Referanduma doğru
16 Nisan tarihimizin bir dönüm ve kırılma noktasıdır. Cumhuriyet dönemi aynı zamanda bir darbeler tarihi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yakın zamanda bir asrını tamamlayacak olan Cumhuriyet tarihimizde 6 referandum gerçekleştirilmiştir. Darbe girişimi sonrası yapılan referandumlar, darbecilerin yaptıkları darbeyi meşrulaştırmak için başvurdukları yollardan biridir. Diğer referandumlar ise, seçim tarihlerinin değişimi yada spesifik Anayasa maddeleri değişikliklerinden ibarettir. Ancak önümüzdeki referandum önceki referandumlardan çok daha farklıdır. İlk defa halka “nasıl yönetilmek istiyorsun?” sorusu sorulmaktadır. Siyasi entrikalarla, baskılarla, tehditlerle değil; tartışarak, uzlaşarak, şeffaf, anlaşılır bir metinle özgür iradenin sonuna kadar kullanıldığı bir yöntemle 16 Nisan referandumuna gidilmektedir.
İddia edildiği gibi bu sistem değişikliği ile hedeflenen “gücün, yasama ve yürütmenin tek elde toplanması, kuvvetler ayrılığının terk edilmesi, düzenin değişmesi, Partili Cumhur Başkan modeli üzerinden parti-devlet sisteminin ortaya çıkması” değildir. Bunu iddia edenler temsil ettikleri siyasi partilerin geçmişlerine baktıklarında resmi daha net göreceklerdir. “Ömür boyu genel başkanlık, demir paraların üzerine resmini koymak, yaklaşık 20 yıla yakın seçim yapmadan ülkeyi yönetmek, beraber yola çıktığı insanları değersizleştirmek, onlara karşı post-modern darbe yapmak” onların siyasi anlayışlarının ta kendisidir. Bu referandum sürecinde şaşkınlık yaşamaları ve “istemezük” tavırlarının asıl sebebi, halka nasıl yönetilmek istendiğinin sorulmasıdır. Çünkü onların gözünde halk, düşünemeyen, akledemeyen, iyiyi kötüyü ayırt edemeyen “haso” dur, “memo”dur. Erkler ayrılığı ortadan kaldırılıyor çığırtkanlığı; bu zamana kadar istedikleri gibi kullandıkları ve statükonun sigortası haline getirdikleri “yasama, denetleme ve yargının” herkese hizmet eden ve hesap verebilen bir yapıya dönüştürülecek olmasınadır. O halde 16 Nisan’da, sistemin değişim ve dönüşümünü, statükonun kaldırılmasını, güçlü ve bağımsız Türkiye’yi, darbelerin bir daha olmamasını, sömürgeciliği, kısaca bu ülkenin özgür ve tam bağımsız geleceğini oylayacağız.
Seküler Liberal ve Sol seçkinler (seçkinlikleri kendilerinden menkul), “AK Parti, reformculuktan, değişimcilikten, farklı toplumsal gruplar arasında köprü olmaktan, demokrasinin katılımcı yönlerini beslemekten koptu, kimlikçi, ataerkil ve itaatkâr bir yola/ modele evrildi” diyorlar. Bu soru ya da soruları soranlara şunları söylemeliyiz: “14 yıllık AK Parti iktidarı döneminde, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde Sünni-Alevi, Türk-Kürt ve diğer toplumsal gruplar arasında sağlıklı ve demokratik iletişim kuruldu. Bundan önce hangi parti bu düzeni sağladı? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hangi Başbakan, ‘Benim Kürt kardeşim’ dedi? Hangi Cumhurbaşkanı ya da Başbakan ‘Dersim katliamından dolayı özür diledi?’ Yine; Nato, Batı ve ABD bırakın darbeye karşı olmalarını bizatihi darbelerin ve son olarak açık bir şekilde 15 Temmuz darbe girişimine kalkışan başta FETÖ olmak üzere PKK, DHKP-C ve diğer işbirlikçilerin yanında oldular ve onları bugün de besliyorlar”.
Bu ülkede “darbelerin yanında” olmak, hangi demokratik ilke ile izah edilebilir? Kürt sorununu çözmek için gerekirse “baldıran zehri” içerim diyen bir liderin kıymetini bildiler mi? Eskiden “OHAL’i kaldır yeter”, diyen bir kısım Kürtler, “özgürlük ve gelişme” yerine ABD, Batı ve Rusya’nın “Karagücü olan PKK’ya biat” ettiler. İşte budur “biat” kültürü. Batı’nın ve PKK’nın “hendek projesine” katılmayan Kürt kardeşlerimizin, bu küresel oyuna gelmemeleri takdire ve tebrike şayandır. Altını çizerek söylüyorum, alandaki hiçbir AK Partilinin, “mevcut statükonun” devamından yana “Hayır” oyu kullanacağını düşünmüyorum. AK Parti’ye oy veren milyonlarca halkın talepleri; Batı ve yerli işbirlikçileri tarafından “olumlu” karşılanmadı, yok sayıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dindar Nesil” temennisine karşı çıkıldı. Türkiye demokrasisi, darbeler demokrasisidir. Bu elit sınıf, hem 1980 darbesine karşı çıktıklarını söyler, hem de “darbe ürünü olan 82 anayasasının” değiştirilmesine sıcak bakmazlar. Asıl dert şudur; düzen değişecekse, kanun çıkarılacaksa, yeni bir şey ihdas edilecekse bunu biz (!) yaparız. Devletin gerçek sahibi bizleriz.
