Mehmet Doğan
Mehmet Doğan
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Suriye ve Astana zirvesi

GİRİŞ 27.01.2017 GÜNCELLEME 29.01.2017 YAZARLAR

Küresel güçler I. ve II. Dünya savaşıyla şekillendirmeye çalıştığı dünya devletlerini 1990’lı yıllardan sonra tekrar bir hamle ile dümen suyuna çekme mücadelesi içine girdiler. Rusya’nın dağılmasıyla biten soğuk savaş dönemi yerini küresel savaşlara bıraktı. Küresel gücü elinde bulunduran başta İngiltere, ABD, Rusya ve bir kısım Avrupa ülkeleri görünmez bir mutabakat içerisinde hareket etmektedirler. Son 20 yıllık süreç değerlendirildiğinde Orta Doğu’da Balkanlar’da yaşanan olaylar bu mutabakatın sürdüğünü göstermektedir. Bağlayıcı nitelik taşıyan ve birçok ülkenin imzasıyla oluşturulan BM, AB, NATO gibi uluslararası kuruluşlar adeta tribünlerde olayları izlemektedirler. “Arap Baharı” söylemiyle başlayan sözüm ona demokrasi hareketi Libya, Sudan, Irak, Mısır gibi Ortadoğu ülkelerinde iç savaşı, yoksulluğu, illegal örgütlü yapılanmaları, zulmü beraberinde getirdi. Hatta o gün, ülkelerine demokrasi getireceği inancıyla gelen yabancı güçleri ayakta alkışlayan ve kendine zulmeden diktatörlerin gitmesine sevinen halk bu gün eski günlerinin arar vaziyete geldi. Bu sadece bugünün zihniyeti ve uygulaması değildi. 1990 öncesi aynı şer ittifakları Afganistan’ı nöbetleşe işgal ediyor, İran ve Irak’ı yıllarca savaştırıyor, Sırp katliamına seyirci kalıyor, kendi görevlendirdikleri Ortadoğu’daki idarecileri diktatörlükle suçluyorlardı. Toplumsal çatışmalarla, mezhepsel kavgalarla ve taşıma örgütlerle önce yıprat sonra böl ve yönet metodolojisi batı medeniyetinin en çok başvurduğu yöntemdi. Osmanlı’nın yok edilmesinde 1968 olaylarında Maraş, Çorum, Sivas olaylarında Alevi- Sünni, Sağ-Sol çatışmasının oluşumunda ve son olarak PKK ve diğer örgütlü yapılarda hep bu formül devreye sokulmuştur.

Son olarak aynı formül ve metodoloji Suriye üzerinden uygulanmaktadır. Irak’ın Toprak bütünlüğü bozularak orada mezhepsel çatışmaya meyilli iki devlet oluşturulmuş, Türkiye’de de 40 yıldır aynı içerikte faaliyetlerini taşeronları PKK tarafından yürütülmekteydi ve şimdi Suriye uygulama sahasıydı. Kısa zamanda adları dünya tarafından ezberlenen DEAŞ, IŞİD, PYD, YPG vb. örgütler yapılandı, eğitildi, teçhizatlandı ve birbirleriyle kendiliğinden çatışmaya başladı. Bu ifadeler bu oluşumun senaryolarını yazan ve oyuncularını sahaya süren batı devletlerinin dünyaya söylediği kocaman bir yalandır. Suriye ile Türkiye tarihsel, dini ve kültürel derin bağları olan en uzun sınır komşuluğu bulunan iki ülkedir. Onun içindir ki Suriye’yi Türkiyesiz, Türkiye’yi Suriye ’siz düşünmek imkânsızdır.  

BM, Avrupa ve ABD’nin uzlaştıramadığı Şam Rejimi ile Suriyeli muhalifler, Türkiye ve Rusya’nın girişimleriyle Kazakistan’ın başkenti Astâna’da bugün masaya oturdular. Müzakerede taraflar yüz yüze değil ayrı ayrı odalarda toplandı. ABD’nin heyet göndermediği, Kazakistan Büyükelçisinin katıldığı müzakerelere ev sahipliğini Kazakistan Dışişleri Bakanlığı yaptı.

Öncelikli konu 30 Aralık 2016 tarihinde varılan ateşkesin “kalıcılığının” sağlanması, yardım konvoylarının yerlerine ulaştırılması, Esed yönetimi tarafından cezaevinde tutulan 13 bin siyasi mahkûm kadının serbest bırakılması kayıtlara geçti.

