1915 taziyesi... Cesaretin siyaseti
Ya Erdoğan'ı konuşuyoruz ya da Erdoğan'sız konuşamıyoruz. Gündemi böylesine yoğun ve aralıksız kuşatan, tartışma alanlarını ipotek altına alan başka bir lider olmadı. Erdoğan'ı farklı kılan şey sadece konuşulur olmayı başarmak değil aynı zamanda konuşulmaya değer olmaktır.
Nasıl oluyor? Doğal ve yenilikçi bir yöntemle...
1915 Ermeni tehciri 100 yıl sonra bu ülkenin lideri tarafından tarihe bir özürle geçiyor ve dünyaya bir empati ilanı olarak duyuruluyor.
Yapmasa ne olurdu?
Erdoğan... İstese ve siyaseten işine yarayanı veya daha garantili olanı tercih etse, inkara sarılıp şoven bir dil kullanabilir miydi? Kullanırdı.
Mustafa Kemal'den beri yapılana tabi olsa siyasi risk almak yerine başını kuma gömse kimse kendisine bir şey diyebilir miydi? Diyemezdi.
Veya, zaten Türkiye'nin aleyhine kesinleşmiş soykırım kanaatiyle "ortak acı"dan ve "adil hafıza" yla yüzleşmek yerine siyasi pazarlığa girişmiş olsaydı, başı ağrır mıydı? Ağrımazdı..
Garantili olanı değil cesaret isteyeni tercih ederek, hem kendisini, hem partisini ve hem de Türkiye'yi ayrıcalıklı kılan yola girdi. Tabularla savaşan, gerçeklerle yüzleşen yola...
Acı denilen şey her şeyden önce onu çekenin, onu yaşayanın ve tarihi o hatırayla geçirenlerin acısıdır. Ermeniler, bu topraklarda acıyı yaşadılar. Erdoğan, "Ermenilerin yaşadıklarını anlamak insanlık vazifesidir" diyerek ve taziye ileterek doğru olanı yapmıştır. Komplekssiz, kaygısız ve takıntısız bir tavırdır. O dönemde yaşanan acıların hepsine insan olarak borcumuz vardır. Ermeni çetelerinin katlettiği Türklerin acısı nasıl unutulmaz ve derinse, tehcirin yok ettiği Ermenilerin acısı da öyledir.
Ama bir acıyı anlamak için başkasının acısının siyasetini şart koşmak insani değil politik bir tavırdır. Türkiye Başbakanı önceki gün işte o tabuyu yıktı, geçti. Cesaretin siyasetine değerli bir halka daha ekledi...