Mehmet Ali Bal
Mehmet Ali Bal
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Modüler Küresel Savaş

GİRİŞ 03.08.2026 GÜNCELLEME 03.08.2026 YAZARLAR

Kavramsal Çerçeve

İlk önce “Modüler Küresel Savaş“ kavramını açıklayalım. Aslında modüler eğitim, modüler inşa, modüler üretim kavramları mühendislik alanlarından taşınmış ve üzerine ayrı ayrı veya benzer teknik anlam giydirilmiş kavramlardır. Modüler üretim bir ürünün standart parçalar (Modüller) halinde fabrikada üretilip, daha sonra bu parçaların birleştirilerek nihai ürün haline getirildiği esnek bir üretim (fabrikasyon) sistemidir. Bu modüler sistem parçaların kolayca değiştirilmesine, ürünün özelleştirilmesine ve tabi ki üretim süreçlerinin hızlandırılmasına imkan tanımaktadır.

Ford’un üretim bandının dizaynı ve üretim sistemine damgasını vurmasından itibaren modüler üretim ve tasarım mühendisliği her geçen gün inanılmaz bir hız kazanmıştır. Modüler üretim mühendisliği fiziksel olarak parçaların üretim ve montajının mantığını büyük oranda değiştirmiştir. Şöyle ki, soyut tasarım mühendisliği zekası ön plana çıkmıştır. Modüler üretim özellikle inşaat sektöründe “Ön üretimli yapılar” ile sektörün başarısını ve hızını artırmıştır. Vakıa Mimar Sinan gibi devasa şahsiyetlerin özellikle büyük eserler yaratırken eserin bütününü akıl ve muhayyelesinde muhafaza etmiş; modüler yapılara benzetebileceğimiz malzemeleri de inşaatı yapacak ustalar ve işçiler dahil olmak üzere başkalarının anlayamayacağı şekilde ve miktarda eserin inşa edileceği mekana yığdırmıştır. Ford’un üretin bandını sahaya indirmesinden itibaren otomotiv ve teknolojik diğer sektörlerde modüler yaklaşımlar her geçen gün geliştirilmiştir. Seri üretim ve parça uyumluluğu artık bugün eş zamanlı üretim gibi başarı kazanmaktadır. Aynı zamanda üretim yönetimi de modüler mentalite ile geliştirilmiştir.

Üretim mühendisliği alanındaki başarılı çalışmalar eğitim alanına da yansıtılmıştır. Modüler eğitim büyük ve kapsamlı eğitim müfredatlarının küçük, bağımsız ve mantıksal öğrenme ünitelerine yani modüllere bölünerek sunulduğu, öğrenciye esnek bir öğretim modelidir. Bu sistemde de tıpkı modüler üretimde olduğu gibi büyük eğitim alanları ve malzemeleri kendi içinde birlik oluşturan cüz’ü cüz’iler (en küçük tekil parçalar) halinde tasarlanmaktadır. Eğitimci kişi veya sistem modüllerin entegre halini bilmektedir. Ancak, eğitimin ve öğretimin diğer aktif üyeleri bu modüllerin en küçük tekil ünitelerini ve parçalarını bilmemektedirler. 1990’lı yıllardan itibaren ülkemizde de üniversiteler, Ar-Ge merkezleri ve kurumsal yapılarda modüler eğitim çalışmaları hız kazanmıştır. Bu satırların yazarı da dönemin modüler eğitim sistemleri ve ders modülleri gibi yaklaşımların eğitim programlamalarına dahil ettirilmesi çalışmalarına aktif katılım sağlamıştır.

