Yazık!
Biz ne ediyorsak kendimize ediyoruz… Milletlerin rehaveti ve birbirlerine, kendi millî kimliklerine olan adaveti önce kendilerini vurur… Yani bir topluma ekilen tefrika zehrinin büyük ordulardan daha tehlikeli olduğunu Mehmet Akif Ersoy şöyle anlatır:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Tanzimat’la başlayan yabancılaşma, birbirimize olan tahammülsüzlük, aydın ihanetleri hiç hız kesmedi yazık ki. Aydın geçinen ama ufku iki metreden öteye uzanamayan insanların üniversiteleri, orayı burayı doldurmaları, bol keseden konuşup ahkam kesmeleri bana çok hazin, enteresan ve aymazca geliyor.
Şimdi sizlere yeni tanık olduğum bir hikâyeyi anlatacağım…
Bazı şehirlerde söyleşiler yapmak üzere birkaç gündür kardeş ülke Azerbaycan’dayım. Her gittiğimde evlerine davet eden çok kıymetli bir dostumuzun evine; Milletvekili arkadaşım Dr. Ganire Paşayeva ile gidiyoruz.
Ev diyoruz ama aslında bir malikâne… Verandasında kurulmuş masalara davet ediliyoruz. Oturuyoruz… Önümüzde içi meyve ağaçlarıyla dolu bahçe uzanıyor Hazar Denizi'ne doğru. Ev hayli kalabalık zira ev sahibi dostumuzun yeğenleri Tataristan Cumhuriyetinden gelmişler. Birisi kız olan iki kardeş üniversiteyi yeni bitirmişler. Erkek olan üniversiteyi Türkiye’de okumuş!
Özel bir üniversiteden mezun olan bu gencin anlattıkları karşısında açıkçası orada bulunan bütün aile efradı da dâhil olmak üzere çok şaşırdık. Bu çocuk kendini “hümanist” olarak tanımlıyor. Kimlik buhranı yaşadığını ise az sonraki sorularımızda öğreniyoruz.
“Ben diyor, birçok yerde kendimi Rus olarak tanıtıyorum, Türk ve Müslüman olduğumu ise hiç kimseye söylemiyorum, söylemek de istemiyorum… Benim için din, dil ve ırk hiç önemli değil. Kendi küçük sınırımda çok mutluyum! Zaten bizden artık hiçbir şey olmaz, büyük devletler kurmak, büyük hayaller peşinde koşmak bana ütopik geliyor çünkü biz Osmanlı ile o treni çoktan kaçırdık!”
Afallıyorum. İki yüz sene neredeyse Rus esareti altında kalmış ataları kendisi için koskoca bir hiç! Hâlinden de yaşantısından da memnun. Annesi Kazan Tatarı, babası ise Azerbaycan Türkü! Anne baba ayrılmış…
Kendisine Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da görev almış ve büyük hizmetler yapmış Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, Sadri Maksudi Arsal gibi büyük dava adamlarından söz ediyorum… Belki de hayatında ilk kez duyuyor!
Bu durum normal çünkü hâlâ Rusya Federasyonu’nda yaşıyor, eğitim müfredatını Ruslar belirliyor vs. kabilinden bir yığınla cevap verebilirsiniz. Bütün bu mazeretleri anlayışla karşılayabilirim lakin bu çocuk tam beş yıl Türkiye’de kalmış beyler bayanlar!
Türkiye’de bir özel üniversitede burslu okuyan bu genç çocuğun kendi dini ve milleti hakkında hiçbir telakkisi yok ve asla oluşmamış. Israrla da bunu reddediyor ve Ruslara karşı büyük bir sempatisi var!
Peki uzak uzak memleketlerden gelip üniversite sıralarına oturmuş bu kabilden gençlere bizim hocalarımız ne öğretiyorlar? Dışarıdan gelen misafirlerimiz bu üniversitelerden sadece diploma mı alıp gidiyorlar? Yani üniversitelerimizin tek misyonu diploma mı satmak? Sorular sorular…
Büyük milletlerin büyükçe programları olur. Osman Yüksel Serdengeçti “İmparatorluğa Mersiye” adlı şiirinde;
“Hâli görüp geleceği sezerdik
Bir zamanlar ta Vistül’de gezerdik
Haritayı biz kendimiz çizerdik!
Fetheyledik deryaları, çölleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?”
Diyor… Üniversitelerimiz eğitim almaya gelen gençlerimizde hâl, istikbâl ve mâzi konularında bir tasavvur oluşturamıyorsa şayet bu sistem arızalıdır, sorunludur, gafildir!
Şimdiki kimi aydınların millî mevzularla ilgili hiçbir derdi yok! Onlar da gayet “hümanist” yaklaşımlarıyla yukarıda zikrettiğim kabilden gençler yetiştirmeye devam ediyor yazık ki! Bu gence doğru dürüst Türkiye Türkçesi bile öğretilmemiş! Eğer dışarıdan akın akın ülkemize eğitim almaya gelenler de ülkelerine böyle dönüyorlarsa yazık diyorum!
Sadece yazık!..
TÜRKİYE GAZETESİ
-
tahir coban 6 yıl önce Şikayet Etozel universitelerin turklukle muslumanlikla ne kadar ilgilendiklerini ozetledigin icin tesekkurlerBeğen Toplam 1 beğeni
-
Taşkesen 6 yıl önce Şikayet EtMeryem hanımefendinin görüşlerine katılıyorum.yerden göğe kadar haklıdır.Ama bunun sebebi bizler değiliz.Aslında bizler sistemin istemediği ürünleriz. Üniversitelerimiz milli ve manevi değerlerden uzak kişilerin elinde .Daha düne kadar İHL 'li öğrenciler her üniversiteye alınmıyordu.Önlerine katsayı engeli çıkarılmış, onu aşamıyordu. Yıllarca dini öğretim yasaklanmış yayınlar yasaklanmış.Nereden öğrenecek insanlar.Kulaktan dolma bilgilerle de bu kadar oluyor.Her uyanmaya başladığında da tepesine vurulmuş ,gelişmesi engellenmiş.... Hala bir kısım kurumlar chp' nin arka bahçesi durumunda....Beğen Toplam 2 beğeni
-
MUSTAFA 6 yıl önce Şikayet EtYUNUS EMRE Aşkın Yolculuğu, DİRİLİŞ ERTUĞRUL ve PAYİTAHT ABDULHAMİT gibi örnek diziler olmasa ne kendimizi, ne de tarihimizi tanıyabilecek bir yapıya giremezdik. Yabancı ülke vatandaşları izlediğinde TÜRKLER aha bunlarmış diyeceklerdir. “Sözü sağlam özü sağlam insanlarmış” diyeceklerdir.Beğen Toplam 2 beğeni
-
MUSTAFA 6 yıl önce Şikayet Et“Âlim bozulmazsa alem bozulmaz” demişler büyüklerimiz. Kendisini ilim sahibi gören insanların EDEB ve AHLAK yoksunu, gururlu ve kibirli davranışlarının neticesinden ne beklersin. ÖRNEK İNSAN olmak, Müslümana yakışan tavırlar içerisinde bulunabilmek, İSLAM adına uygun bir şekilde ALLAH'a teslimiyet içerisinde bir yaşam sürmek, bununda göz önünde bulunan ülkemiz şahsiyetleri üzerinde görülmesi; bu garabetten bizleri kurtaracaktır. DİNİMİZE karşı Yabancılaşmaktan kurtulamazsak; özellikle dizi filmlerdeki ahlaksızlık, saygısızlık, gurur ve kibirlilik aşılama kampanyalarından kurtulamazsak, ne gelene ne de gidene verebilecek bireylerimiz olamaz.Beğen Toplam 1 beğeni