Erdoğan'a gerçekten haksızlık mı yapıyoruz?
Bir süredir kendi kendime hep aynı soruları soruyorum: Acaba bizler, gerçekten Erdoğan’a haksızlık mı ediyoruz? Bundan önceki Başbakanlara esnek davrandık, sırtlarını sıvazladık da, bugünün Başbakanına bel altı mı vuruyoruz? Yoksa, Başbakan bizim eleştirilerimizi abartıp bizi korkutmak mı istiyor?”
Erdoğan’ı meydanlarda dinlerken, dehşete düşüyorum, bizleri her fırsatta yerden yere vuruyor. Dinlediğiniz zaman, sanki başka kimselere yapılmayan bin bir kampanya açılmış ve baştan aşağı, yalan dolan haberlerle Başbakan ve AKP sürekli yıpratılıyor.
Erdoğan, öyle haber ve yorumlara tepki gösteriyor ki, işaret ettiği yayınları tekrar okuyorum, ancak içinde herhangi bir abartı bulamıyorum.
Hiç hatalı haber-yorum yok mu?
Var tabii... Her defasında da özür dilenmiş. Gereken düzeltmeler yapılmış.
Ancak, Başbakanı bu kadarı tatmin etmiyor.
Boykot çağrısında bulunuyor. “Almayın bu gazeteleri” diyor.
Geriye dönüp baktım ve daha da beter anlayamadım. Bununla da yetinmedim, son 50 yılda medyayı yöneten veya izleyen gözlemci konumundaki insanlarla konuştum. Eski Başbakanlara yapılanların listesini çıkardım. Bambaşka bir manzarayla karşılaştım.
İNÖNÜ, hem tek parti şefi, hem de demokrasi sonrası liderliğinde, en çok medyadan şikayet edendi. Kardeşi Ömer İnönü’ye yönelik suçlamalara sert tepki gösterirdi.
MENDERES,’e yönelik medya eleştirilerinin, 27 mayıs ihtilaliyle sonuçlandığını hepimiz biliyoruz. Bugünkü uygulamalarla karşılaştırıldığı zaman, solda sıfır kalan DP politikaları medyada müthiş tepki yaratır ve Adnan Menderes yerden yere vurulurdu. O da, medyaya olan kızgınlığını saklamaz ve tepkisini de çekinmeden gösterir, ancak hiçbir zaman boykot çağrısına kadar gitmezdi.
DEMİREL de bizlerden nasibini alan Başbakanlar listesinin başında geliyor. Dış gezilerde eşi Nazmiye hanımın kuaförü Nur’u da götürmesi dahi bir skandala dönüştürülmüştü. Demirel herhalde en fazla karikatürü yapılan, iktidarı yolsuzluk iddialarıyla sık sık suçlanan bir Başbakan olmuştu. Bütün bunlara rağmen, Demirel hiçbir zaman medyaya saldırmadı. Boykot çağrısı yapmadı. Eleştirileri anlayışla karşıladı. Kimseye kızmadı ve bundan dolayı da gazetecilerin hep dostu olarak kaldı.
ÖZAL’ın medyadan çektikleri bilmem burada anlatılabilir mi? Ne davulcu damat kaldı, ne Jaguar Zeki, ne Ahmet ve Efe Özal’a yönelik suçlamalar, ne de Semra hanımın papatyaları... Turgut Özal’ın politikalarına yönelik eleştirilerden çok, ailesi didik didik edildi.
ÇİLLER’de, ilk balayı dönemi kapandıktan sonra müthiş bir eleştiri kapanına sokuldu. Ona yönelik kampanyanın önemli bir bölümü Erbakan ile kurduğu ortaklıktı. Türkiye ilk defa dinci bir partiyi iktidara taşımıştı ve bunun faturasını da Çiller’e ödettik.
YILMAZ’ın payına ise, daha çok yolsuzluk dosyaları düştü. ANAP’ın son dönemiydi ve yolsuzluk söylentileri ayyuka çıkmıştı. Yılmaz ve ANAP, bu medya kampanyası sonucu gömüldüler.