Modüler üretim, yönetim ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesi tabiatıyla dönemin gelişmiş güçleri tarafından tasarlanmıştır. Ayrıca bu yaklaşımlar ve teknikler sahip olunan teknik bilginin korunması, bilgi hiyerarşisinin oluşturulması, istenen hedefe açıklandığı andan itibaren en kısa sürede erişilmesi, üretim hızı ve denetiminin artırılması gibi olumlu tali sonuçlar doğurmuştur. Modüler sistemler teknoloji casusluğu ve tersine mühendislik gibi çalışmaları da belirli aşamalarda engellemeye matuftur. Zira ürünün her modülünde ayrı birbilim dalı ve teknolojik yenilik amildir. Parçadan bütüne gitme temel yaklaşımını engellemektedir. Şirketin mülkiyet haklarını olağanüstü bir yöntemle korumaktadır.

Modüler Savaş Ne Demektir?

Bugün Modüler Savaş başlığı altında, yukarıda kavramsal çerçevesini çizdiğimiz modüler sistemin savaş ve diplomaside nasıl kullanıldığını sunmaya çalışacağım. Ayrıca günümüzde yaşadığımız çatışmaların, savaşların, ilişkilerin hepsini bu perspektiften bir bütünselliğie kavuşturmaya çalışacağım. Bu bütünsellik perspektifinin üretim ve eğitim sistemlerinde olduğu gibi diplomasi ve savaş alanında da bizi doğru idrak ve oryantasyona kavuşturacağını ümit ediyorum.

Benim zihnimi bu alanda ilk açan kişi tarihçi Süreyya Faruki’dir (Suraiya Faroqhi). Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir? isimli kitabında Osmanlı Tarihinin farklı veçhelerinin anlaşılması için temel yaklaşımlar gerçekleştirir. Bu eserinde, özellikle arşivlerden doğrudan yararlanma zorunluluğu üzerinde durduğu bölümde “Osmanlı Tarihini doğru anlamak için sadece Osmanlı arşivlerinden yararlanmanın yeterli olmadığını söyler. Özellikle aynı döneme ilişkin İspanya, Hollanda, Vatikan arşivlerinin de okunması gerektiğini iddia eder. Der ki, dönemin Akdeniz’deki Osmanlı İspanya savaşlarını anlamak için yine aynı dönemde küresel imparatorluk mücadelesinde olan İspan ve Hollanda arşivlerinin önemli işlev gördüğünü belirtir. Bu noktada Osmanlı Avrupalı güçlü müttefiklerini süpergüç olmaktan alıkoymak için İspanya ile savaşları bir enstrüman gibi kullanmıştır. Ne zaman İspanya Hollanda karşısında zaferler elde etmeye başlamıştır, o zaman İspanya’nın süper güç olmaması ya da karşısında Hollanda’nın bir dengeleyici güç olarak varlığını devam ettirmesi için Osmanlı Devleti İspanya’ya bir bahane ile savaş açmıştır. Bunun tersi de olmuştur; ne zaman Hollanda İspanya karşısında kesin zafer elde etmeye yaklaşmıştır, o zaman da İspanya ile bir vesile ile barış yapmıştır. (Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir?; Tarih Vakfı Yurt Yayınları; 2009) Bilvesile Hollanda Osmanlı dönemsel ilişkilerine de değinecek olursak, Katolik Devletler Papalık yaptırımları nedeniyle Osmanlı Devletine savaş malzemeleri ve araçları satmadıkları için Kanuni son döneminden itibaren mesela uzun menzil sağlayan barut Hollanda, İngiltere gibi devletlerden satın alınmıştır. Ancak, bu öyle tek yanlı bir ilişki değildir. Hollanda’nın Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da bulunan bugünkü Endonezya’daki sömürgeciliğinden dolayı Hollanda ile savaş halindedir. Bu nedenle Açe Sumatra adasına az sayıda da olsa levent, topçu ustası, vb gönderilmiştir. (Bu konuya ilgi duyan dostlarımız için “Açe Sumatra Dosyası kitabını öneririm. 1986 yılında Akabe Yayınları tarafından yayınlanan, Mehmet Kurtulmuş tarafından kaleme alınan bu eser hem özel bilgileri hem de dönemin Müslüman aydınlarının zihin ve duygu dünyasını idrak etmek için nostaljik bir işlev görebilir) Ancak, dönemin Osmanlı gücünün Avrupa dengesi ile Akdeniz savaşlarını ve Okyanusyadaki Sömürgeciler arasındaki savaşları senkronize edip edemediği çok tebellür etmiş değildir. Bu konu ayrıca araştırılmaya muhtaçtır. Hele ki İmparatorluğun en karanlık yüzyılı dediğimiz 1590 ile 1699 arasındaki olaylar, yaşananlar ve tarihi figürler ne yazık ki bu konuda olumlu düşünmemize mani olmaktadır. Tamamlayıcı bir okuma için aynı yazarın sonradan yayınlanmış eserini de önermek isterim. (Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya; Alfa Yayınları; 2017).

