Metin BOŞNAK
Metin BOŞNAK
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Din ile bilim uyuşmalı mı?

GİRİŞ 29.03.2011 GÜNCELLEME 29.03.2011 YAZARLAR

Din ile bilimi uzlaştırma çabaları esasen bir önyargı ve ideolojik çatışmaların ürünüdür.

Dahası, bu çatışmanın özünde tarihsel bir iktidar savaşımı var.

Din ve bilim boyutunda gerçekleşen savaş, aslında “din adamı” ve “bilim adamı” arasında olmuşturTartışmanın başlangıcı temelde 19. asırdan beri gelen, dinin yerine bilimi ikame etme mantığıdır. Daha önce din çalışmaları dâhil hemen her araştırma konusu olarak “felsefe”nin alt alanlarıydı. Bilim alanları felsefeden ayrıldıkça bu tartışmalar da başladı. Bu yolla Kilise üzerinden din adamlarının kullandığı güç el değiştirecekti. Deneysel bilimler ayrıştıkça gözleme dayalı düşünsel alanlar dayanaksız kaldılar. Din çalışmaları da bundan nasibini aldı. “Zamanın ruhu” öyle istedi.

Önce bilim Kilise sultasından çıktı. Sonra da “gerçeklik”.

Bilimle uğraşan ve bilimi finanse eden merkezlerin bu güç kaydırmasında rolü büyük olmuştur. Bilim cephesinden ortaya atılan mantık, daha sonra dini savunmak yönündeki diğer açmazlara yol açmıştır. İlkin Hıristiyanlıkta başladı bu tartışma. Sonra İslamlığa sıçradı. Netice olarak, bilim dinin, din de bilimin alanlarına girmek durumunda kaldı. Her ikisinde de amaç karşı tarafın “gerçeklerine” temayülleri olanı kendi tarafına çekme mücadelesinden öteye gitmemiştir. Her iki alan da gerçekliği iktidar için kullandıkça gitmeyecektir de.

İnanç alanları irrasyoneldir. Tanrı algısı kendi başına irrasyoneldir.

Müslüman için “asli günah” teslis ne kadar irrasyonel ise, Hıristiyan için çok evlilik, Yahudilik için kadının “şer olmayabileceği” konuları da aynı şekildedir. Rasyonel aklın “irrasyoneli” kendi yöntem ve formüllerine sığdırması çabası da anlamsızdır. Çünkü rasyonel akıl günceli geçmişinden bağımsız algılamaya çalışır. Bunu yaparken de “tarihsellik” kategorileri kurar.

Pozitif bilimlerle beşeri bilimler zaten kendi arasında yöntem, içerik ve kavramsal gerçeklik çatışması yaşarlar. Tanrı rasyonel mantığa vurulamaz: zihinsel kapsam alanı ötesindedir. Pozitif bilimlerin gerçeklik algısı da ancak onunla uğraşanların kapasiteleriyle sınırlıdır. Öte yandan, rasyonelliği sadece “materyale” dökmek zaten yine aynı kısır döngünün ürünüdür.

Dinin yorumlanmasını pozitif bilimle yapmak dini pozitivist mantıkla algılamaktır.

Dinin yorumu beşeri bilimlerin bakış açısıyla anlamlı olacaktır.

Dinin mutlak tartışılmazları vardır. Ancak anlaşılmazları olmaması gerekir. Oysa bilimin, tartışılmazı yeni bir tartışma çıkana kadar geçerlidir. Hatta yolda da değişebilir. Tevrat ve Kuran astronomi, oşinografi kitapları değildir. Gemiden, okyanustan bahsetmesi Kutsal Kitapı denizcilik ders kitabı yapmaz. Abdest almak “sağlığa uygunluk” için değildir, ibadete hazırlıktır. Orucun sağlığa yararlarından bahisle orucu teşvik pozitivist kaşıkla Müslüman iftarı yapmaktır. Sindirim sistemini çalıştırmak için Teravih namazı kılınmaz. Spor salonlarının işlevini namaza yüklemek abesle iştigaldir. Her dinin bilim ve gerçekliğe bakışı zaten farklıdır. Bilgiyi teşvik eden din veya yorumu kadar, engelleyen din veya yorumu da vardır.

Öte yandan…

Bilim kendi başına dogmatik de olabilir. Aristo’dan Einstein’e gelen süreç akıllardadır. “Gerçeklik” sadece materyal dış âlemden gelmez. Laiklik tartışmalarına kadar giden bir dolu kavganın özünde de esasen din ve bilim arasındaki karşılıklı mütecaviz mantık yatmaktadır. Dini “hakikatlerin” illa da ilmi “tahkikatlarının” yapılması mükellefiyetleri yoktur.

Dinle bilimin çatıştığı noktalar var oldukça birini diğerine uydurmak için tornaya sokmak, yontmak ikisine de haksızlık yapmaktır. Din ile bilimi illa da aynı kefede tartışmak baştan yanlışlıktır. Çünkü ikisinin alanları ve metotları farklıdır. Bütün bilimler aslında Tanrı’yı anlama yönünde birer küçük ipucu sunsalar da, bütün güzel sanat alanları kaybedilen bir öz güzellik ve hakikate yönelişin tezahürleri olsalar da, Tanrıyı somut hale getiremezler. O nedenle, dine inanan bu tartışmayı Sanatkârın sanatıyla algılar. Güzellik ve gerçek aynı Tanrı’nın iki ayrı tecelli alanlarıdır. O halde güzellik de gerçek de dini metinlerden ya da din adamından çıkmasa da takdiri hak eden unsurlardır. Buna sanatın uğraştığı güzellik ve bilimin uğraştığı gerçeklik de dâhildir.

Yeter ki bilim ve din üzerinden verilen kavga yekdiğerini yok etme ya da onlar üzerinden güç edinimi için olmasın!

Siz hâlâ Kaptan Cousteau’ya Rahman Sûresi’mi okutuyorsunuz?

Ya Yunus Sûresi’nde takılıp kalırsa!

Metin Boşnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.org

YORUMLAR 1
  • KENAN 3 yıl önce Şikayet Et
    Eyvallah Kardeşim. Net ve güzel olmuş.
    Cevapla