Toplantıda Türkiye, Rusya, İran ve ABD’nin yanında, muhalif heyetin temsilcisi Muhammed Alluş, Türkmenler adına Abdurrahman Mustafa ve Esed rejimi adına Beşar El Caferi katıldılar. Zirvede Suriyeli Kürtleri “Kürt Ulusal Konseyi” (ENKS) temsil etti.

BM gözetiminde; Rusya, İran ve Türkiye’nin garantörlüğünde, ABD’nin katılımlarıyla yapılan zirvenin “adil, kalıcı barışa” zemin olması kapsayıcı ve sürdürülebilir olması önemlidir. Muhammed Alluş “ateşkes sağlanmadıkça ikinci adıma geçmenin mümkün olmayacağını” ifade etti.

Suriye’de gelinen noktada sorunun çözümü için; toprak bütünlüğüne dayalı, kapsayıcı, mezhepçi olmayan, etnik milliyetçiliği öncelemeyen yeni ve bütün yürütme yetkisini elinde bulunduran bir geçiş hükümetinin kurulmasıdır. Bu temenniler, Cenevre Toplantısına sonuç almak amacıyla gidilmesini sağlayacaktır.

ABD ve Rusya tarafında önerilen YPG koridoru, Türkiye için kısa ve uzun vadede bir tehdit unsurudur. Bu bakımında YPG Astâna masasında olmaması önemli bir gelişmedir. ABD, Rusya, İran ve Türkiye Astâna’da kalıcı, şeffaf adaletli bir Suriye planlamalıdır. Halep ve Musul’un önceki demografik yapısı değiştirilmemelidir. Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörlüğünde “uçuşa yasaklı, güvenli bir bölge oluşturma” her zaman masada olmalıdır.

PKK, HDP, Kürtlerin onurlu bir siyaset yapma hakkını, küresel güçlere peşkeş çekerek yok etme yolunu tercih etmiştir. Zaten zihinsel olarak bu coğrafya ’ya ters bir yapıya sahiptirler. Cumhurbaşkanımız’ın: ”Baldıran zehiri içmek pahasına bu sorunu çözeceğim.” ifadesiyle tarihi bir eli uzatmasına rağmen, bu fırsatı emperyalizmin maşaları olan PKK ve HDP zayi etmiştir. ABD, Batı ve Rusya’nın baskı ve destekleri ile Türkiye’nin bir kısım toprağı, Irak’ın bir bölümü ile Kuzey Suriye’de elde ettikleri alanla birleştirerek otonom Marksist-Leninist bir Kürt Devleti kuracaklarını zannettiler “Emperyalizmin Sosyalist Piyadeleri.”[1]

ABD ve Rusya arasında PYD-YPG’nin statüsü konusunda gizli bir ittifak var mı? Bu konuda bir beyanat yapılmadı.  Ancak ABD’nin “Kürt Kantonu” konusunda ısrarlı olduğu bilgileri gizli değil.

Bizdeki solun efsane yazarları, Rusya ile ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri; IŞİD ve El Nusra’ya karşı hava operasyonlarını sürdürecek, dediler. Ancak 2-3 gün öncesi itibariyle Türkiye’nin koordinesinde (bu konuda farklı bilgiler var) Rusya’dan sonra ABD ve İngiltere El-Bab’ın güneyinde DAEŞ hedeflerine yönelik hava harekâtına katıldılar. Ancak daha önce Cerablus’tan El Bab’a kadar, ABD ve koalisyon güçleri DAEŞ’e karşı herhangi bir harekâtta bulundu mu? Hayır. Bu zihinsel öngörünün iflasıdır.

Şayet ABD ve Rusya Türkiye’nin güneyinde, Suriye’nin kuzeyinde İsrail ile dost bir PKK devleti kurarak Irak ve Suriye’nin Kuzeyinden Akdeniz’e bir yol açmak gibi bir düşüncesi varsa ki bu durum çokça dillendirilmektedir. Astâna toplantısında bunun işaretleri ortaya çıkar. Cenevre toplantısı akamete uğrar.

Zira İsrail’in emeli; ”Nil ile Fırat arasındaki” vaat edilmiş topraklara sahip olmak. İsrail’in Filistinlere karşı bitmez tükenmez zulmü birkaç kuşak sonra “Kürtlere” başlayacaktır. İsrail’in “Nil ile Fırat arasındaki vaat edilmiş topraklar” hayali, muharref Tevrat’ın emridir. Bu da başta ABD ve İngiltere olmak üzere herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

ABD, Kandil’le birlikte Kuzey Suriye’de PYD’ye hava desteği vererek ilerlemesini sağlamaktadır. PYD’nin PKK’nın bir kolu olduğunu bilmesine rağmen bunu yapıyor ve Türkiye’yi tehdit eden bu duruma açıkça destek vermektedir.

