AB ile Yeni Yol Haritası
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Brüksel’den AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Komisyon Başkanı J.C. Juncker’in daveti üzerine yapılan üçlü toplantının en olumlu yanı; Türkiye- AB müzakere sürecinin on iki aylık bir yol haritasına bağlanmasıdır.
Bu takvime göre somut adımların ilki 13 Haziran 2017’de müsteşarlar, Temmuz ayında Bakanlar düzeyinde çalışmaların yapılmasının akabinde, Ekim ya da Kasım ayında Liderler toplanarak gelinen noktayı ve bundan sonra atılacak adımların değerlendirilmesini yapacaklar. AB Komisyonu sözcüsü Margaritis Schinas, “Türkiye ve AB işbirliği içinde olmalı ve işbirliği içinde olmayı sürdürecekler” ifadesi AB’nin Türkiye stratejisinde bir değişikliğin zorunluluğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ile ilgili yapmış olduğu açıklamada “Arzu edilen AB üyelik sürecine yeni ve pozitif bir ivme kazandırılmasıdır. Türkiye-AB göç anlaşmasının uygulanması, terörle mücadelede Türkiye’nin yanında yer alınması, referandum sürecinde yaşanılan olumsuzlukları geride bırakmak suretiyle yeni bir döneme girilmesidir” demesi, Türkiye’nin AB yol haritası çerçevesinde adımlar atacağının ifadesidir. Kademeli olarak yapılacak olan toplantılardan anlaşılan, her iki tarafı ilgilendiren ortak çıkarların detaylı bir şekilde ele alındığı görüşmenin, konuların ciddiyetine, sorunların ağırlığına rağmen, iyi ve yapıcı bir ortamda geçtiği anlaşılmakta. Tusk, görüşmeye ilişkin verdiği mesajında “işbirliği içinde olunması gerektiğini görüştük” dedi. Türkiye’nin “Yeni Dönem” için hazırladığı demokratik, ekonomik ve siyasi reformlar, kendisini AB nezdinde daha avantajlı ve güçlü duruma getirecektir. AB, Türkiye’ye yönelik adımlarını yumuşatması, 15 Temmuz darbe girişimi ve Referandum döneminde takındıkları tavır, üslup ve eylemlerden vazgeçmeleri önemli bir adım ve ılımlı bir gelişme olarak görmeyi ümit ediyoruz. Ayrıca Türkiye, AB’nin kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmesinin gerekli olduğunun üzerinde durdu. AB’ye tam üyelik hedefi doğrultusunda; vize muafiyeti, Gümrük Birliğinin güncellenmesi, fasılların açılması, 2016’da imzalanan AB-Türkiye arasındaki mülteci antlaşmasının hayata geçirilmesi ve terörle mücadelede işbirliğinin anlamlı hale getirilmesinin gerekliliği vurgulandı.
Bu yumuşama iklimine karşın AB’nin bugünkü durumuna baktığımızda; AB ülkeleri, Türkiye’ye karşı terör örgütlerini desteklemeye devam ediyorlar. Türkiye’nin mütekabiliyet esaslarına dayalı olarak iadesini talep ettiği PKK, DHKP-C ve FETÖ terör örgütü üyelerini vermemekte ısrar ederken, Türkiye’den; İncirlik’teki Alman askerleri ziyaretini, papaz Andrew Brunson, gazeteci Deniz Yücel ve fotoğrafçı Mathies Depardan’ın iadesini talep ediyorlar. Cumhurbaşkanımız buna “men dakka, duka” ifadesiyle cevap verdi. Türkiye’nin Milli Güvenlik politikasına hassasiyet göstermeyen, siyasetine müdahale eden, Türkiye’yi eşit bir AB üyesi görmek istemediğini, belki “İmtiyazlı ortak” verilebileceğini aşağılayıcı bir şekilde ilan eden Almanya’ya terörle ilgili 4500 dosya verilmesine rağmen hiçbirine cevap verilmemesi işbirliğinde ne kadar samimi olacakları endişe kaynağıdır. “On iki aylık yol haritası” bu işin son kertesidir. AB, Türkiye’nin “Emperyal menfaatlerin çatışma alanı ve talan sofrası” olmayacağını, problemlerin çözümünde karşılıklı işbirliği ve çıkarlara dayalı olarak yürüyeceğini; ABD ve Batı’nın ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş, Pentagon ve NATO’nun jandarması, vahşi kapitalizmin potansiyel silah pazarı olmayacağını, terörle terbiye etmek, hizaya getirmek ve dizayn etmek üzere devreye soktukları PKK, DHKP-C ve FETÖ terör örgütleriyle muhtaç duruma sokma taktiklerini ve buyurgan tavırlarını terk etmeleri gerektiğini, ilişkilerde gerginlik ve engelleme stratejisi ile bir yere varamayacaklarını anlamalıdırlar. Ülkemizde problemlerinin çözümünü, ABD ve AB’ye havale eden; akıl, izan, insaf ve tarih bilgisinden yoksun, Batı’ya “adanmışlık” döneminin kapandığını artık bilmeleri gerekir.
