‘Paralel operasyon’ Komisyon’dan geçemedi
Karardaki 9 imza AK Partili üyelere ait; 9’u da hukukçu. CHP ve MHP’li üyelerin tamamı hukukçu değil, onlar Yüce Divan yönünde oy kullandı.
AK Partili üyelerin gerekçeleri şöyle özetlenebilir:
- 17-25 Aralık siyasi operasyondu. Kimlerin nasıl organize ettiğini o tarihten sonra her yönüyle ortaya çıkarılan ‘paralel örgüt’ yapılanmasında gördük.
- 17-25 Aralık, 7 Şubat MİT krizinden, dershane tartışmasından, Suriye Türkmenleri’ne yardım götüren MİT TIR’larına operasyondan, beddua seanslarından, yargı kumpaslarından, yasadışı dinlemelerden, Başbakan’ın ofislerine dinleme cihazı konulmasından, Dışişleri Bakanlığı’nın dinlenmesinden bağımsız değildir.
- ‘Bahane’ olarak gösterilen suçlamalarla ilgili deliller hukuksuz elde edilmiştir, geçersizdir. Bunlarla yapılacak adil bir yargılamada ceza çıkmaz. Bunu bildikleri için medyaya sızdırarak algı operasyonuyla sonuca ulaşmak istediler.
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmalar hakkında ‘takipsizlik’ kararı vermiştir.
Komisyonun hukukçu üyelerinden AK Parti Konya Milletvekili Mustafa Akış’a, inceledikleri dosyalar ve karara ilişkin düşüncelerini sordum.
Özetle aktarıyorum:
- Kararı sadece ‘siyasi’ saiklerle vermedik, adli yönden de inceledik.
- Soruşturmanın kaynağı, 2007’de bir uyuşturucu operasyonunda elde edilen telefon konuşmalarında ortaya çıkan şüpheler, 2008’de isimsiz bir ihbar mektubu ve bir MASAK raporu.
- Ancak 2012’ye kadar 4-5 yıl bu ihbarlarla ilgili hiçbir işlem yapılmamış!
- 2012’de yeni bir imzasız ihbar mektubu gelmiş. Bütün şüpheliler, telefon numaralarına kadar bu mektupta listelenmiş!
- 1 Ağustos 2013’te bir başka imzasız ihbar mektubu gelmiş; aynı IP adresinden daha önce de 12 kez ihbar geldiği anlaşılmış, ancak ihbarcının kimliği araştırılmamış; diğerleri gibi ‘güvenilir delil’ sayılmış!
- Bu kadar ‘ayrıntılı’ bilgiler bulunan ihbar mektupları, “polisin, yaptığı istihbari dinlemelerle elde ettiği bilgileri ‘kendine’ ihbar ettiği ve bunun üzerine adli soruşturma başlatıldığı”nı gösterir.
- İsimsiz ihbarlarda Rıza Sarraf’ın ‘altın ihracı’ meselesi uyuşturucu ve PKK ile ilişkilendirilmiş, ancak bu konular soruşturmada dikkate alınmamış, Sarraf’ın takibinde kullanılmış.
- Bu da, ihbarların sadece planlanan soruşturmayı başlatmak amacıyla özel olarak hazırlandığını gösteriyor.
- Polise, 18 Temmuz 2012’de gelen bir isimsiz ihbarın soruşturması iki ay sonra, 13 Eylül 2012’de başlatılmış; arada neler olmuş, bilinmiyor.
- Soruşturmada ‘son tedbir’ olarak uygulanması gereken ‘dinleme’ en baştan başlatılmış.
Dinleme kararlarını uzatan hakimler de skandallara imza atmış:
- 17 Eylül 2012’de verilen ilk dinleme kararını 14 Mart 2013’te uzatan hakim, “17 Mart tarihinden itibaren” ifadesini kullanmış; yani insanüstü bir güçle “kalan üç günde delil elde edilemez” kararını verebilmiş!
- İstanbul 34. Sulh Ceza Hakimi ise daha ileri gitmiş ve 9 Temmuz 2013’de verdiği uzatma kararında, “4 Temmuz 2013 tarihinden itibaren..” diyerek geçmiş tarihli dinleme kararı vermiş!
- İki yıl boyunca, tanıklıktan çekinme hakkı olduğu için kaydedilmesi yasak olan kişilerle (karı-koca, baba-oğul vb) konuşmalar dahil, tüm konuşmalar kaydedilmiş; sonra bunlardan bazıları hakkında da dinleme kararı alınmış.
- Dinlenenlerden 32’si şüpheli olarak zikredilmiş, ancak 100’den fazla kişi ve 300’den fazla numara dinlenmiş!
- Polis fezlekelerinde birçok eylem ‘suç’ diye sıralanmış, ancak bunlara suçüstü yapılarak müdahale edilmemiş ve ‘suçun işlenmesini önlememek suçu işlendiği itiraf edilmiş.
Yani ‘şartların olgunlaşması’ beklenmiş!
- Dosyadaki polis raporlarında, “Nisan 2013’te tüm şüpheliler tespit edildi” deniliyor. Ancak bu tarihten sonra da teknik takip ve dinleme devam etmiş!