Sosyal sorumluluklarımız ve kültürel eleştiri
Önce kültürel ve manevi dinamiklerimizi ihya ve inşa ile yola koyulmalıyız. Küresel kültür, bütün varlığıyla “İslamofobi” tohumlarını ekerek, İslam kültürünü, Müslümanları “Marjinalize” etmenin gayreti içinde. Bu amaçla kültürel dünyamızı, aktüel ve sanatsal yapım ve haberlerle magazinleştirdiler. Bu, bizim tabirimizle “kirlenmedir”. Yıllardır entelektüel mahfillerce devlet fonlu, sinema, televizyon, tiyatro ve matbuat yoluyla yerli kültür ve düşünce yabancılaştı, yabancı düşünce yerlileşti. Batı aydınlanmacılığının bize armağanı; ırkçılık, din düşmanlığı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma oldu. Dün laikliğin ve devrimlerin elden gideceği, Cumhuriyetin kazanımlarının yok olacağı paranoyası, şimdi de kılıf değiştirerek “terör, diktatörlük ve islamofobi” vehmiyle Türkiye’yi dışlamaya ve kendi çizdiği alanda konsolide etmeye çalışmaktadır. Batı’nın tüm engelleme çabalarına rağmen kendi kültürel sanatsal ve siyasal değerlerimize dönmeye, eleştiri kültürünü ve ahlakını acilen geliştirmeye ihtiyacımız var.
Eleştiri, toplumumuzda olumsuz algı oluşturan kavramlardandır. Hâlbuki bir şeyi olumlu bulmak, beğenmek, takdir ve teşvik etmek de eleştiridir. Evet; eleştiri kültürünü ve ahlakını geliştirmeliyiz. Eleştiri; karşımızdaki kişilere görüşlerini söyleme ve kendini geliştirme imkânı sağlar. Bu zemini sunamadığımız zaman haset, kin ve nefreti kendi elimizle ön plana çıkarmış oluruz ki, buna “cedel” denir. Vahiy diliyle ifade edersek; kırma, dökme, dışlama, ötekileştirme ve uzaklaştırma yerine hatasını anlama, telafi etme, kendini geliştirme ve kötülüklerden, yanlışlardan arınma imkânını tanımış oluruz ki; buna isabetli eleştiri, hakkaniyetli ve ölçülü itiraz diyoruz. Görev ve sorumluluğumuzun gereği de budur. Buna da “Mücahede” denir. Mücahede; içinde yaşadığımız ahlaki yozlaşmayı, oligarşi düzene entegrasyonu, ifsat ve inkâr olgusuna karşı tavır almayı, “iyiliği emredip, kötülükten sakındırmayı” amaç edinmektir. Zira evde, okulda, çevremizde ve çalışma hayatımızda genel olarak Müslümanların aile hayatı üzerinde münkirin, fesadın acımasız etkisi vardır.
İyiliği emredip, kötülüklerden sakındırma işlevinde en büyük sorumluluk öğretmenlerimize, aileye ve kitle iletişim araçlarına düşmektedir. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle eğitimde kayda değer, önemli gelişmeler olmakla birlikte Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “yeterli ve etkili” değildir. Toplumsal çürüme, çocuklarımız ve gençlerimizi yozlaştırmakta ve değerlerimizden koparmaya devam etmektedir. Ahlaki değerlerimize karşı bir direnme söz konusudur. “Özgürlük ve Adalet” adına bu ülkenin geleceğini değersizleştirme, emperyalist emellerin ipoteği altına alma ve dayatma propagandalara karşı her zaman teyakkuz halinde olmamız; güven, istikrar ve huzurlu bir gelecek için olumsuzluklara karşı tavır geliştirmeliyiz.