Astâna süreci akamete uğrarsa bunun da baş müsebbibi ABD olur,  o zaman da İncirlik Üssü gündeme gelir düşüncesindeyim. Ancak Trump’ın ekibi bu sürece nasıl bakacak bu konu şimdilik belirsizliğini koruyor. Bu süreçte şahsen endişe duyduğum durum; ABD ve Rusya’nın gizli bir antlaşma ile PYD, Esed ve İran’a destek vermeleri ve Türkiye’yi yalnız bırakmalarıdır. Suriye’yi fiilen üçe bölerek, 1916’da imzalanan Sykes-Picot Anlaşmasıyla özdeşleşen, Şii, Sünni ve Kürt hâkimiyet alanı oluşturmak düşüncelerinin ABD-Rusya ortak planı olarak hayata geçirilmesidir. Obama Yönetimi; Suriye konusunda Trump ve ekibini söz konusu plan üzerinde ikna edebilir mi? Ya da Trump, elinin tersi ile bu planı kenara iter mi? İran faktörüne nasıl bakar? Hep birlikte göreceğiz. Zira Türkiye-Rusya ittifakından önce ABD, Batı ve Rusya; PYD, Esed ve Şiilere alan açmak için hava saldırıları ile yardım etmişlerdir. Bu konu gözden ırak tutulmamalıdır. Zira bu koalisyon, terör deyince; DAEŞ ve El Nusra’ya anlıyor. PKK ve PYD ve Haşdi Şabi’yi terörist grup olarak görmüyor.

Suriye ve Irak’taki savaş uluslararası bir Ortadoğu planına doğru gitmektedir. Zira El Bab’da YPG ve DAEŞ unsurları, ABD ve Batının verdiği ağır silahları Türkiye ve ÖSO’ya karşı kullanıyorlar. DAEŞ ve YPG-PYD-PKK birlikte hareket ettiği kanıtlanmıştır. ABD uçuşa yasak bölgeye başta olumlu bakarken daha sonra, PKK-PYD-YPG’nin buna karşı çıkması ile bu politikadan vazgeçti. ABD şimdi ne diyor; ”güvenli bölgeye karşıyız, zira sahada savaş devam ediyor.” İnandırıcı olmayan bir görüş. Türkiye bunu biliyor. Bu konunun da Astâna’da tarafların önüne gelmesi muhtemel. Rusya ve ABD Suriye’nin geleceği konusunda ittifakta samimi iseler, Türkiye’nin haklı gerekçelere dayanan, insani ve sosyal amaçları içeren bu talebine destek olmaları beklenmektedir.

Sonuç itibariyle;

  1. Türkiye ve Rusya Tramp’lı bir ABD’nin zirvede olmasını istemekte,
  2. İran, ABD’nin masada olmasına karşı çıkmakta, fakat ABD Kazakistan büyükelçisi heyetiyle toplantıya katıldı.
  3. Türkiye’nin istemediği “PYD-YPG” zirvede olmadı,
  4. Zirvede Suriyeli Kürtleri “Kürt Ulusal Konseyi” (ENKS) temsil etmekte.

Temennimiz, Astâna Zirvesi’ne katılan ülkelerin; Suriye’nin ve bölgenin selameti için olumlu, yapıcı, kapsayıcı bir politika üretmeleri ve hayata geçirmeleridir.

[1] Muhsin Kızılkaya, Emperyalizmin Sosyalist Piyadeleri, Habertürk, 07.06.2016

 

Mehmet Doğan - Haber 7

YORUMLAR 8 TÜMÜ
  • Şuayıp ERDOĞAN 9 yıl önce Şikayet Et
    Harika tespitler ve öngörüler .. Yazılarınızın devamını bekliyoruz..
    Cevapla
  • cemil.demircan 9 yıl önce Şikayet Et
    Öncelikle şunu ifade etmek isterim'ki son zamanlarda okumaktan keyif aldığım bir yazı. Konu olarak baktığımda ise doğru tespitler yapılarak bölgemizde yaşanan olayların ve sürecin iyi analiz edilmiş olup cesurca ifade edildiği görülmekte. Teşekkürler.
    Cevapla
  • M.Arif 9 yıl önce Şikayet Et
    Hayırlı olsun hocam, güzel tesbitler
    Cevapla
  • mualla ertürk 9 yıl önce Şikayet Et
    tesbit ve değerlendirmeleriniz çok doğru - allah aklımızı kullanmayı nasip eylesin
    Cevapla
  • Mualla ERTÜRK 9 yıl önce Şikayet Et
    Tesbit ve değerlendirmeleriniz çok doğru . Allah hepinize aklımızı kullanmayı nasip eylesin .
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle