Mehmet Ali Bal
Mehmet Ali Bal
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Pax Romana’dan Pax Britannica’ya: Bir İmparatorluk İşletim Sisteminin Evrimi

GİRİŞ 27.07.2026 GÜNCELLEME 27.07.2026 YAZARLAR

Bir süredir kalıcı, evrensel, somut devlet pratikleri ve enstrümanlarını işlemeye çalışıyorum. Elbette ki bu pratikler ve enstrümanlar sistemden sisteme farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların da altını çiziyorum yeri geldiğince. Ancak, her sistemden yeni bir şey öğrenmek mümkündür. Bu yazılar vesilesiyle öğrendiğim en temel husus da şu oldu ki, her yeni büyük sistem maddi şartlar ve somut zenginlikler kadar soyut ve zihni bir altyapıya da dayanmaktadır. Hatta büyük güçlerin iktidarına son veren güçlerin en önemli özellikleri o döneme kadar düşünülmemiş olanı düşünmeleri, akıl ve zekalarını o güne kadar kullanıldığından daha farklı kullanmaları ile başlamaktadır. Özellikle güç tasavvuru ve tekevvünü söz konusu olduğunda zihinsel güç haritası ve üstün soyut tasavvuru ve gelişmiş güç enstrümanları önem kazanmaktadır. Bugünkü yazıda üzerine duracağım “Britanya İmparatorluğunun” bu ifade ettiğim perspektiften okunmasını öneriririm. Zira bu yazı bir tarihi, ekonomik , siyasi makale değildir. Sadece yukarıda saydığım perspektiften hangi zihinsel haritayı, hangi deneyimleri, hangi soyut bakış açısını, hangi gelişmiş enstrümanları, vb içerdiğini anlamaya çalışan bir yazıdır.

Başlıkta Roma ve Britanya İmparatorluklarının Latince yanyana yer alması tesadüfi bir malumatfuruşluk değildir. Britanya İmparatorluğu Roma İmparatorluğunun en esaslı iddiası olan “Evrensellik” ilkesini dünyanın en geniş topraklarında ve Roma’ya en yakın şekilde gerçekleştirmiş bir imparatorluktur. Tıpkı Roma gibi çağını aşan bir yapıya sahiptir. Roma ordusu mühendistir, İngiliz gücü ise endüstri devrimini gerçekleştirmiştir. İki İmparatorluk da çağlarını büyülemişlerdir.

Eğer Roma İmparatorluğunun doğuşunu Roma Kentinin kuruluşuyla başlatırsak MÖ 753- MS 1453 (Doğu Roma başkenti İstanbul’un fethi) Roma İmparatorluğu 2206yıl hüküm sürmüştür. Sadece Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışını (MS 476) esas alırsak 1049 yıl hüküm sürmüştür. Ancak, askeri ve sivil mühendislik, şehirleşme, bayındırlık, ticaret yolları ve tabi ki hukuk sistemi ve siyasi sistem olarak tarihin benzersiz (Unique) deneyimi ve birikimidir. Diğer tüm imparatorluklar Roma’dan süt emzirmişlerdir.

Britanya İmparatorluğu için doğum, gelişme ve olgunlaşma dönemlerinin başlangıç tarihini belirlemek tartışmalı olabilir. Ancak çok detaya girmeden 11. Yüzyılın başlarında İngiliz Kralı Günah Çıkartıcı Edward’ın kendini rex totius Britanniae (Britanya İmparatoru) ilan etmesini başlangıç noktası olarak ele alabiliriz. Gerçi arada 1066 ‘da Norman istilasının ardından Galler ve İrlanda’nın fethi ve İskoçya’nın tamamen ele geçirilmesiyle bu iddialar gerçeklik kazanmıştır. Bugün bile hala kapanmayan bir dosya olan çekirdek imparatorluğun parçaları ile olan ilişkisini bir tarafa bırakarak konumuza yoğunlaşmak istiyorum. Britanya İmparatorluğu “Roma origamisinin” tam açılmış halidir. Doruk noktasında olduğu 1. Dünya Savaşı sonrasında, dünya anakarasının dörtte birini elinde tutmaktadır. Ve dünya nüfusunun da dörtte birini bir araya getirmiştir. Denizaşırı imparatorluklar arasında kendisine en yatkın olan Fransız İmparatorluğundan üç kat daha büyüktür (Ferguson İmparatorluk; 2004).

