Metin BOŞNAK
Metin BOŞNAK
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Gelenek müritleri ve kimlik

GİRİŞ 11.07.2011 GÜNCELLEME 11.07.2011 YAZARLAR

An vardır, gelenek hayattır, gelecektir.
An gelir, gelenek tabu olur.
An gelir, yabancılaşır gelenek.
An gelir, artık gelenek ölümcüldür.
Ve gelenek gelmeyen eklerini arar.  

Gelenek yaşadıkça, toplumda bir ihtiyacı karşıladıkça anlamlı olur.

Gelenek bir deniz ise, ona karışan her akarsu onun kimliğini tayin eder. Ona karışır, karışınca onda kaybolarak kendini daha büyük varlıkta yeniden var eder. Onda kimlik bulurken, o kimliğin ortak belirleyicisi de olur. Onda kaybolurken, kendi varlığıyla besler ve fakat uyumu varsa denizin rengi aynı kalır.

Geleneğin gücü kendine akan suları, kendine dönüştürmeyi bilmesindedir. İşte bu noktada gelenekle ilgili tavırlar oluşur.

Gelenek oluşmasında “gelenek müritleri”; yıpranmasında “gelenek mürtetleri” belirir. Onlar ifrat ile tefritin somut unsurlarını temsil ederler. Her iki halde de gelenek zayıflar, kurur ya da renk değişimine uğrar.

Gelenek müritleri geleneği hangi sebeplerden ötürü tabulaştırırlar?

Gelenek üzerinden kimlik edinme ile gelenek doğrultusunda kimlik yaratma farklıdır. Gelenek müritleri kendi geleneklerinden başka gelenekleri bilmezler. Bilmek de istemezler. 

Dolayısıyla coğrafi, milli, tarihi ve bireysel farkları göz ardı ederek sadece kendi geleneklerini her yerde ikame etmek isterler. Bunun nedeni, bireysel iradeden mahrum olmaları ve geleneğin oluşma aşamalarını bilmemeleridir.

Gelenek müridi, aslında geleneği de geleneğin kendini yücelten belagati doğrultusunda bilir.

Kendi geleneğinin de aslında tarihsel bir diyalektik süreçten geçtiğini düşünmez. Ona göre, gelenek başta nasılsa hale öylece intikal etmiştir.

Gelenekle turas’ı da birbirine karıştırır. Hâlbuki yazılan her yeni yazı ve edilen her kelam aslında, doğan her yeni çocuk gibi, mevcut olanların içinde kendine yer açar ve ona kendini bireysel anlamda eklemler. Yani her doğum, her yeni yazı, her yeni kelam, aslında önceki doğanı, önceki kelamı ve yazıyı itekleyerek kendine yer açar, onlara “rakip” olur.

Gelenekte sırf aktarılan yaşantılar varken, turasta mazinin gelecekliği, geleceğin maziliği iç içedir. Turas geleneği çalışarak geliştirme iken, gelenek sadece “atadan görmeyi” ifade eder.

Lakin…

Yeni olan veya yeni görünen, gelenek müridini rahatsız eder. Bu “yeni” zımnen mevcudun yetersiz veya eksik veya arazlı olduğunu ifade eder. O nedenle, geleneği bilmeden geleneğe karşı çıkmak veya onu bilmeden müdafaa etmek sevdasına kapılır.

Aslında, onun kabullendiği gelenek de “yeni” olduğu zamanlarda aynı tür bir tepkiyi görmüştür. Onun şimdisi ve hemeniyle içselleştirdiği gelenek badireler atlaşmış ve gelenekleşme aşamasında kabuk değiştirmiştir.

Gelenek müridi ise geleneği, son kabuktan ibaret sanarak onu ezeli ve ebedi silsile içinde değişmezlikle algılar. Geleneğin kabuğunu, kaplumbağanın kabuğu gibi kendisine sığınak yapar. 

Gelenek, müridi için sadece sığınma evidir. Evin bakımını da geleneğe bırakır. Ama kaplumbağa kabuğu gibi onu taşımakla, haldeki taarruzları da gelenekle karşılar. Bu şekilde onun daha çok hasar almasına neden olur. Bu arada geleneğin kabuğuna sıkışarak, başını dışarı çıkaramaz hale gelir.

Bir başka deyişle, geleneğin kutsanması taassubu, tabulaştırmayı ve akışkan geleneğin donmasını beraberinde getirir. Aslında yüzeyde olan donmanın, alt kısımlarda akışkan devamlılığının farkında olmadan, o yüzeydeki buzları gelenekleştirir. Farkına vardığı noktada gelenek sandığı buzlar da zaten alttan aşınmayla erimiş ve geleneği bitirmiştir.  O hala donan yüzeyde yürüme çabasıyla hareket eder.

Diğer bir gelenek algısı problemi ise, gelenekteki kimi hala geçerli ve gerekli olan unsurları geleneğin tamamına teşmil etmek suretiyle kutsanmasıdır. O kül’den hiçbir cüzü bu kutsiyet halesinden uzak tutmama hissi. Ve bununla gelen vehim ve paranoyak korkular.  Arkasından “kurtarıcı” beklentisi ve “tek yolcu” sultacı mantık gelir. Gelenek artık total algıları üreterek totaliter bir insan üretim mekanizmasına döner.

Anlamadan yüceltme hissi de gelenek müridinin özelliklerindendir.

Gelenek genellemekten ibaret kaldıkça Hakikatler ve güzellikler ancak ayrıntılarda ortaya çıkar. Tersini ifade ederseniz, gene bu ifade geçerlidir. Gelenek müridi ise anlayarak seçmemiş, olanı taklit ve takdis etmiştir. “Ya atalarınız yanılıyordu ise?”  kelamının deruni çağrışımlarına kulak tıkar. Bu manada gelenek, aslında ecdat kutsamaktan öteye gitmez.  Ankebut suresindeki:  “Siz Allah’ı bırakıp putlara taptınız. Tek sebep, bu dünyada kendinize (ve atalarınıza) karşı duyduğunuz sevgiye esir olmanızdı” ayeti de bu konuyu muhatap almaktadır. Geleneği yüceltmek suretiyle gelenek müridi aslında kendini yüceltmek ister. Telafi psikolojisinin tarihsel izdüşümünde bir seyir defteri olarak kalır.

Geleneği aşma gayreti, istidadı ve enerjisi gelenek müritlerinde yoktur.

Geleneğin değeri onda--kendisi anlamlandıramasa da--sadece geleneğin eski veya yaşlı olmasıdır. Ölmek veya ortadan kalkmış olmak kavramları da buna takdis usulü açısından katkı yapar. Hâlbuki toplum “yaşamaya” devam eder. Her “giden” onun gözünde “yeri doldurulamayanlar” listesindeki panoramaya eklenir.

Sorarsanız boşalan yerin niye dolmadığını, size amiyane-velev ki hasbi olsun-ifadelerle ancak anlatacaktır meramını. 

Mürit geleneği yazmak yerine, geleneğe yazılır.

Ve gelenek mürtetleri sahneye çıkarlar…

Metin Bosnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.org

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL