Suriye'de güvenli bölge ve ABD
Suriye’de savaşın başladığı tarihten bugüne savaş mağduru 3 milyon mülteciye kucak açan onların barınma, iaşe, eğitim ve diğer ihtiyaçlarını karşılayan Türkiye, “Uçuşa Yasaklı Bölge”, “Güvenli Bölge” talebini her fırsatta dile getirmekte ancak muhatapları tarafından somut bir adım atılmamaktadır.
Bu tartışma bugün de güncelliğini korumaktadır. “Güvenli Bölge” konusunu ilk kez Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gündeme getirdi. 2015’in Eylül ayında Cumhurbaşkanımızın ABD’yi ziyaretinde ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile yaptığı görüşmede bu konu tekrarlandı. Güvenli Bölgenin Türkiye ve bölge açısından iki önemi bulunmaktadır. Birincisi, Arap-Türkmen-Kürt-Ezidi mültecilerin kendi toprakları içerinde BM’nin gözetiminde, Uluslararası koalisyon güçlerinin güvencesi altında barınabilmelerini ve asgari yaşam koşullarının oluşturulması. İkincisi ise; otorite boşluğundan dolayı, farklı örgütler güdümünde de-facto yapılanmayla oluşacak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıracak ve Türkiye’ye tehdit unsuru oluşturacak komün bir devlet yapılanması ihtimalidir. Türkiye Irak topraklarının bütünlüğünün bozulması ve Suriye’deki otorite boşluğundan yararlanarak bölgede kamplar oluşturan ve sınır ihlali ile Türkiye’ye giriş yaparak eylem düzenleyen PKK ve uzantılarından çok çekmiştir.
Suriye içerisinde “Güvenli Bölge” ya da “Bölgeler” neresi olacak? Söz konusu yerlerden terör unsurları nasıl temizlenecek? ABD ve Türkiye daha önce yapmış oldukları görüşmelerde, Suriye’nin geleceği ile ilgili bu stratejiyi hayata geçirmek üzere anlaştılar. Bu nedenle “Ilımlı güçleri” destekleme yönünde mutabık kalındı. Bu bağlamda; Suriye’de uçuşa yasaklı bölgenin ilan edilmesi “Güvenli Bölge” oluşturulması, Eğit-Donat anlayışıyla ılımlı Suriye muhaliflerinin desteklenmesi beklenmekteydi.
Türkiye “Güvenli Bölgelerin” belli yoğunluklu nüfusların olduğu yerlerde; Halep’in Kuzeyinde, Halep-Türkiye, İdlip Türkiye sınırı arasında, Cerablus, Haseke ve Ayn el–Arap da (Kobani) olmasını önermektedir. Başta ABD ile Türkiye’nin Suriye politikasında bazı anlaşmazlıklar olsa da genelde sonuçlar örtüşmekteydi. Fakat Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad rejimine karşı ABD, Türkiye ile mutabakata vardığı “Güvenlikli Bölgeler” stratejisini rölantiye aldığını, Obama’nın; ”İŞİD ile mücadele uzun zaman devam edeceğinden Türkiye’nin Uçuşa yasak-Tampon bölgenin değerlendirilmesi gerekmektedir.” dediğini biliyoruz. Bu rölantiye alma, ABD’nin Suriye’de yeni bir strateji üzerinde durduğunu ifade etmektedir ki; ABD ve koalisyon ortaklarının “Ilımlı Muhalefeti” destekleme seçeneğinden vazgeçtiklerini göstermektedir.
ABD’nin başını çektiği koalisyon güçleri hava saldırılarını, Esad rejiminden ziyade “İŞİD üzerine” yoğunlaştırmaya başladılar. Bu yeni durumdan, Türkiye İŞİD’e karşı koalisyon güçlerine desteğini Esad yönetiminin iktidardan uzaklaştırmasına bağladı.
