Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Kırk milyon fidan

GİRİŞ 24.12.2014 GÜNCELLEME 25.12.2014 YAZARLAR

İğne ile kuyu kazmak gibidir.

Bebektir ağlar, niçin ağladığını bilemezsin. Ağzı var dili yok derdini diyemez. Gazı mı var, bir yeri mi ağrıyor, acıktı mı? Bunlar hep deneme-yanılma ile anlaşılır, tecrübe burada çok işe yarar. Anaların, ninelerin nasihatleri genç annelere çözüm olur.

Gece kaldırır seni, terlemiştir, ya fanila değiştirirsin, ya sırtına bez koyarsın. Acaba ateşlendi mi diye endişelenirsin. Eğer ateş varsa, kusma falan telaşlanırsınız, gecenin bir vakti doktor doktor dolaşırsınız.

Bir gün değil, beş gün değil bu bakım bu ihtimam yıllarca sürer. Giyiminden, yemesine, yatmasına kadar hep sizin ilginize muhtaçtır.

Büyür okula gider, okul bitirir, işe girer, evlenir çocuk sahibi olur yine sizin omuzunuzda gezer. Analık-babalık böyle bir şeydir. Çocuklar da büyüyüp çocuk sahibi olduklarında ana-babalığın ne menem birşey olduğunu anlarlar.

Lise ve üniversite yıllarında tatillerde devletin ağaçlandırma birimlerinde çalıştım.

Çok fidan diktik. Erozyonu azaltmak için hendekler kazdık, küçük dereleri ıslah yolunda akıntıyı kesmek için duvarlar ördük.

Eğer o ilde bu ağaç işine bakan dairenin âmiri mesleğini seviyor, tabiatla içli-dışlı ise, hele ki fidanlara bebek gibi bakıyorsa, o fidanlar şanslıdır. Umulur ki o amir o şehirde uzun süre hizmet eder, fidanlar kök tutar, boy atar. Yok adamın tayini çıkıp gidince fidanlar yetim kalır. Yerine gelen âmir ağaçları, suları, çiçekleri değil de; kulüpte briç oynamayı, okey taşı saymayı seviyorsa bu yetimlik çekilmez olur. Fidanlar yetersiz beslenmeden, susuzluk ve bakımsızlıktan daha yaprak açmaya fırsat bulamadan kurur.

Yurdumuzun büyük bölümü kara iklimi altındadır. Yazın sıcak, kışın soğuk. Pek çok bölge dağlarında, tepelerinde ağaç yoktur. Çıplak tepeler. Bozkır da otsuz, ağaçsız uzayıp gider. Buraları ağaçlandırmak emek ister, devamlılık ister.

Fidanı dikseniz de, bebek gibi eliniz sürekli üzerinde olacak.

Kar, yağmur, fırtına toprağı sıyırıp götürür. Güneş yakar, kar yağar, don olur, toprak bir dondu mu baharda ancak çözülür. Susuzluk büyük derttir. İcabında o kel tepelere araçla su taşımak gerekir. Gübre şarttır. Koruma da lazımdır; keçiden, domuzdan öteki otçul hayvanlardan.

Fidancık biraz canlanıp boy atınca, rüzgâr, fırtına onu sallamaya başlar, kökünü oynatır. Onu bir sağlam sopa ile desteklemelisiniz.

Velhasıl fidan yetiştirmek de çocuk gibi seneler alır. Ben bu yolda çok dikilip kuruyan ağaçlandırma alanları gördüm.

Bazı şehirlerin girişindeki tepelerde bazı tabelalar görürsünüz. Falan devlet dairesi ormanı, falan lise ormanı, falan âmirin adını taşıyan orman vb.

Orman yok olmuş, yani fidanlar kurumuş, tabela hatıra kalmıştır. Çok melodramatik bir şey ama tabelalarda “Hatıra Ormanı” ibaresi yer alır. Âmir bir heves personeli harekete geçirerek fidanları bulmuş, kanallar kazdırmış, dikime bizzat katılmıştır. Adını taşıyan tabela oraya çakıldığında gözleri yaşarır. Belki her bahar oraya pikniğe giderler.

Tâ ki âmirin tayini çıkıp gidinceye kadar. Daha önce söyledik yetim kalan fidanlar kurur, tabela öylece durur.

Türkiye Diyanet Vakfı “KAGEM Orman Projesi” kapsamında 81 ilde 40 milyon 500 bin fidan dikmeye karar vermiş. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Rakam büyük. Çevre ile ilgili Bakanlık bu teşebbüsü daha da büyütebilir.

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL