Bugün bana yarın sana
İstanbul'u dolaşanlar mahalle hayatının devam ettiği günlerden kalma bazı adacıkları bugün dahi bulabilirler.
Bunların en göze görüneni mahalle mescitleridir. Mescidin yanında çokluk küçük bir mezarlık olur ki, buna "hazire" derler. Bir çeşme (Bugün muhtemelen akmamaktadır), bir çınar veya çitlembik, mezarlık içinde serviler vardır.
Mescitteki din görevlisi eğer meraklı ise hazireyi temizler orayı bir gül bahçesine çevirir. Eğer başka işlere dalmışsa ihmal eder, hazire çalılar ve sarmaşıklarla kaplanır, mezar taşları görünmez olur.
Eski hayatımız (modernizm öncesi) dine dayalı idi. Ölümle yaşam arasında zar gibi ince bir perde vardı. Yakınlarımız öldükten sonra da aramızda yaşamaya devam ederlerdi. Eski insanlar ölümle barışık idi. Bir şair onu "âsude bir bahar ülkesi"ne benzetiyor; öteki "şeb-i arus" diyordu.
İnsanın dirisine hürmet edildiği gibi ölüsüne de edilirdi. Bu mezar taşlarından bellidir. Eski taşlar orada yatan şahsın bir nevi kimlik kartı gibidir. Nerelidir, hangi ailedendir, kimin oğludur, ne işler yapmıştır, ne sebeple ölmüştür. Doğum ve ölüm tarihleri, varsa tarikat bağlantısı vb.
Kavuklar, fesler, taçlar orada yatan şahsın meşrebini ve mesleğini sembolize eder. Ayrıca çok sayıda şiir yazılmıştır. Öyle ki bu konuda "Mezar taşı edebiyatımız" adlı bir çalışma yapılsa yerinde olur. Bu "şiir" geleneği günümüzde de sürmektedir.
Eski insanların ölümle bu kadar barışık yaşamalarına mukabil modern insan ondan uzak durur. Ölümden (Yok olacağını sandığı için) korkar, ölüden ve mezardan çekinir. Onun istediği hastalıktan ve ölümden kurtulmuş bir dünyadır. Gerçi "ölümsüzlük isteği" insanlığın pagan dönemlerinden bu yana sürüp gelmektedir.
Ölüm ancak "öte dünya" ile mâna kazanır. Geçtiğimiz senelerde meşhur bir mezarlığın kapısına Kur'an-ı Kerim'den bir âyet meali yazıldı: "Her nefis ölümü tadacaktır".
Vaay, sen misin bunu yazan, kıyamet koptu. Neymiş efendim, insanlar zaten sıkıntı içindeymiş, bir de oradan gelip geçerken ölümle burun buruna gelmek istemezmiş. Ölümü hatırlatıp da rahatımızı kaçırmanın ne mânası varmış.
İşte bu sebeplerden diyorum yeni mezarlıklarımız mânasız bir taş yığınıdır. En zengin ailelerin şatafatlı ve bir o kadar kaba mermer mezarları dahi birer çirkinlik âbidesi.
Nerede o küçük ama sanat eseri hattı, tezhibi, çiçeği, oması, sembolü ile hafif yan yatmış eski mezar taşlarımız, nerede bu soğuk nevaleler.
Yeni mezarlar içinde ister önemli bir bürokrat, ister bir sanatçı, ister siyaset adamı şöyle tasarımı sanat endişesi taşıyan bir mezar taşına rastlamak neredeyse mümkün değil.
Tek tük sözü edilmeye değer mezar taşları ise esasen "mezar taşı" olmaktan çok bir "heykel" anlayışı ile yontulmuştur. Uhrevî değil dünyevî bir hava taşırlar.
Eski türbeler dahi küçüğünden büyüğüne birer sanat eseridir. (Bunlardan bazılarını gazino aydınlatmasında kullanılan küçük ve renkli ampüllerle şerit gibi süslüyorlar. Ne kadar sakil bir görüntü ve bilgisizliktir bu.) Bunlara karşılık düşecek "anıt mezar"lar öyle mi? Meselâ rahmetli Turgut Özal'ın mezarına kim mezar diyebilir?
Yeni mezarlıklar içinde belki de halk sanatını devam ettiren bir kaç taş işçisinin elinden çıkma köy mezarları söz konusu edilebilir. Naif ressamların eserlerini andıran, biraz camaltı resimlere benzeyen, boyalı çiçek-dal-yaprak resimleri bu taşlara bir sevimlilik vermektedir.
O da mutlaka yine ancak köylerde kalan ölüme yakın anlayışın eseri olmalıdır. Bunları üzerine Fatiha isteği kadar fazla yazılan "Bugün bana, yarın sana" sözü "Her nefis ölümü tadacaktır"a denk düşmektedir.
Kanal 7 Televizyonu için kadim dostum Ekrem Işın ile yaptığımız "İstanbul Tekkeleri" belgeseli münasebeti ile çok mezarlık dolaştık. Mezarlıklarımızın (İstanbul için) durumu içler acısı idi. Hemen hepsi birer çöplük ve şarapçı mekânı olmuştu. Yollar kaybolmuş, her yanı çalılar ve köpek sürüleri kaplamış, mezarlara ulaşmak imkânsız hale gelmiş, eski mezar taşları çalınıp-satılır olmuştu.
Son dönem İstanbul'u yöneten belediye başkanları bu meseleye el atarak mezarlıklarımızı temizlediler, bakımlı hale getirdiler. Burada emeği geçen her şahsa teşekkür ediyorum.
Mustafa Mutlu - Yeni Şafak
mkutlu@yenisafak.com.tr
-
Ömer çelik 4 yıl önce Şikayet EtÖnemli bir konuya dikkat çektiğiniz için teşekkürlerBeğen