“Britanya İmparatorluğu Roma İmparatorluk origamisinin açılımıdır” maksimini modern İngiliz tarihçisinin sayısal değerleriyle biraz daha açıklamaya çalışalım. Britanya imparatorluğu 1800`lerden itibaren artık küresel imparatorluğunun olgunluk döneminegelmiştir. Yüzyılın ortasında dünyanın 34 milyon km2’si İngiliz sahasıdır. Ayrıca küresel stratejik noktalar tutulduğu için egemenlik etki alanı daha fazladır. Buna bir de İspanyol ya da Portekiz bayrağı altında olup da İngiliz ticaretine açık ülkeleri sayarsak bu etki alanının daha büyük olduğu açıktır. Donanması dünyanın en gelişmiş donanmasıdır. Özellikle dretnot bu hakimiyetin sembolü olmuştur. Dünyaya egemen İngiliz ordusunun ekonomik maliyeti GSYİH’nın %2.5’idir. Endüstri devrimi sonrası küresel inovasyon ve üretimin en güçlüsüdür. Dönemin İngiliz donanması Anavatanda 15 (Britanya İmparatorluğu Donanması ile Roma Ordusu konuşlanma açısından ne kadar da birbirlerine benziyorlar. Ana kuvvetler ülke dışında yerleşmiş durumda), Akdeniz’de 38, Çin’de 27, Avustralya’da 16, Doğu Hint Adalarında 9, Batı Afrika ve Kap’ta 20, Güney Amerika’da 4, Kuzey Amerika’da ve Karayiplerde 15, Pasifik’te 9 büyük savaş gemisi bulundurmaktadır. Dünya üzerinde de 40 stratejik bölge merkezinde deniz üssü bulunmaktadır (1898).

Özellikle İngiltere ve Almanya dretnot (Dreadnought, Korkusuz demek) sınıfı yeni çığır açan gemiler inşa etmişlerdir. İngiliz donanması Churchill Donanma Bakanı iken 1911-1912 arası savaş gemilerinde yakıt olarak petrol kullanmaya başlamıştır. 1880 yılında 650.000 tonluk donanması ile kendisinden sonra gelen üç ülkenin Fransa, Rusya ve Almanya’nın donanmalarından daha büyüktür. Ayrık bir not olarak aktarayım, bizim İngilizlere 1. Dünya Savaşı öncesi sipariş verip alamadığımız iki gemi dretnot sınıfıdır. 1914’te Boğazlardan geçip Rus limanlarını bombalayan Goben ve Breslau (Yavuz, Midilli) gemileri dretnot değildirler. Ancak hızları itibariyle gelişmiş gemilerdir. Alman donanma gemileri kömür ile çalışmalarına rağmen zırh kapasitesi, ateş hızı ve optik hedefleme kapasiteleri bakımından üstündürler.

Britanya kara gücünün teknolojik harikaları ise Henry Martiny piyade tüfekleri ile doldurma için el krankı gerektirmeyen Maxime makineli tüfeklerdir (Hiram Maxime tarafından 1882 yılında İngilterede geliştirilmiştir.1862 tarihinde yapılan el krankı ile doldurulan Gatling makineli tüfeğinden daha gelişmiş, el krankı gerektirmeyen, geri tepmesi olmayan bir silahtır). Özellikle Maxime 1. Dünya Savaşı öncesi ve esnasında yapılan savaşlarda (Chaco Savaşı, Mehdi Savaşı, Rus iç savaşı) büyük etki icra etmiştir. Mesela 50 kişilik İngiliz bölüğü 5000 kişilik Afrikalı birliğe 4 Maxime makineli tüfekle galip gelmesi gibi savaşlar İngiliz ordusunda ego patlaması yaratmıştı. İngiliz İmparatorluğu 20. Yüzyıl (Wikipedia’dan alınmıştır) Bu haritanın hikayesini John Robert Seeley “The Expansion of England” kitabında anlatmıştır. Bu kitap 1883- 1956 arası basılmaya devam etmiştir. 1688’den 1825’e kadarki dönemi anlatmayı hedeflediği bu kitabında “İngiliz İmparatorluğunu halkın gururunu okşayacak” tarzda anlatmıştır.

“Dünyanın yarısını sanki bir dalgınlık anında ele geçirip yerleşime açmışız.. ” ifadesi bu fetihlerin ne kadar kolayca yapıldığını açıklamaktadır.

Bu dönemde hamasi eserler İngiltere’de çok okunur olmuştur. Ancak, İngiliz elit aklı hegemonyacı konumlarına bakıp gevşekliğe düşmeyecek kadar Antik Çağ tarihinden haberdardı der N. Ferguson. Gücün doruğuna ulaştıklarında bile Ninova ve Sur’un akibetini unutmamışlardı.

