Amerika düşmansız olabilir mi?
Amerika’nın kimlik tanımı hep bir “öteki” üzerinden oldu.
Yani, Amerika kendi kimliğini oluşturduğu düşmanlar üzerinden yarattı.
Başlarda, siyasi olarak İngiltere ve İngiliz Kralıydı “şeytan”.
Diğeri, dinsel olarak Katolik dünyası ve Papalıktı.
“Eritme potası” kavramı Amerikan sosyolojisinin cadı kazanı çaresi oldu.
Amerikalı milletleri, “unity in diversity” ve “diversity in unity” diye formülleştiriyordu.
Yani çeşitlikte birlik, birlikte çeşitlilik…
Potanın kalıbı her zaman Anglo-Sakson kalıbı idi oysa.
Avrupa’da cadı avları bitmesine denk gelen dönemde Amerika’da cadı avları vuku buluyordu. Salem’de 17. yüzyılda yaygın olan yargılamalar, yargılamadan çok, zaten belli olan cezaları uygulamak için gerekçe oluşturma ve meşrulaştırma mahkemeleriydi. Yani, mahkemeler Amerikan engizisyonları oldular. Zaten Amerika 16. yüzyıldan itibaren gelen göçlerle ve Püritenlerin dini heyecanlarının yüksek olması nedeniyle iki yüzyıl kadar New England kökenli teokrasisinin kurallarına uygun olarak yaşamak zorunda kalmıştı.
Hem Kolumbus hem Amerigo Vespuçi sonrasında, kıtanın adı hemen Amerika olmamıştı. Püritenlerin kafasında ve Püriten teokratik hanedanının kafasında kıtanın adı “Yeni Eden,” “Yeni Kudüs,” “Vaat edilen Ülke” “Yamaçtaki Şehir-Kudüs” “Yeni Zion” ve “Yeni İsrail” gibi Tevrat kökenli ve Yahudi tarihinden alınan örneklerle isimlendirilmişti. Tarihsel olarak Püritenler kendilerini, Yahudilerin Mısırdaki esareti sonunda Filistin’e geçişlerini tekerrür ettiren insanlar olarak görüyorlardı. Yahudiler Mısır’da esaret altında yaşamış ve Musa liderliğinde çölü geçerek vaat edilen topraklara erişmişlerdi. Püritenler de Avrupa’da eza çekmiş, Tanrı’nın vaat ettiği Amerika’ya gelmişlerdi.
“Yeni Dünya”, “Yeni Cennet” olunca, tabii olarak bütün değerler dizisi da “cennet ülke” kavramına uygun olarak gelişti. Buna göre, Püriten erkeği “Yeni Âdem”, kadını da “Yeni Havva” oluyorlardı. Olayları Tevrat’ın metni ve geleneğine göre algılayan Püritenler “Tekvin”deki yapının içindeki tehlikeyi unutmamışlardı. Cennet vardı, Âdem ve Havva vardı, ama yılan yani Şeytan yoktu ortada! Püritenler bu problemi çok geçmeden, Yerli Amerikalılara da“Şeytan”ın rolünü vererek tamamladılar. Tevrat şablonu tamamdı…
Amerika’nın ilk “beyaz” asrından beri, Amerikan kültür tarihinde WASP’lar (Beyaz Anglo-Sakson Protestan) hep “masum” Âdem’i temsil ederken, onun öngördüğünün dışındaki her unsuru da yine --Tevrat'taki Âdemin yaptığı gibi-- başkalarını günah keçisi ya da “şeytana” dönüştürmek suretiyle bir tür kültürel denklem oluşturdu. Bu denklem hep geçerli kaldı, denklemde değişen, sadece şeytan oldu.
Önceleri bu şeytan, kadındı. Yerliler şeytan oldu sonra, sonra siyahlar, Quakerler, Shakerler, Katolik gruplar, Mormonlar, Çinliler. Bolşevik Devriminden 1990’a kadar Sovyetler, İkinci Dünya Savaşı dönemi ve sonrasında Japonlar ve Almanlar, McCarthy döneminde özellikle “komünistler” ve sendikacılar, kara listeleri yapılan sanatçı ve gazeteciler, yine ve 1960’lardan 1970’lere kadar Maocu Çin, 1980’lerden itibaren ise, İran, Irak ve Libya gibi ülkelerin temsil ettiği “tehdit”ten dolayı önce Arap karşıtlığı, sonraları da 11 Eylül 2001 akabinde ABD’nin en yüksekteki devlet kademelerine kadar kabul gören, meşruiyet kazanan İslam dini ve âlemi oldu.
Çin ise sırada görünüyor gene!
İşte bu nedenledir ki…
Eyalet dediğimiz kendi başına birer devlet olan (Hani ABD ya!) unsurların birbiriyle çatışmaması için, Amerika’nın her zaman yeni taze düşman bulması lazımdır.
Komşumuza, Arap-İslam coğrafyasında yeniden hoş geldin diyelim!
En son Irak’a “demokrasi ve özgürlük” ile geldiğinde bir milyon insan öldü.
Rabbim ülkemizi demokrasiden korusun!
(Siz ABD Irak’tan çekiliyor sanmıştınız değil mi?
Metin Boşnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.org