İnsanın parayla imtihanı
Ey para sen nelere kadirsin…
Günümüzde insanlık öyle bir hal aldı ki parayı bulan kişi, her şeye sahip olacağını zannetmeye başladı.
Eşyanın büsbütün insana hükmettiği tuhaf bir dönemin içindeyiz. İmkanlar arttıkça insani hasletler azalıyor. Fırsatlar çoğaldıkça insanı ayakta tutan değerler eksiliyor. Maddi durum kuvvetlendikçe buna paralel olarak sahip olma duygusu tavan yaparken; insan olma, erdemli olma ve kendini gerçekleştirme gibi sırf insana özgü fıtri değerler kızgın güneşe maruz kalmış buz kütlesi gibi eriyip gidiyor.
Bu kadim yanılgı, içinde yaşadığımız görüntü ve beğeni çağında öyle bir hal aldı ki parayı bulan cenneti bulduğunu sanır hale geldi.
Herkes paranın peşinde. Bu durum modern insanın içine öylesine hakiki bir var oluşsal dert olarak oturmuş ki çağın pek çok ferdi parayı bulmak için akla hayale gelmeyecek her yöntemi denemeye başladı. Bu da yetmiyormuş gibi bu uğurda helal-haram, insani-gayrı insani, erdemli-erdemsiz gibi değer yargılarına takılmadan parayı elde etmek için bütün yolları ve usulleri mübah görmeye başladı.
Bu işin sonu nereye varır bilemeyiz ama bu sürecin pek çok insanı uçuruma sürükleyeceği muhakkak.
Bununla ilgili çarpıcı bir örnek İngiltere’den geldi.
Bir İngiliz’den bize ne? Diyebilirsiniz ama hemen acele etmeyin. Mesele İngiltere’de yaşayan 39 yaşındaki Rachel isimli kadınla ilgili olsa da ucu bize dokunuyor. Rachel Hanımefendi belli ki parayı bulmuş. Dünyada yarım kalan bir hayalini gerçeğe dönüştürmek adına hemen kolları sıvayıp harekete geçmiş. Dünya cennetim neden eksik kalsın? Modunda herhalde.
Bir çocuk istiyor Rachel ve özelliklerini kendisi belirliyor.
Araştırmalarını yaptıktan sonra 4 bin Euro ödeyerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki bir tüp bebek merkezine başvuru yapıyor Rachel. Burada kendisine bütün seçenekler sunuluyor. Heyecanının doruklarında olan Rachel, başta saç ve göz rengi olmak üzere bütün fiziksel özellikleri titizlikle inceledikten sonra Danimarka genine sahip bir donör tercih ederek umut yolculuğuna çıkıyor.
Rachel için buraya kadar normal seyrinde devam eden yolculuk, büyük bir hayal kırıklığıyla neticeleniyor.
Bir süre sonra doğum gerçekleşiyor ve Rachel doğan bebeğe Jonah ismini veriyor. Şu kadar var ki Jonah, Rachel’in istediği fiziksel özelliklere sahip değil. Büyük bir şok yaşayan Rachel, bir merkezde gen testi yaptırıyor. Gen sonuçları Rachel’in şüphesini doğruluyor. Çocuk için Danimarkalı donör kullanılmadığı bu şekilde ortaya çıktıktan sonra Rachel, uygulamayı yaptırdıkları şirkete başvurarak donör kodlarını sisteme sorgulatıyor. Burada ikinci bir hayal kırıklığıyla yüzleşiyor. Zira kayıtlar incelendikten sonra merkeze daha önce böyle bir teslimatın yapılmadığı ortaya çıkıyor.
Bu skandal, daha büyük skandalların habercisi aslında…
Bu skandalın kokuları etrafa yayılınca benzer durumda olan aileler soluğu sağlık merkezlerinde alarak gen testi yaptırmaya başlıyorlar. Nitekim bu sürecin sonunda 30 çocuğun biyolojik kökenlerinin Türk olduğu ortaya çıkıyor. Parası olan her hayalini gerçeğe çevireceğini zannediyor. Bu doğru. Çoğu zaman bunu başarıyorlar da. Ne var ki bir de parayı bulmak için fırsat kollayanlar var. Onlar da parası olanların hayallerini kullanarak bunu elde etmek istediğinde işte böyle skandallar patlak veriyor.
İşte, parası olanla parayı bulmak isteyenlerin bu tuhaf hayal çatışması, Danimarkalı donör vaadiyle ailelere fahiş fiyatla üreme hücresi pazarlama skandalını ortaya çıkarmış oldu.
CİMER’e yapılan bir ihbar üzerine savcılar harekete geçti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 53 şüpheli hakkında işlem başlatılırken, bunlar arasında örgüt yöneticileri, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları, seyahat organizatörleri ve donör kadınların da bulunduğu açıklandı.
Soruşturma çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı;
Bunlardan birisi, Türkiye'de 41 kadının 811 kez üreme hücresi satışında bulunduğunun tespiti. Tüyler ürpertici bir tespit bu. Para karşılığı pek çok çirkin işin yapıldığını duymuştum ama bunu ilk defa duydum ve şok oldum. Burada insanlığın para karşısında düştüğü içler acısı duruma mı üzüleyim, dinimizin hassasiyetle üzerinde durup kati kurallar koyduğu nesep güvenliğinin yok edilmesine mi yoksa aile kurumunun un ufak oluşuna mı? Bilemedim doğrusu.
Soruşturmada ortaya çıkan sonuçlardan ikincisi bu yasa dışı ağın KKTC, Arnavutluk ve Gürcistan'a uzanan bağlantılarının ortaya çıkarılması.
Ülkemizin ve göz bebeğimiz KKTC’nin böyle çirkin olaylarla gündeme gelmesi gerçekten insana büyük üzüntü veriyor.
Demek ki çok daha fazla çalışmalı ve ihbarlardan önce insanlığın fıtratına musallat olmuş bu sinsi yapıları ortaya çıkarıp etkisizleştirmeli. Yoksa çocuklarımıza güvenli bir dünya bırakmamız hayal olacak…
Mürsel Gündoğdu / Haber7
murselgundogdu@gmail.com