Ancak Kitabın halkın hayal gücüne çarpıcı gelen siyasal mesajı çok önemliydi. “Eğer Britanya emperyalist dünyaya karşı duyarsız kalırsa geriye düşme riskine maruz kalabilirdi. Eğer ABD ve RUSYA YARIM YÜZYILdaha sıkı durabilirlerse Almaya ve Fransa ikinci sınıf devletler durumuna düşeceklerdi. İngiltere de bir Avrupa devleti güvenini ve duyarsızlığını yaşarsa o da ikinci sınıf devlet kategorisine düşecekti…

Aslında özellikle küresel fetihlerin ve rekabetin başladığı 1500’lerden itibaren İngiltere bu muhasebeyi farklı ton ve fazda sürekli yapmıştır. Bunu yaptığı için de her dönemde farklı, düşünülmeyen ve şaşırtıcı güç enstrümanları yaratmış, üretmiş ve kullanmıştır. Bu enstrümanlar maddi olduğu kadar fikri nitelik de taşımaktadırlar. Dışa dönük olduğu gibi içe dönük etkiler ve hedefler içermektedirler. Bu iç dinamizm ve performans testi ve yeni araçlar geliştirme günümüze kadarki süreçte daha kısa dönemler içinde yapılır olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Britanya İmparatorluğu hala vardır. Hala imparatorluk zihinsel anlamda çözümlenmiş değildir.

İngiltere Tarihinin Kritik ve Şaşırtıcı Dönemleri

İmparatorluk çekirdeğinin inşası diyebileceğimiz Anglo- Normanların 11. ve 12. Yüzyıllarda Galler ve İrlanda’yı feth etmeleri ile inşa edilen bir Ortaçağ İmparatorluğu olan “Birinci İngiliz İmparatorluğu” hak ettiği ilgiyi görmemektedir. Ancak, bir çekirdeğin oluşması her şeyden önemlidir. Daha sonraki neşvü nema dönemlerinde erişilen kudret köklerini hep bu ilk dönemlerinde bulacaktır. Burada parantez arası bir konuya değinmek istiyorum. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun dört büyük ana parçaya (Irak ve Horasan Selçukluları; Kirman Selçukluları; Suriye Selçukluları; Anadolu Selçukluları) bölünmesinden sonra ortaya çıkan devletlerden biri “Şam, Halep ve Kudüs çevresinde hakim olan” Suriye Selçukluları (1092- 1117) ne yazık ki, bizde yeterli ilgiyi görmemiştir. Özellikle 1945 sonrası bölgeye müdahale eden ABD gücü bölgede yeni bir tarih anlayışını da müfredata sokmuş, Suriye Selçukluları milli eğitim hafızamızdan çıkmıştır. Bu köken meselesi o kadar önemlidir ki, milletler tarihin uzun güzergahlarında yol alırken kimliklerini unuttuklarında veya yeni bir hamle yapmaya giriştiklerinde önce kökenlerine bakarlar. Kökenlerde tarihi bilgi yanında tarihi duygu, gizem, ruh ve genetik kodlar vardır. Bugün artık bu konuda mevzi kaybettiğimiz için Amerika başta olmak üzere bölgeyi dizayn etmek isteyen büyük güçler başka tarihi mevzilerimize saldırmaktadırlar. Tekrar konumuza dönecek olursak İngiliz İmparatorluğunun bu birinci evresi yarım dönem olayları, efsaneleri, inançları, kültürü, vb ile her zaman bir referans noktasıdır. Nitekim dünya sinemasında büyük etki yaratmış İngiliz sinemasının büyük eserleri her yıl bu dönemlere ilişkin filmler üretirler.

