Tanrı ve Şeytan kıskanç olabilir mi?
İnsanla insan, insanla eşya, insanla hayvan arasında (Adler’in ifade ettiği gibi) farklı özellik ve “üstünlük”lerden dolayı kıskanmalar olduğu gibi, kendi kudret alanına başkasının girmemesi, başkalarına kendinden fazla itibar edilmesi anlamında Tanrı ve insan cihetinde de bu tür kıskançlıklar olabilir.
Burada kültürlerin insanı ve Tanrıyı nasıl algıladığı da önem kazanmaktadır. Kimi kültürlerde Tanrı’nın insani suret ve halette algılanması buna etkendir.
Tevrat’taki Tanrı Yehova’nın “kıskanç bir Tanrı olduğunu ifade etmesi” bunun göstergesidir. Yehova’nın sadece kendisinin tanınması yönünde bir telkinde bulunması, aslında on iki Yahudi kabilesinin farklı totemlerini esas almaktadır.
Zamanla birleşik krallık haline dönüşürken totemik özellikleri olan “tanrıları” bir anlamda kendi şahsı ve kendine tapınan kabile nezdinde bire indirmek istemektedir. Böylece, Yehova Yahudi kabilelerinin tümünün Tanrısı olurken; öte yandan, hâlâ sadece Yahudilerin Tanrısı olarak kalması da bu duyguya bir başka boyut katmaktadır.
Yani Yehova diğer tanrıları kıskanırken, Yahudi algısında Tanrı’yı diğer kavimlerden kıskanma da vardır. Yahudilerin kendilerini “seçilmiş” kavim görmesi bunda ana etkendir. Ayrıca, hem Yahudi hem de Greko-Latin (GL) geleneklerinde “tanrıların” (ve “tanrıçaların”), insan suretinde algılanmaları sonucunda ortaya çıkan insan biçimsel özellikleri de bu tasavvurun ürünüdür.
Hatta Eski Yunanda (EY) aslında Truva Savaşının temelinde olduğu varsayılan Helen efsanesi, yine önceleri tanrıçalar ve bir ölümlü kadın arasında başlar. Yapılan kimin daha güzel olduğunu belirleyen seçimde Paris, Eski Yunan’daki yeryüzündelik boyutundaki güzelliği ortaya koyarken, tanrıçaları kızdırmış ve müteakip savaşlara yol açmıştır.
“Kozmos” (“güzellik”) kelimesini evreni adlandırmada kullanan EY, aynı zamanda güzelliğin kaynağından çok, İlahi saydıkları ile ölümlüler arasında bir rekabeti tahayyül etmiştir. Batı geleneğindeki güzellik yarışmasının ilk rekabet ve ardından gelen maşeri savaş böyle başlar.
EY algısında Athena ve Hera’nın denizleri köpürten öfkeleri o meşhur Truva Savaşının özündeki tetikleme unsuru olmuştur. Helen kazanır, ama EY kafasındaki algı gereği, bir “kadın yüzünden” nice şehirler yok olacak ve nice erkek ölecek, kadınlar çocuklar acı çekecektir. Pandora efsanesi ile birleşince EY kafasındaki kadının yeri daha onaylanmış bir veri olarak asırlarca devam edecektir. Tabii onlarla beraber de gelişen yeni kıskançlıkların türleri de. Buna aslında kadını aşağılama tarzında zuhur eden kadın nefretini ve düşmanlığı da eklemek lazımdır.
EY’daki kıskançlık türleri sadece güzellikte yarışma ve sadece kadınlar arasında değil tabii ki. Erkekler arasındaki kıskançlıklar da söz konusu ve güç-iktidar ilişkisi bağlamında ortaya çıkmaktadır.
Tanrılar ve tanrıçalar, arasındaki kıskanmalar--kendileri doğrudan mücadele edemedikleri için--insanlar üzerinden bu mücadeleleri sürdürmeleri gerekmektedir.
Daha da önemlisi, Zeus’un “baş tanrı” olarak ortaya çıkması da aslında böyle bir duruma işaret ediyor. Kâinatın nasıl yaratıldığını anlatan Hesiod’un M.Ö 9. asırda kaleme aldığı Theogony isimli eser, “Tabiat Ana Gaia” ve önce Uranüs sonra Kronos/zaman arasındaki ataerkil hükümranlık unsurlarını başlatırken, mücadele Kronos’un Gaia’ya ya da anaerkil düzene üstünlüğü ile biter.
Ama orada kalmaz: Gaia, oğlu Zeus’la işbirliği yaparak, Kronos’u alt ederse de bu başlayan ataerkil sürecin hâkimiyetini etkilemez.
Tarihte Freud daha “Oedipus kompleksi” kavramını kullanmadan ve hatta Oedipus ortada yokken böyle bir Oedipal savaşın varlığı yine kıskançlıkla bağlantılı olarak ifade bulmaktadır.
Defne ve Apollo arasındaki ilişki ve arkasından gelen cezalandırma ve Kassandra ile ona geleceği okuma yetisi veren Apollo arasındaki ilişki de EY mitolojisindeki örneklerden sadece birkaçıdır. Tevrat’taki Hz. İbrahim’in karısı Hacer ile onun kuması arasındaki kıskançlık da konuya uygun ayrı bir başka örnektir.
Önce iki kadın arası kıskançlık gibi görünür, ama bugüne uzanan Filistin-İsrail sorununu temsile eden ikilemin özünü oluşturur. İbrahim’in nesli Yahudi karısından olan “oğlu” ile devam edecektir.