Darbeler, bu ülkede “demokrasinin ana dokusunu ve motiflerini mi bıraktı?” AK Parti; antidemokratik, tek adam düzeni üzerine kurulmuş, hayatı çekilmez duruma getirilen halkı problemlerden arındırarak “geleceğin mamur ve müreffeh Türkiye’sini” kurma mücadelesindedir. Bu doğrultuda özgürlükçü, reformcu, farklılığı zenginlik kabul eden, temel hak ve hukuku önceleyen, toplumsal dinamikler arasında ciddi, samimi ve kucaklayıcı politikaları geliştiren; riskleri azaltan, tarihsel geçmişine uygun şahsiyetli bir dış politika oluşturan; emniyet ve güveni tesis eden, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne inanan, muhalefeti kucaklayan, gerginlikleri ortadan kaldıran dinamik ve uzlaşmacı bir yapının inşası için uğraş verilmektedir.
Küfür, hakaret, çatışmacı, ötekileştirici, tek tipçi, emredici, buyurgan, temel hak ve hürriyeti yok sayan, halkını aşağılayan, efendileri ABD ve Batının uşağı ve esiri yapan, toplumu dizayn eden anlayışa artık son verilmelidir.
16 Nisan’da “Hayır” çıkması için çalışanlar, “oligarşi yağma düzeninin, Güneş Motel pazarlıklarının, medya patronlarının, iş dünyasının” hükümet kurup, hükümet yıktıkları, enflasyonunun % 120’lere çıktığı, 70 sente muhtaç olunduğu, IMF’nin kölesi durumuna düşürüldüğü, memurunun, işçisinin maaşını veremediği, akmayan sular, biriken çöp dağları, grev ve lokavtları referans mı gösteriyorlar? 40 yıldır bu memleketin teröre verdiği kurbanlar, ekonomik sıkıntı ve Doğu’ya korku sebebiyle gitmeyen yatırımlar, kime ne kazandırdı? Yıllardır devam eden ve memleketi kan gölüne çeviren, ocaklara ateş düşüren, ülkeyi parçalanmaya götüren bu terör vahşeti, “AK Partinin değil geçmişin mirasıdır”. “İlham Perisi” ABD ve Batı; işbirlikçileri FETÖ ve PKK marifetiyle 15 Temmuz’da bu ülkeyi cehenneme çevirdiler. Korku, tehdit, ümitsizlik ve yalan üzerine kurulmuş kampanyalara ilaveten bu ülkenin yarısından fazlasını “denize dökme” metaforuna sarılan, millet iradesini her zaman aşağılayan bu anlayış mı geleceğimizin teminatı olacak?
Birçoğumuzun hatırlayacağı gibi ilim membaımız olan bir üniversitenin rektörü “550 milletvekili çıkarsan ne yazar” diyordu. Bir ilim yuvasının başındaki rektörün “Parlamenter sisteme” bakışı bu… Niçin halka değil de vesayet sistemine, statükoya inanıyor? Zira Parlamento, yargı ve erkler, darbeci vesayet rejiminin emrinde. Bir talimatla bütün kurum ve kuruluşlar generalin önünde “10. yıl Marşı”yla selama durmadılar mı? Bir paşa 70 milyon halkın önünde Rahmetli Erbakan Hoca’ya hakaret ve küfür etmedi mi? Saadet Partili bir kısım üst yönetimin kulakları çınlasın; belki düşünürler!
Niçin Evet?