Birinci İngiliz imparatorluğu döneminin önemli olayları arasında Magna Carta’yı (1215) anmasak olmaz. Mülkiyet hakkının neredeyse evrensel ikonik muhafızı olarak bilinen bu belge aklında o küçük adada olan bitenin değerine dair ipuçları vermektedir. Her ne kadar kendini Britanya İmparatoru ilan eden İskoçya, İngiltere ve İrlanda Kralı 4. James (İskoçya Kralı 1. James) ise de Britanya İmparatorluğuna ana karakterini veren İngiltere ve İrlanda kraliçesi 1. Elisabeth idi (Doğ. 1533). Kendisi 1558- 1603 arası kraliçe idi. Bakire kraliçe olarak da bilinir. Bunun nedeninin genç kız iken oturduğu İngiltere tahtının aile içi taht iddialarına yol açmasını istememesi denilir. Kendisi genç yaşına rağmen itidal ve basiret sahibidir. “Video et taceo ” yani “görüyorum ve sessiz kalıyorum” onun sözlerinden biridir. Kendisine Papalık tarafından düzenlenen suikastlara karşı gelişmiş bir istihbarat servisi marifetiyle kurtulmuştur. Fransa ve İspanya gibi dönemin büyük güçleriyle savaşmamaya gayret göstermiştir. Ancak, İspanyol donanmasını yenebileceği son döneminde Büyük Felipe’nin Armada’sıyla savaş yapmış, ve dönemin askeri uzmanlarını şaşırtan bir galibiyet kazanmıştır. Yaptığı ilk icraatlarından biri kendisinin yöneticisi olduğu İngiliz Protestan Kilisesini kurmak olmuştur. Halka karşı hoşgörülü ve ılımlı olmuştur. Döneminde William Shakespeare (1564- 1616) ve Christopher Marlowe (1564- 1593) gibi büyük edebiyat ve oyun yazarı dahiler yetişmiştir. 1. Elisabeth eserlerinde saray entrikalarını, hilebaz prensleri, komplocu saray üyelerini anlatan W. Shakespeare’in oyunlarını hep ön sırada izlemiştir. Bunun dışında döneminin efsanevi kaşifleri Francis Drake (1540- 1596) ve Walter Raleigh gibi kahramanları desteklemiştir. Bu arada, son saydığım dört kişinin hayat hikayelerine dikkat etmek gerekmektedir. Mesela daha az bildiğimiz Francis Drake denizci, korsan, keşif, köle taciri, mühendis ve politikacıdır. Dünyanın çevresini ilk dolaşan İngiliz kaptandır. 1588’de İspanyol donanmasıyla yapılan savaşta donanmanın ikinci komutanıdır. Keza Sir Walter Raleigh (1552- 1618) aristokrat, asker, denizci, kaşif, yazar ve şairdi. İspanyollara karşı defalarca savaşmıştır. Amerika kıtasında kendine bir koloni kurma hayalini gerçekleştirmiş, adını “Virginia” (bakire) koymuştur. Bu hayatı boyunca evlenmeyen 1. Elizabeth'e atfedilmiştir.İngiliz gücünün ve Britanya Krallığının dışa açılımla birlikte iç çekirdeğindeki gelişme inanılmazdır. Bu gelişmeler görülmeden İngiltere’yi anlamak mümkün olmayacaktır.

1. Elizabeth’ten yarım yüzyıl sonra doğan İsaac Newton (1643-1727) bilim dünyasında devrim yapan eseri “Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri” eseri dünyayı ve evreni çözülemeyecek bir gizem olmaktan çıkarmıştır. Evrenin de matematiksel kurallarla işlediğini ortaya atmıştır. Bu o kadar önemli bir bilimsel sıçramadır ki, bilimsel düşünce ve pratiği derinlemesine değiştirmiştir. Kendisi Royal Society olarak bilinen Londra Kraliyet Doğa Bilgisi Geliştirme Cemiyetinin başkanlığını yapmıştır. Bu cemiyet yapılan derslere İngiliz kralının bir öğrenci gibi gelip katıldığı söylenir. Bu dönemin önemli bilim insanlarının listesini Royal Society sayfasında bulabilirsiniz. Şunu demek istiyorum büyük güç olma geniş topraklara, zengin kaynaklara, kalabalık nüfusa sahip olmak demek değildir. Yetiştirdiği büyük insanların, bilim ve sanat adamlarının ölçeği ve eserleri büyük gücü biçimlendirirler. İngiltere tarihindeki diğer bir önemli olay 1688 tarihindeki Şanlı Devrimdir. 1608 yılında dönemin süper gücü Hollanda ile başlayan savaşlar fasılalarla 1688 tarihine kadar devam etmiştir. Bu savaşların çoğunu özellikle sonda yapılanları Hollandalılar kazanmışlardır. Hatta Hollanda donanması İngiltere’yi işgal aşamasına kadar gelmiştir. Böyle olunca İngiliz soyluları İngiltere tahtındaki kralı indirerek tahta Hollanda genel valisi ve Orange Dükü William’ı tahta geçirmişlerdir. Savaşın sebebi olan Baharat Yolunu Hollandalılara vermişlerdir. Karşılığında ise Ferguson'un paha biçilmez dediği “Amsterdam bankacılık sistemi” , “Amsterdam ticaret sistemini” ve tabiki barış dönemini almışlardır. 50 - 60 yıl sonra İngiltere artık dünyanın süper gücüdür. Vakıa 1713ˆten sonra artık küresel ticareti Hollanda domine etmemektedir.