ABD,” Ilımlı Muhalif Güçlerin” DAİŞ ve Esed güçlerine karşı başarılı olamayacaklarını düşünmüş olacaklar ki; PYD’yi “Kara Gücü” olarak DAEŞ’e karşı kullanmayı ön plana çıkarmaya başladı. YPG, ABD’nin hava desteğiyle Münbiç’i ele geçirdi. Rojova merkezli bir otonomun temeli böylece atılmış oldu. PYD hem Özgür Suriye Ordusu’na, hem de Esed rejimine karşı zaman zaman savaş veriyordu. Türkiye PYD’yi PKK Terör örgütünün devamı olarak gördüğü için ABD ve koalisyon ortaklarının stratejisine katılmadı. Ayrıca ABD ve koalisyon güçleri; Philip Gordon (ABD Dış İlişkiler Üyesi)’un ifadesiyle “Evet Esed zalim bir diktatör ama ona karşı savaşan DAİŞ ve bağlantılı gruplar daha da zalim. Onları desteklemek çıkarlarımızla çelişmek anlamına gelir.” demektedir. Bu ifade, ABD’nin Suriye politikasında bir değişiklik yaptığının ifadesidir. ABD ve ortakları o gün bugün, PYD-YPG-PKK’yı desteklerken Esad’a karşı savaşan “Ilımlı Muhalif Güçlere” desteğini çektiler. Esad’a mesafeli durmaya başladılar. Daha doğrusu ötelediler. Bunun da anlamı “Esad sen şimdilik yerinde kalacaksın” demektir, diye anlaşılabilir.
Türkiye, savaş mağduru 3 milyon mülteciye ev sahipliği yaparken; 12 Milyar dolar tutarında harcama yapmış, STK’ların harcamaları ile bu rakam 25-26 Milyar dolara çıkmaktadır. Avrupa, mültecilere yardım konusunda taahhütlerini yerine getirmemekte. Gerek savaş alanında politik ayrışma gerekse AB’nin mültecilere karşı katı tutumu ve taahhüt ettiği yardımları yapmaması üzerine, Türkiye kendi göbeğini kendisi kesmeye karar verdi. Bunun üzerine Türkiye, Cerablus’dan Suriye topraklarına 9 Aralık 2016 tarihinde girdi ve El-Bab’da bu savaş DAİŞ’e karşı devam ediyor. ABD ve koalisyon güçleri Türkiye’yi Suriye sorunun çözümü noktasında yalnız bıraktılar. 28 Aralık 2016 tarihinde Rusya, Türkiye ve İran’la yapılan üçlü müzakere sonucunda mütabakata varıldığı şifahen ilan edildi.
Astâna Zirvesi 23-24 Ocak 2017 tarihlerinde yapıldı. Daha önceki 27.01.2017 tarihli yazımda Astâna Zirvesi öncesinde Zirve’de alınan kararlar üzerinde durduğum için burada konuya tekrar girmeyeceğim. Arzu edenler, haber7.com’dan Suriye ve Astana Zirvesi yazımı okuyabilirler. Peki, neden başa döndük? ABD’de Başkanlık seçimleri sonuçlandı. Trump’lı Cumhuriyetçiler seçimi kazandı. Trump, mültecileri ülkelerinde tutmak amacıyla, Suriye’de “Güvenli Bölgeler” kurulacağını açıkladı. Washington’un “Güvenli Bölgeler Kurma” açıklamasına Türkiye “ihtiyatlı”, Rusya “şüpheci” baktı. Bu arada Rusya “ABD’nin Güvenli Bölge” tezine Esed şartıyla yeşil ışık yaktı. Ayrıca Donald Trump, Suriyeli Kürtlerle ilgili önemli bir adım attı. PKK karşıtı Kürtleri ilk kez Washington’a davet etti. Suriye Ulusal Kürt Konseyi Heyeti’nin Şubat ayı sonunda, Washington’da ABD’nin yeni yönetimi ile bir araya geleceği duyuruldu. Bilindiği üzere Astâna Zirvesinde de Esed rejiminin karşısına, Suriyeli Ilımlı Muhalifler’le birlikte Suriye Ulusal Kürt Konseyi oturmuş ve Trump’ın Suriye Temsilcisi Michael Ratney ile bir görüşme gerçekleştirmişlerdi. Bunun yanında Washington ilk kez Rakka Operasyonu için terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye ve Demokratik Suriye Güçlerine karşı ağır silah ve zırhlı araç yardımı yaptı. Bu durum, YPG’ye bir alan açmak ya da açılan alanı genişletmek olarak düşünülebilir.
ABD ve Rusya Suriye’de ayrı ayrı yerlerde üstler kurdular. Rusya Esed’le 49 yıllığına imzaladığı üstleri garantiye alma peşinde olacaktır. Suriye hava sahasını kontrol Rusya’nın inisiyatifinde. ABD, Rusya’nın lehine olan bu inisiyatif kaybını telafi etmeyi planlıyor olabilir mi? Trump’ın Astâna Zirvesinde alınan kararların tersine bir adım atma ihtimali kolay olmayacak diye düşünüyorum. Astâna’yı etkisizleştirecek bir ABD-Rusya pazarlığı bölgede legal bir yapıyı oluşturması zor, hatta imkânsız gibi. Böyle bir durumun olma ihtimali, teröre büyük bir prim verecektir. Buna rağmen, Rusya, İran’ı dışlayarak ABD ile ittifak edecekleri bir stratejiyi Esed’e kabul ettirir mi? Yine, PYD ve PKK’nın dışlandığı, bir Kürt kantonuna Türkiye razı olur mu?
Cumhurbaşkanımızın,”Kuzey Suriye’de tehdit almadığımız zaman tutumumuz farklı olur.” açıklamasından bunu anlayabilir miyiz? Rusya, ABD ile gizli bir ittifak yapacaksa; Astâna’da alınan kararlar muvacehesinde, muhtemelen Esed’in razı olacağı, Kürtlerin “olur” diyeceği bir taslağı Türkiye ve İran’ın rızası ve bilgisiyle ABD’ye sunacaktır. ABD’nin böyle bir taslağı kabul etmesi halinde Cenevre başarılı geçecektir. Benim en fazla korktuğum ve endişelendiğim durum, Trump’ın İngiltere işbirliğinde Ortadoğu’yu şiddetli bir şekilde etkileyecek olan, İsrail’in Kudüs’ü başkent yapma teklifi ve bu maksata matuf ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşınması projesi. Ortadoğu’da büyük felaketin habercisidir. Trump’ın İsrail’e “Kudüs’ü” başkent yapma sözü vermesi konusunda Ortadoğu Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Tomar,”Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması, Ortadoğu’ya atılan bir atom bombası gibidir. Bu durumda Dünya’da radikal terörizm artar ve medeniyetler çatışması olur.” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Yanılmıyorsam bu konuda bir açıklama yapılmadı. Trump’ın Türkiye’yi rahatsız edebilecek vaatleri arasında; Müslüman ülke vatandaşlarının ABD’ye alınmaması, Kudüs konusu ve Suriye’de Güvenli Bölgelerin oluşturulması. Bu üç önemli husus ABD ve İslam Ülkeleri arasındaki kırılgan olan ilişkilerini daha da kırılgan hale getirecek. Türkiye bu ve benzeri sürprizlere hazır olmalıdır. Trump Türkiye ile ilgili direkt olumsuz bir şey söylememesine karşın İslam’a ve Müslümanlara bakışı tedirgin edici mahiyettedir.