Avrupa’da yeni ittifaklar ve arayışlar dönemi başladı. ABD-İngiltere, Fransa-Almanya, denilebilir ki Rusya işbirliğine doğru bir evirilme söz konusu. Geleceği kaygı verici, problemli bir Avrupa var önümüzde. Torino zirvesi, bu sıkıntılı durumu iyice gün yüzüne çıkardı. Sicilya zirvesi, ABD ve Avrupa arasında soğuk duş etkisi yaptı. Merkel, G-7 Zirvesinin ardından Münih’te yaptığı konuşmasında, “Başkalarına tümüyle güveneceğimiz zamanlar geride kaldı. Son günlerde bunu deneyimledim… Biz Avrupalılar kendi kaderimizi elimize almalıyız” ifadesinin muhatabı ABD ve İngiltere’dir. Önce Torino, sonra Sicilya zirvesi arkasından Putin-Macron’un Paris görüşmelerinin ardından verilen beyanatlar dağılma sürecine girmiş bir Avrupa fotoğrafı ortaya koymakta. Yani Avrupa büyük bir kırılmanın eşiğinde. AB yolunda daha önce Türkiye’den istenilen reformların yerine getirilmesine rağmen, AB’den olumlu ve iyi niyetli bir adım atılmadı. Karşımıza her gün farklı taleplerle çıktılar. Verilen sözler bir kenara itildi. Türkiye’den OHAL’in kaldırılması, Kıbrıs’ta Rumların taleplerinin koşulsuz karşılanması, basın özgürlüğü ile temel hak ve hürriyetlerin yerine getirilmesi gibi çeşitli talepler yapılmaktadır. Bugün de durum aynıdır. 18 aydır OHAL’in uygulandığı Fransa’da İnsan Hakları ihlalleri olduğunu belirten Uluslararası Af Örgütü’nün raporunu Batı görmezden gelirken, Türkiye’ye yüklenmesi çifte standardın ve kötü niyetin ifadesidir. Ayrıca referandum sürecinde bir bakanın kendi büyükelçiliğine gidişinin engellenmesi, yetmedi, yurtdışı edilmesi, elçilik önünde toplanan Türk vatandaşlarının üzerine atlarla ve köpeklerle acımasızca gidilmesi, dövülmesi, vurulması, yaralanması terör örgütlerinin bütün eylemlerine ev sahipliği yapılması, kucak açılması “Hangi demokratik Avrupa değerleri ile örtüşüyor?” Türkiye’de 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne fiilen katılmış askerlere, sivillere kucak açıp, iade taleplerinin reddi ne anlama geliyor? Bu düşmanca tavırlar ortada duruyorken yeniden güven ortamının sağlanması nasıl mümkün olacaktır?
İhracatımızın %45-50’ye yakınını yaptığımız AB’den kopmamızı olanaksız görenler olsa da, bu ilişkilerin mevcut haliyle devam etmesi zor ve hatta imkânsızdır. Artık Türkiye’ye “Müstemleke muamelesi” yaparak bir yere varılamayacağını AB iyi anlamalı ve adımlarını ona göre atmalıdır. Birçok AB yetkilisi, “Binlerce yıl geçse bu kimliğinizle AB ailesi içinde yer almanız mümkün değildir” ifadeleri ufukta AB üyeliğini göstermiyor. Bununla birlikte terörizmle İslam’ı özleştirme (İslamofobi) stratejisinin devam ettiği bir pakta Türkiye’nin yer alması kendi varlığını inkârdır.
Sonuç itibariyle, AB’nin iyi niyetli olduğuna inanmak istediğimiz bu girişim, eski Avrupa perspektifiyle değerlendirilmemeli. Ticari, siyasi, ekonomik, kültürel ve savunma, sanayi alanlarında verimli ve sürdürülebilir bir strateji hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde “AB, Türkiye için olmazsa olmaz” değildir. Türkiye yeni bir büyüme ve gelişme paradigması ile yoluna devam eder. 12 aylık yol haritasının olumsuz sonuçlanması durumunda, AB ile olan ilişkilerin referanduma taşınması ve buna “RED” cevabının çıkmasıyla yakın tarihimizin en ciddi ve en radikal kararına şâhit olacağız demektir.
Vesselam.
-
Sabri Şenocak 8 yıl önce Şikayet EtSanırım isabetli tesbit. Türkiye'nin geleceği içi atılacak adımların doğrusu bu olsa gerek.Beğen
-
Mustafa Budak 8 yıl önce Şikayet EtTesbit dogru sayın hocam göreceğiz yakında selam ve dua ile Allah'a emanet olunBeğen Toplam 1 beğeni
-
yorgun yorumcu 8 yıl önce Şikayet Etavrupayı bir peynir fabrikası gibi düşünmeliyiz, sütü sağan ahırın bakımını yapan hayvanları besleyen hastalığıyla uğraşan, gübresini foseptiğini temizleyen başkaları ,yoğurdunu kaymağını yiyen başkları, pisliği otadoğuya atıyorlar, türkiye gibi ülkelere hastalıkla seyislikle, çobanlıkla hayvan bakımıyla oyalıyorlar kaymağıda kendileri yiyor, şimdi bizde kaymaktan yemek istersek, çobanlık yapacak kalmıyor, bizde ağa olursa avrupa beslenemez çöker, çökecek yere biz girersek onlarla çökeriz, avrupada kaymak olsaydı çokları çıkmak istemezdiBeğen Toplam 1 beğeni
-
adem 8 yıl önce Şikayet EtAvrupa ile ilişkileri anlatan en iyi değerlendirmeyi yapmışsınız.Türkiye sayın cumhurbaşkanımızla beraber onurlu duruşu gösterdi.Bu duruş tüm mazlum milletlere hatta Avrupa ya bile örnek oldu.Avrupa artık dünya ya vadettiği temel insan hakları demokrasi gibi konularda samimi olmalı.Beğen Toplam 1 beğeni
-
TAHA 8 yıl önce Şikayet EtHocam gerçekten çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Taşeron işçilerin kadro mevzusuna, atanamayan öğretmenlerin mevzusuna da bir değinirseniz çok memnun oluruz. Men dakka dukka VesselamBeğen Toplam 1 beğeni