Vatanseverlik ortak paydasında, toplumsal ve siyasal sorumluluğumuz, ahlaki hassasiyetlerimiz, adil ve sürdürülebilir bir kalkınma, değişim ve dönüşüm için, korku ve endişelerden arınmış, daha bağımsız ve özgür bir Türkiye için EVET. Bu referandum hukuk kaidelerini kendilerine göre yorumlayarak “toplumu dizayn etme” yerine, halkın iradesini öne çıkarmak ve sistemi yenileme amacına matuftur. Yeni sistemde 600 vekilden 400’ünün imzası ile Cumhurbaşkanı’na “Yüce Divan” yolu açılıyor. Daha önce “Vatana ihanet” hariç Cumhurbaşkanı yüce divana gönderilemiyordu. Artık hesap veren, çalışan bir Cumhurbaşkanı dönemi başlıyor. Bu halka karşı sorumluluğun ifadesidir. Yoksa “Avantajın” ifadesi değildir. Çalışırsan halkın desteğini alırsın yoksa alamazsınız. Cumhurbaşkanının görev süresi sınırlandırılırken, Meclis için böyle bir tahdit söz konusu değildir. Meclis’in feshi Cumhurbaşkanının da feshi demektir. Yani tek taraflı bir fesih söz konusu değildir. Yasama ve yürütme birbirini fesih etmiyor. Cumhurbaşkanının tek başına fesih yetkisi yoktur.
Yönetişim, bir ekip ve takım işidir. Bürokrasinin yanlışının faturası seçilene çıkacaksa ki öyledir, o halde Başkan yahut Cumhurbaşkanı başarısı için istediği ekiple çalışır. Siyaseti de “memur tayininden/atamasından” kurtarır; daha önemli işlere yoğunlaşmalarını temin eder.
Birliğimiz, beraberliğimiz ve kardeşliğimizin pekişmesi, siyasal istikrarın sağlanması, karar süreçlerinin hızlı bir şekilde hayatımıza olumlu yansıması, halkın vesayet odaklarından kurtulması, “otoriter, totaliter ve oligarşi” sistemden “Halkın İradesine” geçişi ile hizmeti önceleyen bir sistem gelecektir. Yönetim kademesinin en üstünden başlamak üzere hizmet yarışı başlayacaktır. Halk ile amirleri; dairede, tarlada, bağda, bahçede, dükkânda, caddede, sokakta birlikte olacaklardır. Yöneticinin eli halkının sırtına dokunacak. Artık “buyurgan” değil, “Hadim devlet“ dönemi başlayacaktır.
Siyasette aktif rol alacak, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimiz, siyasal ve sosyal sorumluluk sahibi, aidiyet duygusu gelişmiş, düşünen, sorgulayan, bireyler olacaktır. Yeni sistemde Meclis daha güçlü, daha dinamik, daha fazla sorumluluk sahibi ve daha fazla işlevsellik kazanacaktır.
Bu referandum bir “siyasi parti veya lider” oylaması değildir. Bu ülkenin geleceği için bir sistemin oylamasıdır. Ülkemizin ve milletimizin geleceği için zorluklara göğüs gererek gayret göstermeliyiz. Zira mutluluk; “Zorluklara katlanılarak elde edilen kazançtır.”
Hep birlikte, kardeşliğe, dostluğa, istikrara ve güvene giden yolda, baharı, canlılığı ve dirilişi beraber karşılayalım…
Vesselam.
-
SERVET DOĞAN 8 yıl önce Şikayet EtAllah razı olsun amca yüzyılın özeti ve duygularımızın tercümanı olmuşsunBeğen
-
FATIH YÜCEKAYA 8 yıl önce Şikayet Et100yıllık çileyi İNŞALLAH geride bırakıp istikrarlı bi geleceğe merhaba diyecez.Düşmanlarımız elbette rahat durmayacak bizde omlara rahat vermiycez. İSLAM sancağını biz türkler INŞALLAH kıyamete kadar göklerde taşıyacağız.16 nisandan sonra daha güzel ve özgür bi TÜRKIYE ye merhaba.Her tane toprağına canım feda olsun bu güzel cennet vatanımın.RABBIM biz müminlere cesaret ve akıl sağlığı versin.ALLAH a emanet ol Güzel insan...Beğen
-
Muhammed Ali GEZER 8 yıl önce Şikayet EtSelamün Aleyküm hocam, geçmişte yaşadıklarımızı vereceğimiz kararlada geleceğimize nasıl etki edeceğimizi en güzel ifadelerle bizlere sunduğunuz tekrardan geçmişi bizlere hatırlattığınız için tecrübelerinize elinize emeğinize sağlık, saygılarımla.Beğen
-
baran 8 yıl önce Şikayet Etsayın hocam anayasa değişikliğinin bize ne getireceğini kısa ve öz çok güzel anlatmışsınız. kaleminize sağlıkBeğen
-
Hidayet Yigit- Köln 8 yıl önce Şikayet EtSevgili abim icimizden gecen Tüm düsuncelere tercuman olmussunuz. Avrupadaki Türkler 1,2 milyonun üzerinde secimini yapti. Keske 2,8 milyon sandik basina gitseydi. Yurt disinda yasayan Türklerinde yasadiklari ülkelerde baslari dik olarak gezmeleri icin % 60 in üzerinde Evet cikacagindan süphem yok. Hersey büyuk Bir Türkiye icin.... Tekrar bu güzel yaziniz icin tesekkur ediyorum.Beğen Toplam 1 beğeni