İmparatorluğun küresel yayılımına bakmadan önce çelik çekirdeğindeki gelişmelere bakmak gerekmektedir. Sanayi Devriminin 1760’ta başlaması (Sanayi: 1.0) ile kol gücünden buhar gücüne geçişle makineler devri başlamış oldu. Bu süreç bildiğimiz gibi aşağıdaki süreçlerin cinsinden başlayan bir süreçtir:

Sanayi: 2.0 (Elektrik ve seri üretim ) 19. Yüzyılın sonu - 1. Dünya Savaşı Sanayi: 3.0 (Elektronik, bilgisayar ve otomasyon) 1970- 2010 Sanayi: 4.0 (2010- Günümüze kadar) Akıllı fabrikalar, zeka ve nesnelerin interneti ile destekli otonom üretim sistemleri) İngiltere Sanayi: 2.0 ve Sanayi: 3.0 dönemlerinde küçük obez kardeşi Amerika’nın hayli gerisinde olsa da bilimsel ve teknolojik yarıştan kopmamıştır.

Üretim alanında dramatik bir kopuş yaşasa da bilimsel ve teknolojik alanda küresel çapta bilim insanları çıkartmıştır. Michael Faraday (1791- 1867: Elektromanyetik indüksiyon); Charles Darwin (1809- 1882: Biyoloji bilimini kökten etkiledi); Alan Turing (1912- 1954: Bilgisayar, yapay zeka ve algoritmalar); Stephan Hawking (1942- 2018: Kara Delikler ve kuantum evreni); Tim Berners-Lee (1955- …: World Wide Web mucidi)…

Siyasi, İktisadi ve Askeri Denklemde İngiltere İngiltere veya geniş anlamıyla Britanya İmparatorluğu Hollanda (1652- 1773) ve Fransa (1756- 1763) ile yaptığı küresel savaşın ilk denemeleri diyebileceğimiz savaşlarda farklışekillerde başarılı olmasını bilmiştir. Hollanda savaşını sonlandıran Şanlı Devrimi (1688) yukarıda anlatmıştık. Fransa ile yaptığı savaşta ise dünyanın farklı bölgelerinde yaptığı savaşlardan zaferle çıkmıştır. Amerikadaki kolonilerle yaptığı savaşta (1775- 1783) sadece kolonilere karşı değil, Fransa ve İspanya desteğiyle de savaşmak zorunda kalmıştır. Nihayetinde Amerika’yı kaybetmiştir. Kanada hala İngiliz kraliçesine bağlı olmakla birlikte Hollanda savaşlarından sonra üzerine odaklandığı Hindistan’da özgün pratikler geliştirmiştir. Hindistan Britanya İmparatorluğunun ikinci ağırlık ve güç merkezi haline gelmiştir. İngiltere’nin bu savaşlara rağmen savaşın finansmanını hala karşılayabiliyor oluşu olağanüstüdür.

Bugün Amerikanın İran Saldırısında silah ve mühimmat stoklarının azaldığının konuşulduğunu düşünürsek İngiltere’nin böylesi uzun süren savaşlardan zaferle ve çok yıpranmadan çıkabilmesi şaşırtıcıdır. Aynı İngiltere 1815’te Vaterloo Savaşında Napolyon’un komuta ettiği Fransız İmparatorluk ordusunu Wellington Dükünün komutasındaki İngiliz Prusya ordusu ile yenmiştir. Dahası küresel planda savaşlara devam etmiştir. 1840 yılında Çin ile Afyon Savaşından galibiyetle çıkması çok zorlayıcı bir savaş olarak görünmeyebilir. Ancak, Kırım Savaşında müttefik Armada’nın ana muharrik gücü olarak kısmen modernleşmiş diri Rus ordusuna karşı kazandığı zafer ciddiye alınmalıdır. İngiltere bütün savaşlardan sonra herhangi bir güç için oyun değiştirici olumlu veya olumsuz olabilecek sonuçlarla karşılaşmıştır. Mesela Amerika'nın bağımsızlık savaşını kazanmasından sonra son derece zengin bir kıtayı ve koloniyi kaybetmiştir. Aynı Hollanda Savaşları sonunda olduğu gibi dünyanın doğu kesimindeki sömürgeleri ile yine küresel ticareti domine etmeye devam etmiştir.

Konvansiyonel Britanya İmparatorluğunu aşağıdaki tasvir edilen sistem kadar anlatan başka bir metne rastlamadım. Vakıa yazı içinde haritasını verdiğim 20. Yüzyılda Britanya Haritasının ve Britanya donanmasının konuşlanmasının bir bilgisayar anakartına benzediğini düşünmüştüm. Aşağıdaki anlatım benim bu algımın çok üzerinde bir zeka ürünüdür.

“Britanya imperiumu kafa karıştırıcı biçimde çeşitlidir. Çünkü gerçek Britanya İmparatorluğu idare edilen bir topraktan ibaret değildir. O bağlaşıkların, himaye edilen devletlerin (Protectorat), meskun kolonilerin ve “Nüfuz Alanlarının” , ateşkes devletlerinin, serbest limanların, anklav ve antrepoların, gambotlar ve garnizonların, nakliye rotaları ve kömür ikmal istasyonlarının, konsolosluklar ve imtiyazların, altyapı işleri ve yatırımların, çorak topraklarla üslerin iç içe geçtiği devasa bir yapıdır. Bu imparatorluğun nasıl işlediği ya da nasıl bir arada tutulduğu, hatta nasıl ele geçirildiği yöneticilerin en zekisi için bile bir sırdı… Bu çılgın yapı için hiçbir İngilizce kelimeleri yoktu. Bulabildikleri en yalın kelimeyse, kırık Latince bir sıfat olan Pax Britannica’ydı” (Krishan Kumar; 444; Jhon Darwin’den iktibasen).

Bu tam da Britanya İmparatorluğunu anlatan bir tanımdı. Bu tanıma bugün ilave edeceğimiz başka unsurlar da var: Finans merkezleri, vergi cenneti adalar, gayrı resmî koloniler, sureta bağımsız devletler içindeki kayyumlar ve adı konmamış açık koloni yönetimleri, baştan İmparatorluğa entegre edilmiş politikalar, taşeron işleri, vb. (Mesela Mısır resmi anlamda bir sömürge değildir. Ancak Hindistan yolundaki Süveyş Kanalının açılmasıyla daha da değer kazanan, gayrı resmi ancak sıkı bir sömürge yönetimi altında olan bir ülkedir.) Ve bugün artık bu durumu daha iyi ifade edebilecek bir kelime biliyorum: Britanya İmparatorluğu İşletim Sistemi.

İmparatorluk bu gelişmiş yapısıyla iki büyük dünya savaşında liderlik yapmıştır. Her ikisinde de savaş sonunda Amerika’yı savaşa dahil etmeyi başarmıştır. Ama en baştaİmparatorluğun iki savaşta da sömürge askerlerini nasıl istihdam ettiği araştırılmaya değerdir. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunun Mukaddes Cihat ilan etmesi Müslüman sömürgelerde kayda değer bir hareket yaratmamıştır. Vakıa İngiliz raporlarına göre dönemi anlatan D. Fromkin “Kutsal Cihat ilanı İstanbul’da bile bir heyecan uyandırmamıştı.

” Kaldı ki Müslüman sömürgelerde ve Osmanlı sınırları içinde kuvvetli bir istihbarat sistemi ve özel adamları amil olmuşlardır. Hatta bunlardan bazıları İslam Dünyasındaki liderler ile duygusal ilişkiler kuracak düzeyde bir ilişkiye sahip olabilmişledir. İngiltere ve İmparatorluk Amerika’nın kaybedilmesinden sonra 2. Britanya İmparatorluğu olarak savaşa girmiş, savaş sonunda ise İngiliz Milletler Topluluğu şemsiyesi altında 3. Britanya İmparatorluğu dönemi başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı ise İmparatorluğun topyekun bedel ödediği bir savaş olmuştur. Bunun ilk küresel savaştan farkı, sömürge askerlerinin gönüllü olarak savaşa İngiltere'nin yanında katılmaları olmuştur. İngiltere'nin toplam sefer gücü altı buçuk (6,5) milyon askerdi. Sömürgelerden gelen askerlerin savaşma biçimleri büyük övgülere mazhar olmuştu. Hatta bu konu o kada İngiltere için önemliydi ki, 1917 İngiliz yapımı “Darkest Hour” (En Karanlık Gece) filminde Churchill’e Hitler ve Nazizm ile savaşma kararını vermesinde etkili olanlardan biri siyahi bir gençti. Son yüzyılın iyi yetişmiş Britanya İmparatorluk bürokratlarının formasyonunda kritik yer tutan Churchill’in Vergilius’tan okuduğu şiiri tamamlayarak Ona cesaret veriyordu.