Sonuç olarak, tarihi süreçte gördüğümüz bölgesel ve dönemsel savaşlardan bazıları basit modüler savaş örnekleri olarak görülebilirler. Yani hedef devleti veya gücü yıpratmak için başka bir bölgede çıkartılan savaşlar modüler savaşların ilk basit örnekleri olabilirler. Ya da zamanının ilerisinde stratejik değişiklik öngören dahi komutan, devlet adamı ve bilge kişiliklerin tasarrufları bu bağlamda değerlendirilebilir. En alt taktik düzeyden en üst stratejik düzeye kadar savaş sahasının zayıf ve dirençli noktalarını okuyabilen, hangi noktaya vurur ise oradan başka büyük direnç noktasını yıkabileceğini öngören komutanların zihinsel prosesleri de bu şekilde anlaşılmalıdır.

Modüler Küresel Savaş Merceğinden Güncel Okumalar

Soğuk Savaşın sona ermesini milat alarak dünyada cereyan eden savaşlara bugünden baktığımızda zihnimizde yeni pencereler açıldığını görmek şaşırtıcı değildir. O günün şartlarında birer devletler arası ihtilaf, iç çatışma, en iyisinden bölgesel savaş gibi gördüğümüz olayların aslında yeni dünya düzeninin modülleri olduğunu görmekteyiz. En azından, bu savaşlar sadece dönemleri itibariyle bir ön alma veya ihtilaflardan kaynaklanmamıştır diyebiliyoruz. Her birinin bir sonraki savaşı ya da gücü etkileyen hazırlayıcı veya tahrik edici parçalar olduğunu anlamaktayız.

Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra Amerikan müesses nizamın temsilcilerinin Rusya’nın tamamen iradesinin kırıldığını ve savaş gücünün topyekun imha edildiğini düşünmedikleri açıktır. Bu nedenle, Rusya Federasyonu'nun eski Sovyet coğrafyasındaki iç çatışmalarda kanlı bir şekilde müdahil olması, Çeçen Savaşları (1. ve 2. Çeçen Savaşı), 2000 sonrası Gürcistan Savaşı bir yeni hedefin yapıtaşları olarak görünmektedir. Nihayet Suriye Savaşına büyük bir güç ile müdahil olan Rusya’nın savaşın sonuna doğru Ukrayna Savaşına girmek zorunda kalması ve Suriye Satrancından çekilmesi bir tesadüfler zinciri değildir. Rusya kadar dönemsel olarak belirleyici olmamakla birlikte, yakın gelecekte bölgesel bür güç olmaya doğru ivme kazanan Türkiye’nin nüfuz alanında ve periferisinde bazıları doğrudan bazıları da dolaylı olarak Türkiye ile ilişkili bölgelerdeki ve ülkelerdeki iç çatışmalar, Amerika ve NATO veya bağladıklarından bir gücün müdahalesi de tesadüfler zincirinin halkaları olamazlar. Kafkaslar, Balkan coğrafyasındaki iç çatışmalar, yeni siyasi şekillenmeler küresel modüler savaşın olduğu kadar Türkiye’nin de geleceğini şekillendirmeye matuf olay ve olgulardır. Hiç şüphesiz her birinin bir birbiriyle ilişkileri vardır.