Ayrıca, yanlış kentleşme, daha çok kazanma hırsı, hesaba katılmayan insanın kültürel dönüşümü, ahlaki erozyonu hızla yükseltmektedir. Zira kentin ruhu yoktur. Fakat şehrin ruhu vardır. Kentleşme şehrin kadim ruhunu dumura uğrattı. Rahatsız olduğumuz, sıkıntı çektiğimiz olgular iyice artmaktadır. Şehrimizi; kadim kültürü göz önünde bulundurarak dönüştürme yerine geliştirilmeliyiz. Bu gelişme ancak insan merkezli bir yaklaşımla mümkündür. Kurumlarımızda çalışan, katma değer üreten, liyakat ve sadakat duygusuna sahip kimseler taltif edilmeli. Haset, kıskançlık ve dedikodulara alan açılmamalıdır. Olumlu, düzeyli, katma değer üreten eleştiri kültürü geliştirilmeli, makam ve mevki kapma uğruna haset, hırs, yalan, iftira ve kıskançlık belirtileri olmamalıdır. Çalışanlarımızda şayet böyle bir emare görülür ise; hak ve adalet ölçüleri içerisinde uyarılması daha tutarlı bir yoldur. Verilen görev emanet olarak addedilmeli, korunmalı, geliştirilmeli, liyakat ve adalet dağıtılmalıdır. Makamın değer kattığı insanlar değil, makama katma değer katan insanlar yetiştirmeliyiz. Olgun bir Müslümanın mücadelesi şöhret, makam ve mevki sahibi olmak değildir. “Eleştiri her şeyden önce bir sorumluluk aynı zamanda bir imkândır da”. Ülkemizde; sorgulayan, tartışan, itiraz eden, tavsiyede bulunan bir yaklaşım tarzı yerine, itaat eden, susan, boyun eğen bir maslahat; ya korku ve ekmek endişesi yahut içinde bulunduğu cemaatin veya ailenin “vardır bir hikmeti” veya “Aman evladım, elin etlisine- sütlüsüne karışma, nemelazım, sen ekmeğini takip et, devleti yönetmek sana mı kaldı?” gibi endişe sebebiyle geçiştirilen tutum, davranış ve yaklaşım maalesef azımsanmayacak kadar hala taraf bulmaktadır. Bugün 50-65 yaş arası nesil bu şekilde korku, endişe ve zorluklar içerisinde yetişti. Ben bu nesle “ara nesil” diyorum. Bu işin hikâyesi bu satırlara sığmayacak kadar büyüktür.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi tarihi ve kültürel değerlere sahip olan ve bu değereler etrafında insan yetiştirmeyi gaye edinen cemiyetlere yönlendirmeliyiz. Unutmayalım “İnsanları okullarla beraber cemiyetler yetiştirir.” MTTB, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, Milli Gençlik Vakfı (Anadolu Gençlik Derneği), ÖNDER gibi kurum ve kuruluşlar bu özellikleri bünyelerinde barındırmaktadır. Bunların her biri büyük bir “camiadır”, ancak “Cemaat” değildir. Bizim nesil bu cemiyetlerde niteliksiz bir cedelleşme yerine Mücahede yöntemi ile aksiyon insanı olarak yetişti. Nefsinin bir üst derecesine tekâmül etmemekte direnen, kalp gözü kapalı, haset ve kıskançlık girdabında boğulmakta ısrarlı insanlara da gülüp geçtik. Bundan dolayıdır ki; ülkemizdeki siyaset öncülerimizin İslami hassasiyetlerini, gayretlerini, Müslümanca düşünen kanaat önderleri ve aydınları, İslam’ın sosyal hayatımızda neşvü nema bulması yolunda mücahede eden önder kadrolarımızı, mütevazı şahsiyetlerimizi korumalıyız, yaşatmalıyız. Kadir ve kıymetini iyi bilmeliyiz. Zira bu şahsiyetlerimiz; 70-90’lı yılların zor koşullarında yetişti. Hayatları sıkıntı ve ıstıraplardan geçti. Rabbim onları imtihanlarla sınadı. Onlar “tevhidî” düşünceden ayrılmadı. “İstikamet üzere” hayatını, siyasetini, çalışmalarını devam ettirdiler. Onlarca, yüzlerce ve binlerce insanımızın heyecan veren ayrı ayrı hikâyeleri vardır. Fazla da vaktimiz yok, “ölüm bize hızla yaklaşmakta”. Zihinsel yapımızdan ve çevremizden kaynaklanan zayıf yönlerimizden; zaaflarımızdan ve bencilliklerimizden kurtulup, İslam’ın güzel ikliminde hizmetimize devam etmemiz lazımdır.
Ayrıca, siyaseti bir ayrışma aracı değil nitelikli, dürüst ve adaletli bir hizmet aracı olarak görüyorum. Adaletli ve hakkaniyetli olduğumuz zaman, ayrışma ve kutuplaşmanın aracı olmayacağımızı düşünenlerdenim. Zira siyaset özünde yalancılık ve aldatma üzerine kurulmuş bir kavram değil, iyi ve güzel yönetme sanatıdır. Siyaset ehliyetsiz insanların elinde toplumsal kutuplaşmayı birlikte getirdi. Toplumsal kutuplaşma bugünün değil geçmiş dönemlerin hastalığıdır. Bugün toplumsal zemini kaybedenler hırçınlaşıp ülkeyi kaosa götürme gayreti içinde olanlardır.
Toplumumuzun gelecek inşası; inşallah ahlâkla, irfanla, dürüst ve adil yönetimle gerçekleşecektir. Yaşadığımız tarihsel ve kültürel yıkımdan çıkmak tabi ki bizleri zorluklarla karşılaştırdı ve karşılaştırmaktadır. Elli yılı aşkın bir süredir bu ülkede 10 senede bir darbe veya darbe girişimi gerçekleşti. Her darbe, bu ülkenin nitelikli insan gücünü, fikriyat/neşriyat birikimini ve finans kaynağını yok etti. Son elli yılda hangi Avrupa ülkesinde bu kadar darbe oldu da bu ülkeyi Avrupa ile mukayese ediyoruz? Biz hep şunu gördük; darbeyi yapanlar ya da yaptıranlar darbeden şikâyet edenler de emperyalizmin uzantılarıdır. Bizler; siyasetin bir hizmet aracı, varoluş tasavvurumuzun inşasında bir yapı taşı olduğu inancına sahibiz. Eleştirilerimizde Allah (cc.) rızasını gözetmeli, samimi ve yapıcı olmalıyız. O takdirde Rabbim işlerimizi kolaylaştıracak ve bizleri muvaffak edecektir. Hangi İslam coğrafyasında olursa olsun; iyiliği emredelim, kötülükten sakınalım, sakındıralım ve şiddeti dışlayalım, iyiliği çoğaltma, kötülükleri azaltma şiarımız olsun. İlmi, tefekkürü, marifeti, ihsanı, irfanı ve düşünmeyi önceleyen bir değerler eğitimi, tarihsel ve toplumsal duyarlılığımızı artırır. Ülkemizi daha güzel bir geleceğe taşır. Gençlerimizi kapitalist özentinin, Marksist düşüncenin çıkar çarkları, süfli arzuları arasında ezilmekten ve yok edilmekten kurtararak, barış, huzur ve kardeşliği vurgulayan İslam çatısı altında buluşturmalıyız. Sosyal sorumluluğumuz, kadim medeniyetimiz ve kültürümüz bunu gerektirir.
Vesselam.
-
TAHA 8 yıl önce Şikayet EtHocam, gerçekten iyi bir teşhiş koymuş ve reçete sunmuşsunuz. Ellerinize sağlıkBeğen Toplam 1 beğeni
-
Seher ERDEM 8 yıl önce Şikayet EtEllerinize saglik gercek ve akici bir yazi olmus Allah razi olsun Allaha emanetBeğen
-
Nezir Demircan 8 yıl önce Şikayet EtAllah razı olsun Hocam.Bana bu güzide yazınızla İslamın iki ana şiarını hatırlatmış oldunuz: 1-İyiliği emir ve kötülükten sakındırma. 2-Din nasihattır. Her iki esastan anlamam gerekeni çok güzel anladım.Başka söze ne hacet,en derin saygılarımla.Beğen
-
LOKMAN 8 yıl önce Şikayet EtOynayan oyunlar devam ediliyor, edecektir. Ama halkımız, milletimiz ve yöneticilerimiz buna müsaade etmeyecektir. Müdürüm elinize, yüreğinize sağlık. Allah'a emanet olunuz.Beğen
-
Adem 8 yıl önce Şikayet Etİlmi, tefekkürü, marifeti, ihsanı, irfanı ve düşünmeyi önceleyen bir topluluğun oluşması dileğiyle...Elinize sağlık.Beğen Toplam 1 beğeni