Ancak bu son iki savaş önceki savaşlara benzemiyordu. Galibiyet sonrası bile umulmadık sorunlar ortaya çıkıyordu. Çöken İngiliz ekonomisi mesela savaş sonrası milyonlarca askerin terhisi sorunuyla karşılaşıyordu Birinci Dünya Savaşı sonrasında. İkinci Dünya Savaşı ise daha feci bir şekilde İngiliz ekonomisini adeta vakum gibi emmişti. Sömürgelerde bağımsızlık ateşi savaş sonrası alevlenmişti. Muhtemeldir ki, yeni süper güç Amerika tamamen olmasa bile şekli bağımsız devletleri destekliyordu. İngiltere yeni bir formasyon daha tasavvur etmeyi başardı. İngiliz Milletler Topluluğunu yeni misyonlar yükledi. Ayrıca Amerikalı kuzenleri ile anlaşma yoluna gitti. Artık daha az askeri güç kullanacak, daha fazla yumuşak güç ve finans merkezlerini aktive edecekti. Bu döneme özgü imparatorluk bürokratları nasıl yetiştiriliyorlardı ? İngiltere zaten sistemsel olarak aristokrasisi güçlü bir topluma sahipti. İmparatorlukta servetlerin dağılmaması için büyük evlat serveti alıp işletiyor, diğer evlatlar ise dönemin en iyi eğitimini alıyorlardı. Bunların bir kısmı imparatorluk yönetiminde yer alıyorlardı. Ferguson'un da belirttiği gibi mesela Hindistan gibi büyük sömürge yönetimlerine birinci imparatorluk çekirdeğinde yer alan İskoçyalılar gibi seçkin nüfus görevlendirilmişti. İmparatorluk sömürgelerini idarede zorlandıkça daha Romalı bir formasyona yönelmişti. Vergilius Britanya seçkinlerinin temel kaynaklarından biriydi. Bu son derece rasyonel bir yönelimdir. Zira İngiliz İmparatorluğu Roma origamisinin açılımıdır, öyle de olmalıdır. Roma farklı ülkeleri, toplulukları, hukuk sistemlerini, inançları, vb bir arada yaşatabilen evrensel bir imparatorluktu. Britanya da bu yolu izlemiştir. İmparatorluğun son döneminden itibaren artık İngiliz soylu sınıfına sömürgelerden de katılımlar olmasına özen gösterilmiştir. Bu bir nevi merkez iktidarının paylaşımıdır. Ancak, hala yukarıda anlatılan Büyük Britanya İşletim Sistemi birçoklarına gizlidir. Sokaktaki sıradan İngilizlerin ise tamamıyla ilgisi ve bilgisi dışındadır.

Sonuç Yerine

Son üç yüz yıldır dünyada en büyük kara parçaları ve denizleri idare eden, kendisine en fazla düşman olunan, hakkında gizemli efsaneler dahil bir çok şey uydurulan İngiltere hakkındaki bilgilerimiz esaslara müteallik olmaktan uzaktır. Krishan Kumar’ın 19. Yüzyıl İngiliz toplumu için söylediklerini, yani ortalama bir İngiliz’in Britanya İmparatorluğu hakkında az şey bildiği ve kayıtsız olduğu tespitlerini hesaba katarsak, İngilizlerin bile tam olarak bilgi sahibi olmadıkları karmaşık bir imperium yapısı ile karşı karşıya bulunmaktayız. Hala Büyük Britanya etkisinde olan -Türkiye dahil- Müslüman Devletlerin müstakil bir akıl ve formasyon ile İngiltere üzerine kapsamlı etütler, analizler, yapısal ökümleri, siyasi demistifikasyon süreçleri, vb yürütmeleri kısa vadede mümkün görülmemektedir. Halbuki bu konu özel bir dikkat ve itina ile köklü ve devamlı ve kapsamlı çalışmalar gerektiren bir konudur. Bu sorunsal alanla İslam Dünyası ve Türkiye hesaplaşmadan kendileri olabilmeleri mümkün değildir.

Yazı içinde her yeni dönemde ayakta kalmasını bilen, sürekli yeni formasyonlar ile kendini yenileyebilen bir gerçek “Britanya imparatorluk işletim sistemini” anlatmaya çalıştım. Bu geçmiş olaylar ve olgulara bakarak İngiltere ve Britanya İmparatorluğunun bugünkü durumu ve pozisyonunu anlamak mümkündür. Bu satırları yazarken elbette bu anlatılanlara dair kişisel başka görüşlere ve bilgilere sahiptir. Ancak, bu noktaya kadar inşa edilen bu metin birçok insanda fikir oluşturacak bir keyfiyettedir.