Türkiye henüz güçlenmemiş iken bölgemiz Türkiye’nin yeni müdahalesi ve nüfuzu için kapalı durumdadır, henüz yerel hükümetler yeterince güçlüdür (Suriye, Irak, Gürcistan, Yugoslavya, vb). Bölgede otorite boşlukları oluşmaya başlamadan önce Türkiye esrarengiz bir olağanlık içinde zayıflatılmıştır. Maalesef içteki güç katmanları da basiretsizlikleri ile bu durumu hızlandırmışlardır. Bugünün bölgesel şartlarında artık yerel hükümetlerin zayıflıkları, sınırların geçişkenlikleri artmış, toplumlar ciddi bir bölgesel dost gücün müdahalesine bırakalım rızayı ihtiyaç duyar hale gelmişlerdir, ancak Türkiye ivmelenen ekonomik, askeri, siyasi ve beşeri gücünü, müstakil siyaset yapma kabiliyetini maalesef kaybetmiştir. Dolayısıyla birçok dönemden daha fazla ABD gibi büyük güçlerin ya da NATO gibi şekli ittifakların etkisi altına girmiştir. Yapılan siyasi şekillenmelerin ve güç kaymalarının anlamı sanırım budur. Vakıa bugünün şartlarında bırakalım uzak küresel düzenlemeleri yakın bölge düzenlemelerine hatta bizatihi ülkemize yönelik düzenlemelere karşı bile etkili olmakmümkün olamamaktadır. Dar çerçevede olumlu okuduğumuz bir durumda bile biraz daha satranç alanını ve oyun bölgelerini genişlettiğimizde farklı senaryolarla karşılaşmak mümkündür. Dolayısıyla büyük güçlerin modüler siyaset ve güç tasarımlarını bütün olarak görmek zorunludur.