Yahudi-Hıristiyan (YH) geleneğindeki, “asli günah” kavramının özünde olan da aslında aynı şeydir. Eski Ahidin Tekvin bölümünde, cennetteki “yılan” Havva’yı mealen “ Tanrı sizin kendisi gibi ölümsüz” olmanızı istemiyor, ondan dolayı size iyilik ve şer ağacının meyvesini yasakladı” diyerek ikna eder. Havva’nın bu yöndeki iştahını kabartarak ve Âdem’i de aynı minval üzere etki altına almakta başarılı olur. Nitekim Tevrat’taki Âdem’in, kendisini Yehova’nın yasakladığı alana teşvik eden Havva ile Yehova arasında tercih konusunda sıkışması, yılan(Şeytan)ın dolaylı olarak galibiyetini ifade etmektedir. Zerdüştlük etkisiyle özellikle Hıristiyanlıkta öne çıkan Şeytanın “Tanrı” kadar güçlü olduğuna dair inanış aslında bu hikâyede bariz olarak ortaya çıkar. Âdem’in “o, senin benim olsun diye verdiğin kadın var ya, o verdi ben de yedim!” derken hem Tanrıyı hem de Havva’yı suçlaması, günah keçisi olarak kadının oluşumunda tarihsel bir başlangıç yaparken, bir bakıma Şeytanın insanların gözünde kıskandırıcı olan ölümsüzlük ve bilgi sorunsalını ortaya koyar; aslında, bilgi ile farkındalıkların da nasıl büyük bir mahkûmiyete yol açtığını ifade eder.
“Tanrı” Yehova’nın buradaki öfkesi altında yatan şey, yasaklarının çiğnenmiş olması kadar, yılana ikna ve iktidar alanını kaptırmış olması da yatmaktadır. Tevrat’ın özellikle ilk iki kitabında Yehova çok değişik kıskanma ve kudret alanını kaptırmama eylemine başvurur. Bunu yaparken bir tanrısal otorite olarak değil, adeta meşruiyetine kendi inanmayan ve tahtını/iktidarını kaybetme korkusu yaşayan otokrat bir dünyevi kral gibi davranır. İnsanın kendi gibi olmasını istemezken, insanları kendine tehdit olarak da görür. Bu duruma tepkisinin en belirgin tezahürü ise Babil hikâyesindedir. İnsanlar (Yehova’nın istediği gibi) çoğalmış, arzı kaplamış, medeniyet katmanları ve kurumları oluşmuştur. Ne ki yükselen binalar ve çoğalan insanlar, Yehova’yı endişeye teşvik eder. İnsanlar onu unutacak ve hatta tanrılık gücünü eline alacak endişesi ile şehri yok ederken, insanların da birlikteliklerinin, iletişimlerinin en başlıca unsuru olan dillerini karıştırır ki insanlar birbirini anlamasın ve kendine karşı güç birliği yapamasınlar. Dildeki keşmekeş toplumdaki diğer her türlü anlamlı hiyerarşiyi de yok eder ve kalan sadece Yehova ile insanlar arasındaki hiyerarşi olur.
Tevrat’taki “asli günah” sonrasında işlenen ilk katil eylemi de kıskançlık yüzünden vuku bulmuştur. Aslında burada fitnenin özünde adaletli davranmayan ve neden adil olmadığını da açıklamayan Yehova’nın kendi davranışı yatmaktadır. Şöyle ki: Yehova Habil ve Kabil’den kendine adak sunmalarını ister ve her iki kardeş de adaklarını yaptıkları faaliyetler üzerinden ürettikleriyle yapar. Yehova’nın isteği üzerine Habil, kendi ürettiklerinden hayvan adağında bulunurken, Kabil de ziraat ürünlerinden adak sunar ve her ne hikmetse Yehova kabul etmez.
Bunun sonucunda, kinlenen Kabil Habil’i öldürerek kanını ziraat yaptığı toprağa döker --ki bu iki kardeş arasındaki kavga aslında insan toplumlarında avcılık ve hayvan yetiştirme aşamasından daha yerleşik bir kültür olan ziraat toplumuna geçişi de simgesel olarak dile getirir. İnsan toplumunda bir dönem kapanır ve yeni bir dönem başlar. Katil olan Kabil, önce lanetlenir sonra da koruma altına girerek aslında bir tür ödüllendirmeyle muhatap olur.
Tevrat’ta kıskançlık konusunu en iyi işleyen surelerden biri yine Tekvin’in devamında, Yusuf ile kardeşleri arasında ve daha sonra da Yusuf ile Naibin karısı arasında geçer. Babaları Yusuf’u çok sevdiği için ona tuzak kuracak ve fakat Yusuf yine de Yahudi kabilelerini temsil eden kardeşlerini unutmayacak; hatta sonra kazandığı başarılar sayesinde onlara yardım da edecektir. Mısır’daki başarıları onu pek çok açıdan terfi ettirecektir, ama bu sefer de Naibin karısının kendine yaptığı teklifi kabul etmeyip (bir anlamda dedesi Âdem’in hatasını tekrar etmekten kurtulurken) bu sefer de onun sıkıntısını çekmesi gerekecektir.
Naibin karısının önce sahiplenme sonra kıskanması onun hayatında yeni bir evreye yol açar. Yusuf’un zindana düşmesi, Âdem ve Havva’nın “düşmesi” gibi olmayacaktır. Onun rüya yorumuyla kendine duyulan ihtiyaç ve sonra gelecek kıtlığı iyi okuması sonucunda aldığı tedbirler onu tekrar iktidar alanına taşıyacaktır. Onu babaları daha çok sevdi diye husumet odağına dönüştüren kardeşleri aslında kıskançlık kıskacından yine de kurtulamazlar. Sadece Yusuf’un himmetinden istifade ederler.
(Devam edeceğiz)
Metin Boşnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.net