Marc Ferro’nun İngilizler hakkında ihtiyaçları olmayacak derecede sömürge edinmelerine ilişkin ifade ettiği “Adeta tanrısal sahip olma ve hükmetme isteği” son derece ufuk açıcıdır. Ortalama bir İngiliz’de tam göremeyeceğimiz bu husus üst sınıflarda kolayca teşhis edilebilir bir durumdur. Çin ve Japonya gençliği için M. Roskin’in vurguladığı “Profan nitelik” İngiliz sisteminin üst sınıflarında farklı bir nitelik kazanmaktadır. Çin ve Japon gençliğinde bireysel din dışılık olarak tarif edebileceğimiz bu hal, İngiliz üst sınıflarında pagan ve profan bir din (paganizmden etkilenen bir profan din) keyfiyetini kazanabilmektedir. Unutmayalım ki, İngiliz tarihi birikimi 1. Elizabeth’in babası Henry gibi Papalık idaresine baş kaldırabilen, Kral Arthur gibi pagan inançlarını yüceltebilen, denizlerin faytoncuları İngiliz kaşif ve denizcileri gibi okyanuslarda savaşmaktan korkmayan, Sir I. Newton gibi evrenin sırlarını karanlıktan çıkarıp matematiksel formüllere dökebilen, W. Shakespeare gibi kendi dünyasını yaratabilen, vb özgün örnekler ile doludur.

Çağdaş “Ox-bridge” (Oxford ve Cambridge mezunları) sınıfı bugünkü İngiliz Devletinin ve Britanya İmparatorluğunun elit yöneticileri olarak görülmektedirler. Buna eski beyaz dominyonlarındaki İngiliz kültürü ile yetişmiş aydın ve elit sınıfları da ilave edebiliriz. Elitist ve aristokrat yaklaşımın en derin etkisini eğitimde görmek mümkündür. Evrensel Roma Kültüründen ve Yunan Sanatından beslenen evrensel bir yönetim becerisi ve perspektifi kazanmış aristokrat profili inşa edilmektedir. Bazen Vergilius bazen de Homeros bu işletim sistemi için entelektüel ve manevi kaynak olabilmektedir. Bu elit formasyonun vulgarize edilmiş bazı çıktıları ise küresel kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Üstelik her defasında çağdaş idrake uygun ve biçimlendirici formlarda antik birikim tekrar tekrar üretilmektedir. Bunu daha iyi anlamak için sadece son yıllarda vizyonda çok izlenmiş İngiliz yapımcı ve senaristlerin dönem ve tematik filmlerini düşünmek yeterlidir. Çağdaş İngiliz aklı Kadim Yunan, Roma gibi uygarlıklardan; Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi dinlerden ; pagan inançlardan ve mitolojiden her defasında yeniden bir çağdaş birey ve toplum üretmektedir. En son vizyonagiren Odyssey (2026) filmini izlemenizi öneririm. Amacım bir edebi,felsefi , vb metin yazmak değil; amacım her defasında kendini yenileyen İngiliz elitini ve imparatorluk işletim sistemini nazara vermek. İdrak ve muhayyilenizde bir doğru harita çizebilmiş ve faydalı olacak özgün bir perspektif sunabilmiş isem kendimi mutlu addedeceğim.

Mehmet Ali BAL - Haber7

YORUMLAR 5
  • Mehmet 12 saat önce Şikayet Et
    Aynı konulara bizlerde çalışıyoruz yıllardır demek ki göz ardı ettiğimiz başka fakat ciddi bir malzemeleride var.
    Cevapla
  • YUSUF ODABAŞ 12 saat önce Şikayet Et
    harika
    Cevapla
  • karabahtim 13 saat önce Şikayet Et
    Sayin hocam, emeginize saglik. Resmen beynim yandi. Bu Britanica Imperiumu, bildigimiz Deccalin ta kendisi. O zaman Hz. Mehdinin zuhr etmeside pek yakindir.
    Cevapla
  • Hakan 13 saat önce Şikayet Et
    Elinize sağlık
    Cevapla
  • Ahmet 13 saat önce Şikayet Et
    Roma da yıkıldı. Eninde sonunda Britanya İmparatorluğu da yıkılacaktır. Ancak, görebildiğim ilk yaptıkları şey milletlerin tarihleri ile bağlantılarını kesmek. Böylece kendi yazdıkları tarihi milletlere daha kolay enjekte edip, milletleri istedikleri gibi yönlendirebiliyor olmalarıdır. Dünya üzerinde 195 devletten kontrol edemedikleri devlet sayısı bir elin parmaklarını geçmez diye düşünüyorum.
    Cevapla