde olursa olsun, Çin yeni bir dünya inşa etmektedir. Bu dünyanın anlatım dili bütün insanlık tarihinin dilinden farklı olarak “Matematiktir” , Çin büyük sayısal verilerle konuşmaktadır.

Yılda üretilen patent sayısı, üniversitelerde yetişen mühendis sayısı, devasa konteyner gemileriyle dünyanın dört bir yanına dağılan Çin kökenli şirketlerin üretimleri, ülkeyi saran demiryolu ve hızlı tren yolu ağı, gemi inşası, temiz enerji santralleri, velhasıl aklımıza ne gelirse o alanlarda üretim hep devasa sayısal grafiklerle ifade edilebilmektedir. Bazı alanlarda ise adeta şov yapmaktadır. En son 246 km uzunluktaki Nanlong Demiryolu hattını modüler ve simülasyon tekniklerinden yararlanarak sadece bir günde bütün döşeme, ray birleştirme ve bağlantı operasyonlarını tamamlamıştır. Ankara’ya Trump’ın kullanacağı helikopterin modüler parçalar halinde getirilmesi ve Türkiye’de birleştirilecek olması da benzeri bir olaydır. Ancak, Çin’in belirttiğim demiryolu inşa operasyonu mesafe, hız ve karmaşıklık açısından etkileyicidir. Bu savaş organizasyonu açısından fevkalade önemlidir. NATO 3.0 kavramına geri dönecek olursak, Hegseth’in bu kavramı veya benzeri bir kavramı yeni bir teknoloji, yeni bir bilimsel aşamaya geçmiş NATO’yu tanımlamak için kullanmış olması daha etkili olurdu. Ancak, bugün NATO bu seviyede devletlerden oluşmamaktadır. Eğer bu durumu NATO müttefikleri ve lider ülkeleri değiştiremezlerse NATO’nun varlık dayanağı ortadan kalkacaktır. Başta Amerika olmak üzere diğer büyük ortakların bu konu üzerinde yoğunlaşmaları çok doğru olacaktır. Eğer bunu yapma yerine sorunun etrafında dolanma yolu tercih edilirse tarihte teknolojik üstünlüğün- kaybeden güçlerin yaşadığını Amerika ve müttefikleri de yaşayacaklardır.

Sonuç olarak, NATO’nun teknoloji, bilim ve organizasyonel alanlarda NATO 3.0’a geçmesi varoluşsaldır. Büyük ölçüde bunun dışındaki birçok organizasyonun, ittifakın, politik ve askeri birliğin gerçek değeri ve etkisi bulunmamaktadır. Bu küresel dengeyi değiştirecek bir faktördür.

Türkiye, NATO, AB ve ABD İlişkileri Bağlamı

Amerika ile Avrupa Birliği Türkiye ile ilişkilerinde ilginç bir format belirlemiş durumdadır. Bu format iyi ilişki, büyük övgü ancak düşük oranda maddi çıkar bağışlama üzerine kuruludur. Bunun ciddi göstergelerini sahada görmek mümkündür. Mesela bugün Türkiye askeri anlamda kabul edilen ancak siyasi ve ekonomik anlamda yoksun bırakılan bir ülkedir. Mesela Avrupa savunması için Türkiye gerekli bir müttefiktir. Ama Gümrük Birliği için ve AB’ne tam üyelik için uygun değildir. Keza Amerika ile ilişkilerinde Türkiye vazgeçilmez bir ortaktır. Keza NATO içinde de önemli bir ortaktır. Belirli fırsatlar çıktığında gururu da okşanmaktadır. Ama Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının keşfi ve iletilmesi konusunda erişimi kısıtlanmış bir ülkedir. Bu tarzı Katar gibi yakın dostları da benimsemişlerdir. Katar devlet şirketi Yunanistan, GKRY, İngiltere, Fransa, ABD ile konsorsiyuma girmektedir, ancak Türkiye’ye başka bir dostluk tarifesini uygun görmektedir.

Mehmet Ali BAL / Haber7

YORUMLAR 5
  • HIDIR BUDUR 6 saat önce Şikayet Et
    MİLLETİN MERAKI ? NATO acil müdahale birliğine komutanlık? Kime karşı? Ülkemize gelecek Ecnebi askerlerin konuşlanma bölgesi? GKRY’ni NATO’ya alıp “Türk askerini adadan gönderilmesi” projesi? Ruhban Okulu? Ulus devleti bırakın Osmanlı / Federatif yapıya geçin diyen Barrac’ın telkinleri? Ege de silahsız statüde olması gereken adalara “Gazze soykırım ortağı” Trump’ın asker yığması?
    Cevapla
  • Gakko 7 saat önce Şikayet Et
    nato nu Çin mi tabiki de çin
    Cevapla
  • ayhan 8 saat önce Şikayet Et
    Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
    Cevapla
  • İsmet 10 saat önce Şikayet Et
    Muhteşem
    Cevapla
  • Adil 11 saat önce Şikayet Et
    Roman gibi yazı, Kore'de Türk olmasaydı ABD yenikti.
    Cevapla