Bu modüler sistem her zaman kendi malzemelerini kullanmayabilir. Bazen ana stratejisini besleyecek harici tasarımları da dizayn eder ve icra eder. Türkiye’nin en güçlü olduğu dönemlerde gerek Suriye gerekse Irak konusunda özellikle Irak petrolleri konusunda hep Batı kampının özellikle Amerika ve İngilterenin blokajı ile karşılaşan Türkiye BP’nin Kerkük Petrolleri projesinden TPAO’ya % 15 ortaklık hissesi verilmiştir. (Haber7; 31.07.2026). Bu 2006 tarihinde BTC boru hattındaki % 6.53 oranındaki hissedarlığımıza nazaran yüksek bir orandır. Ancak, pek çok konu gibi bunun da katkısını somut olarak sahada göreceğimiz güne kadar net bir şey söylemek mümkün olmayabilir. Diğer yandan, Türkiye Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının işletilmesi projelerinin dalında tutulmaktadır. En son ihtilaflı 6. Parselde doğalgaz çıkartma ve Mısır LNG terminali üzerinden ihraç etme projesinde İtalya, Fransa, GKRY arasındaki işbirliğinin somutlaşması bizim ciddi tepkimizi ortaya çıkartmıştır. D. Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından uzak tutulmaya çalışılan Türkiye’nin alternatif rezervler kazanma çabaları devam etmektedir. Bu bağlamda BP’nin Kerkük Petrolleri projesinde bize % 15 ortaklık verilmesi çok olumlu bir gelişmedir. Ancak, bunun İran Savaşının belirsizliğe sürüklendiği ve İran’ın ciddi Hard Power kullandığı bir dönemde İran’ın da gözü olan bir bölgede bir hisse verilmesi şeklinde oluşu bu konuyu ciddiyetle ele almamızı gerekli kılmaktadır. Bu durumun ABD, İngiltere ve Çin (İran) arasındaki asimetrik ilişkiler ve çıkarlar açısından risk durumu ve başta kısmen ifade ettiğim farklı güçlerin ve olayların momentumu açısından değerlendirilmesi de elzemdir. Tekrar küresel modüler savaş sahasına dönecek olursak bazı olayları anlamlandırmaya çalışacağım. Bu bağlamda geçtiğimiz haftaların en önemli olayı nedir diye sorsanız hemen Ukrayna’nın Rusya'dan askeri malzeme taşıdığı gerekçesiyle bir İran kargo gemisini Rusya topraklarını aşarak Hazar denizinde uzun menzilli Siha’lar ile vurmasıdır derdim. Bu konuyu analiz eden bazıları “Volodimir Zelensky Rusya ile sıcak cepheden neredeyse bin (1000) km uzaklıktaki Hazar Denizinde niye İran’ı vurdu” sorusuna cevap aramışlardır. Bir kısım yorumcular Rusya ve İran arasındaki kapsamlı ilişkiler üzerinde durmuşlardır. Nitekim 2025 yılnda imzalanan Rusya İran Stratejik Ortaklık anlaşması birçok kritik konuda işbirliğini hedeflemektedir. Vakıa Rusya’nın İran’dan şahed dronları gibi bazı savaş malzemeleri ve araçları temin ettiği sahadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Aynı şekilde İran’ın ABD bombardımanlarına karşı Rus hava savunma sistemlerinden yararlandığı da iddia edilmektedir. Ancak, bu durum Ukrayna’nın İran gemisini vurmasını gerektiren birinci derece bir neden olmaktan uzaktır. Ukrayna tarafı “Hazar Denizinde İran’a askeri kargo sevkiyatı yapan deniz araçlarını hedef alan güçlü saldırılar gerçekleştirdiklerini” ilan etmiştir. Rusya ile bir varoluşsal savaş yürüten Ukrayna’nın savaşta yapmaması gereken işlerin başında yeni düşmanlar kazanmamak olduğu açık iken, yaptığı saldırının boyutunu derinleştiren ve provokatif açıklamalar yapması da ayrıca gariptir. Hatta Zelensky “(Saldırıya yeni anlam katacak şekilde) Rus İstihbarat birimlerinin İran’a körfez savaşıyla ilgili uydu bilgilerini paylaştığını” öne sürmüştür. Bu Ukrayna savaşıyla ilgisi olmayan bir durumdur. Ukrayna Savaşı başladığında, bu savaşa üçüncü bir tarafın katılmasıyla bölgesel hatta küresel savaşa dönüşeceği tezini savunmuştum. Şimdiye kadar taraflar bu savaşta bırakalım üçüncü tarafı her taraf da savaşın içinde olduğu halde küresel savaş riski başta olmak üzerefarklı nedenlerle bu durumu dile getirmemektedirler. Ancak, bu son olayda Ukrayna bizatihi üçüncü bir ülkenin askeri kargo gemisini vurarak, bu saldırısının meşru ilan ederek ve savaşan Rusyanın İrana körfez savaşında uydu bilgilerini verdiğini iddia ederek savaşın taraflarını çoğaltmaktadır. Yaptığı saldırının etkisi bir iken saldırı sonrası açıklamaların etkisi ondur.

Elbette ki bu saldırı sonrası ilk sorulacak soru 5N1K modus operandisinin ilk sorusudur: saldırıyı kim yaptı? Asıl muharrik güç kim? Ve bu saldırısının küresel modüler savaşta hangi modülü oluşturuyor? Hatırlanacağı üzere 1853-1856 Kırım Savaşı bizim tarihçilerimiz tarafından biraz da Rusyaya karşı zafer kazanamayışımızın da etkisiyle Osmanlı Rus Savaşı olarak bilinir. İngiltere, Fransa ve Piyemonte ve Sardinya Krallığı da Osmanlı Devletinin müttefikleri olarak söylenir. Savaşın nedenlerine gelince aslında asıl amacı ve hedefi gizleyecek türden nedenlerdir. Savaşın ana muharrik gücünü tespit için basit bir harcama tablosuna bakmak yeterlidir.

Kırım Savaşı'nda devletlerin harcama tablosu (İngiliz Sterlini cinsinden)

           1852 1853 1854 1855 1856 Toplam

Rusya 15,6 19,9 31,3 39,8 37,9 144,5

Fransa 17,2 17,5 30,3 43,8 36,3 145,1

İngiltere 10,1 10,1: 76,3 36,5 32,3 165,3

Osmanlı İmparatorluğu 2,8 ? ? 3,0 ? ?5,8

Sardinya 1,4 1,4 1,4 2,2 2,5 8,9

Osmanlı İmparatorluğu'nun harcamaları kesin olarak bilinemez veya kuşkuludur. Ancak, bu rakamlara büyük ilaveler yapılsa bile en büyük harcamayı yapan İngiltere ve Fransa’ya yaklaşılması mümkün değildir. Osmanlı insan sermayesini ortaya koymuştur. Ama lojistik, askeri teknoloji, ana strateji İngiltere'nin elindedir. Savaşın sonucunda Rusya için utanç yılları ve içe kapanma dönemi başlamış Osmanlı için ise borçlanma dönemleri başlamıştır. Küresel satrançta Hindistan Kuzeyden gelecek tehditten kurtulmuş; Avrupa dengesinde Rusya sıradan devlet düzeyine düşmüş, Fransa ve Avusturya Kara Avrupa’sında güç kazanmışlardır.

Dolayısıyla bırakalım İran kargo gemisinin vurulmasını bizatihi Ukrayna Savaşının bile ana muharrik gücü Ukrayna değil İngiltere’dir. Ukrayna Savaşından ABD’nin çekilmesinden sonra artan bir şekilde savaşın ana muharrik gücüne dönüşmüştür. ABD ve İsrail’in İran'a saldırmasından sonra Rusya’yı baskı altında tutma misyonunu tamamen üzerine almıştır. Hatta Ukrayna cephesiyle yetinmeyerek daha kuzeyden askeri tatbikatlar ve yeni ittifaklar ile Rusya’nın batı ve kuzeyini baskı altında tutmaya çalışmıştır. Ancak, ABD saldırılarına karşı İran’ın (Belki biraz da Çin’in) beklenmeyen direnci bu kez İran’a karşı beklenmedik bir tehdidin uç vermesini sağlamıştır.Ezcümle küresel modüler savaşta ortaya çıkan bu durum bir anlamda zımnen veya açık bir şekilde İngiliz Amerikan modüllerinin montajıdır.

Anadolu Ajansının kapsamlı bir şekilde oluşturduğu son Suudi Arabistan ve Yemenli Husilerin arasındaki savaşa dair haber son modüler savaş örneğimizdir. Bunda savaş nedeniyle Suudi Arabistan hatta Kızıldeniz rotasını kullanan batılı güçler ile Somaliland topraklarında askeri yığınak yapan İsrail arasında güven oluşturan ilişkiler oluşabilir. İsrail bu boğazdan geçen gemilerin hamisi olmaya girişebilir. Bu da küresel güç dengesinin başka bir modülünü oluşturabilir. Aslında daha çok yapısal uzantıları olan bu modüler küresel savaş perspektifini günlük meşguliyetlerden dolayı kısa tutarak başka kıyaslama ve örneklerini saygıdeğer okurlarımıza bırakıyorum.

Mehmet Ali BAL / Haber7

YORUMLAR 2
  • MEHMET ALPER YAĞCI 11 saat önce Şikayet Et
    Yazınızı çok faydalı buldum elinize emeğinize sağlık.
    Cevapla
  • İbrahım 12 saat önce Şikayet Et
    derın mezuular bunlar..kişilerın gücü yoktur... Devletlerın hukumetlerı güçlüde olsa bile Gruplarla beraber hareket etmek zorundadır..Buyuk devletler dahı..karşı buyuk devletlerle mucadele yapmak için grup kurmak zorundadır.
    Cevapla