Trump bununla Siyonist politikalara öncülük edeceği sinyallerini vermeye başladı. Trump yönetiminin Filistin’le ilgili yayınladığı Başkanlık Genelgesi’nde, Filistin’i tanıyan, destekleyen ve yardım eden uluslararası kuruluşlara “yardımın kesileceğinden” hareketle, Filistin’in zor bir sürece girdiğinin haberini verdi. Biraz absürt olacak belki ama böyle bir projeyi ABD-Rusya, İngiltere ile birlikte hayat geçireceği endişesini taşımaktayım. Cumhurbaşkanımız, Cenevre öncesi May ve Merkel’den sonra Trump’la görüşerek, Washington’un Türkiye’nin tezi olan ”Güvenli Bölge” konusunda desteğini alması Astana Zirvesinde alınan kararların uygulanması açısında bir mutabakat barışa giden yolda “tehdit algısını” ortadan kaldırır. Kremlin, ABD Başkanı Trump ile Rus Lideri Putin’in gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada Trump ile Putin’in Suriye’de DEAŞ’e karşı mücadele için “gerçek bir koordinasyon kurulması kararı aldıkları” bildirildi. Bu kararı Astâna’da garantör ülke olan Türkiye ve İran’ın bilgisi doğrultusunda yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Bu strateji Türkiye ve İran’a uygulanacak bir izolasyon politikası olacaktır. İhtimal dışı da değildir. Bunu bir ironi olarak kabul edebilirsiniz.
İngiltere Başbakanı May, ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin toplantısında yaptığı konuşmasında; “liberal müdahalecilik bitti.” dedi. Cumhuriyetçi partili üyeler, May’ı heyecanla alkışladılar. Therese May, belki de brexit sonrası yaşanabilecek ekonomik sıkıntıları, kayıpları aşmak üzere ABD ile ilgili bir ticaret anlaşmasına matuf olarak söylediği ve birlikte yeni bir dünya kurma planı olduğu ifade edilebilir. Bu anlaşma genelde Ortadoğu özelde Suriye ve Irak’ı da içine alırsa büyük trajedi başlar. Sonuç itibariye; ABD Ortadoğu’da etkin bir güç mü olacak yoksa Obama’nın siyasetine devam mı edilecek? Bunu zaman gösterecektir. Ancak biz, “İkbal, İzzet ve Şerefin Allah katında olduğuna inanıyoruz.” Vesselam.
-
Ferit Yücetürk 9 yıl önce Şikayet EtAmerikadız astana inandırıcımı?Beğen
-
Nezir Demircan 9 yıl önce Şikayet EtSöylenecek çok söz mümkün ama son bir şey söylemek istiyorum: Keşke bu yazı küçük bir risale haline getirilip Türkiyemizin bütün camilerinin kapısında Cuma çıkışında,üniversitelerimizin ana kapılarında,askeri kışlaların çıkışında ve de Büyük Millet Meclisimizin girişinde oradan geçen her vatandaşın eline ulaştırılabilse.Böylece memleketimizle birlikte tüm İslam yurdu hakkında İslam düşmanlarının hileleri hakkında insanımız bir nebze fikir sahibi olmuş olsun. Rabbim göysünüzü açsın,işinizi kolaylaştırsın,dilinizdeki düyümü çözsün ki sözünüz anlaşılsın.AMİNBeğen
-
Nezir Demircan 9 yıl önce Şikayet EtMuhterem Hocam, Bu kadar isabetli,açık ve net fikir sofranızda keyifle bulundum.Allah sizden razı olsun. Mübalağasız söylüyorum,"Efradını cami,ağyarını mani" sözünün yegane örneyi,kendi içinde her söylenmesi gerekeni açıkça ifade eden bir yazı. Suriye iç savaşının başladığı ilk günden bugüne kadar birçok yazar-çizer,ilim,siyaset ve savaş uzmanın ayrı ayrı söylediklerinin bir mecmuası bu düşünce. Elbette ki inanç ve düşüncemize uygun söylenenleri kastediyorum.Evelemeye-gevelemeye gerek yoktur.Ortadoğuda yüzyıldır müslümanlara biçilen kaftan söylediklerinizden asla farklı değildirBeğen
-
Mustafa Ekici 9 yıl önce Şikayet EtEvet Sn Doğan bizlere sade ve objektif bir ufuk turu çizmiş. Özellikle kritik sorularlarında da kaygı ve görüşlerini ifade eden yazarın sonraki yazı ve analizlerini merakla bekleyeceğiz.Beğen
-
Şuayıp ERDOĞAN 9 yıl önce Şikayet EtUzun ve orta vadede yaşanabileceklerle ilgili güzel tespit ve analizler. Süreci çok iyi tahlil eden bir yazı..Beğen Toplam 1 beğeni