Hep aynı senaryo
Üstelik, bu Başbakanların, Tayyip Erdoğan gibi, yandaş gazeteleri ve TV kanalları da yoktu. Zavallı Demirel’i bir tek Tercüman destekler, geriye kalan herkes muhalefet yapardı. Ellerinde TRT silahı vardı, ancak o da pek etkili bir avantaj sağlamazdı.
Ayrıca, bugün yaşananlar dahil, Türk siyasi yaşamında hep aynı senaryolar oynanıyor.
Partiler ve liderleri muhalefetteyken omuzlarda taşınıyor, medya tarafından alkışlanıyor. Ardından iktidar olduklarında da, özellikle ilk dönem ilişkiler çok iyi oluyor. İkinci dönemlerde ise, kan gövdeyi götürüyor.
Erdoğan ile de aynı senaryo yaşanmadı mı? AKP, bugün Başbakan’ın yerden yere vurduğu aynı medya tarafından omuzlarda taşınmadı mı? Balayı ikinci dönemde ortaya çıkan türban tartışmasıyla bitmedi mi?
İşte böyle bir bilanço yapınca, AKP liderine hak veremiyorum. Bu medya geçmişte siyasi liderlere ne muamele ettiyse, nasıl bir ilişki dizisi sürdürdüyse, Erdoğan’a da aynı muameleyi gösteriyor.
Asıl aşırı alınganlık yapan, eleştirilere tahammülsüzlük gösteren Erdoğan’ın kendisi. Üstümüze gelerek susturmaya, korkutmaya çalıştığı apaçık anlaşılıyor. Hem de arkasına aldığı büyük bir yandaş medya ve TV kanalıyla birlikte bunu yapıyor.
Ancak unutulmamalı ki, hancı-yolcu örneğindeki gibi Başbakanlar hep gelip giderler, medya ise hep kalır.
Mehmet Ali Birand - Posta
mabirand@e-kolay.net
-
adem keskin 17 yıl önce Şikayet EtEYİTİM ŞART. Sana kızamıyorum Seni bukadar kötü yetiştirip de Diploma veren türkce öğretmenine yazıklar olsun yazıklar olsun o bitaraflarını öptüğün yahudi üstadlarına ki seni hala 50 li yılların türkiyesindeki bastırılmış halk yığınlarının yaşadığı bağnaz halk sanıp üstümüze salıyorlar Bi dur hele TÜRK aydınlandı YEMEZLER C H P Dolmalarını yahudi entrikalarını ve pis siyonis oyunlarını OTUR VE PATRONUNUN MESUT YILMAZ ARACILIĞI İLE BU DEVLETTEN ÇALDIĞI PARALARI GERİ İADE ETMEK İÇİN NAMUSUNLA ÇALIŞ AMA BECEREMEZSİNBeğen
-
alim mert 17 yıl önce Şikayet EtÖnce, iğneyi kendine batır.. Evet, geçmişte birçok padişahlarını kesmiş, yakın tarihte başbakanını asmış bir millet olarak her başbakana da gavur zulmü yaptık. Sanki çok dürüst medyamız var, sanki çok çalışkan vatandaşlarımız var gibi, süper ötesi başbakanlar bekledik. Belkide sorun başbakanlarda değil, yukarıda belirttiğim maya bozukluğundadır.Beğen
-
Mahmut Altunkaynak 17 yıl önce Şikayet EtİTİRAF. Kendi ağızları ile medyadaki güçlerini yitirdiklerini ve kendileri dışındaki medyanın büyük olduğunu itiraf ettiler sonunda.Aslında bu büyüklük Milletin sesinin ta kendisidir.Yeterrrr artık Söz milletin.Beğen
-
emre erdem 17 yıl önce Şikayet Etİnşallah Kazanırız Diyen Sen Değil miydin CHP li Seni. Kuzu postunun altında fanatik bir partizan görüyorum maalesef memet aliBeğen
-
hulusı Aydın 17 yıl önce Şikayet Etşeytanın arkadaşları. Türkiyede medya ordudan sonra ikinci güc olarak günümüze kadar gelmiştir.düzeni iyi kontrol etmiştir.Rahmetli menderesin asilmasina%50 medya sebeptir %50liside digerlarinin.Günümüzde bu bıraz deyişti zorunuza gidiyor.Biliyorum cok güzel şarlatanlık yapıyorsunuz sizede o yakışırBeğen